Geçtiğimiz 16 ay boyunca, güne Gazze ile ilgili haberleri ve sosyal medya paylaşımlarını gözden geçirerek başladım ve bitirdim.
Sabahları aile üyelerinden gelen WhatsApp mesajlarına göz atarken, içimi kaplayan dehşet ve korku, çocuklarımı okula hazırlamak ve sabah Zoom toplantıma katılmak için hızla bastırılmak zorundaydı.
Zaman ilerledikçe öldürülen 10 aile üyesi önce 20, sonra 30 oldu ve sayılar artmaya devam etti. Bugün ise rakamlar akıl almaz boyutlarda: En az 100 aile üyesi hayatını kaybetti.
Her gün bunu sindirmeye çalışabilir misiniz?
Her gün yas tutmaya ve yeniden yas tutmaya çalışın. Bu mümkün değil. Sevdiklerimin hayatta olup olmadığını görmek için haberleri okumak distopik de olsa normal gelmeye başladı.
Gazze'den gelen her fotoğrafta ve videoda çocuklarımızın yüzlerini gördüm. Beyaz kefenlerin arasından çocuklarına veda öpücüğü veren annelerle birlikte ağladım. Annelerinin mezarlarına sarılan çocuklarla birlikte ağladım.
Hayatımdaki her şeyin normal olduğu görüntüsünü vermek için gözyaşlarımı sildim ama bir daha asla normal olmayacak.
Diasporadaki pek çok Filistinli, yüksek işlevselliğe sahip olduğumuz ancak hayatta kalanların suçluluk duygusuyla dolu olduğumuz bir durumda. Dünyanın Gazze'deki Filistinlilerin katledilmesini normalleştirmesini izleyerek ve rollerin tersine dönmesi halinde onların bir uzantısı olarak bizim de aynı kaderi paylaşacağımızı bilerek travmatik bir otomatik pilotta hareket ediyoruz.
Dinmeyen Acı
Aile üyelerinizin toplu katliamına tanık olmak hayatınızı sonsuza dek değiştirir. Bu, parmak uçlarınıza kadar hissedebileceğiniz bir acıdır, ağır ve amansızdır. Bir tsunaminin önüne çıkan her şeyi denize çekmesi gibi sizi içine çeker. Kızımın tedavisi olmayan bir hastalıkla doğduğunu öğrendiğimde ben de benzer bir acı hissettim. Beni su üstünde tutması için inancıma tutundum; henüz denize sürüklenmedim.
Ebeveynlik yapmaya, çalışmaya, sevmeye ve umut etmeye devam ederken acıyı da yanınızda taşımayı öğreniyorsunuz. Geçtiğimiz 16 ayın en kötü yanı, sevdiklerimizi kaybetmenin ötesinde, başkalarının acımızı inkâr ettiğini, bu cinayetleri haklı çıkardığını ve halkımızı insanlıktan çıkarmaya çalıştığını duymak oldu.
Kuzenim Nisrin'in ışıl ışıl mavi gözleri vardı. Kızlarımdan biri de aynı gözlere sahip. Nisrin bir hava saldırısında öldürüldü. Son anlarının nasıl olduğunu merak ediyorum; öldürülmeden önce küçük çocuklarının çığlıklarını duydu mu? Ben de Nisrin olabilirdim. Bizi sadece ilahi kader ve şans ayırdı.
Çocukken yüzünde her zaman sevimli, yaramaz bir gülümseme olan kuzenim Vasim, en son Instagram'da Mısırlı sınır muhafızlarına bağırırken görüldü. Sınırı açmaları için onlara yalvarıyor ve şöyle bağırıyordu: “Hepimiz burada öleceğiz. Hepimizi öldürecekler.”
Bir sonraki hafta Vasim öldürüldü. Instagram'daki ‘uğursuz sözleri’ sonsuza dek aklımdan çıkmayacak. Acaba kaderinin bu olacağını hayal etmiş miydi? En küçük oğlu saldırıda travmatik bir beyin hasarı geçirdi; bunu onu kanlı bir beze sarılmış bir karton kutunun üzerinde uyurken gösteren bir Instagram paylaşımından öğrendim.
Bir gün babasının sınır muhafızlarına bağırdığı Instagram paylaşımını görecek ve neden yardım etmediklerini merak edecek mi?
Aralık ayında Gazze'deki çadırında donarak ölen bir doktorun hikâyesine rastladım. Gazze'de pek çok insan sokaklarda ve dayanıksız çadırlarda yaşıyor. Bu da soğuk havayı daha ölümcül hale getiriyor.
Bu adamın yardım ablukası nedeniyle ne kadar yetersiz beslenmiş olabileceğini ancak hayal edebilirim. Doktorun adını hemen tanıdım ve şüphelerimi teyit etmek için hemen anneme bir mesaj gönderdim: kuzenimizdi.
Yıkılan Hayaller
Adı Ahmed'di. 35 yaşındaydı ve Gazze'deki Avrupa Hastanesi'nde çalışıyordu. Ahmed'e Gazze'den ayrılması için fırsatlar sunulmasına rağmen, hayatını Filistinli kardeşlerine bakmaya adadı.
Ahmed'in ailesi son yıllarında büyükanneme baktı. En büyük amcam o kadar minnettardı ki zamanı geldiğinde Ahmed'in tıp eğitimini ekonomik olarak destekleyeceğine söz verdi ve bu sözünü yerine getirdi.
Bu, Gazze'de doktor olmayı hayal eden ve bunu gerçeğe dönüştüren bir çocuğun nadir başarı öyküsüydü. Gazze'deki pek çok çocuk büyük hayaller kuruyor, ancak bu hayallerin İsrail baskısı ve fırsat yokluğu altında ezildiğini görüyoruz. Nihai ölümleri İsrail devleti tarafından ortadan kaldırılan potansiyel bir güvenlik tehdidi olarak görülüyor.
Ahmed'in adı Gazze'de katledilen sağlık çalışanlarının uzun listesine eklendi.
Çadırında gözlerini kapatana ve bir daha uyanmayana kadar hastalarının yanında kaldı. Bir arkadaşım bana Ahmed'in soykırımdan önce Instagram'da paylaştığı bir fotoğrafını gönderdi. Son nefesine kadar Filistinli kardeşleriyle ilgilenen iyi huylu bir adamın sıcak gülümsemesini gösteriyordu.
Ahmed'in bir çadırda donmuş, cansız bedenini hayal etmek, tıpkı Vasim'in son sözleri gibi aklımdan çıkmıyor.
ABD'deki hekimlerin ve hastaların, ülkenin bozuk sağlık sisteminde yol alırken karşılaştıkları hak ve ihtiyaçların ulusal düzeyde tanınmış bir savunucusu olarak Ahmed'in adını okuduğumda kendimi yenilmiş hissettim. Sağlık hizmetlerini iyileştirmeye yönelik çalışmalarıma ve tutkuma rağmen, onu kurtarmak için yapabileceğim hiçbir şey olmadığını fark ettim.
Sonsuza Dek Kalbimde
Geçtiğimiz 16 ay boyunca, Gazze halkını savunmak için kongre temsilcilerimle temasa geçtim; protestolara katıldım ve farkındalık kampanyaları düzenledim; zorbalık ve ayrımcılığa maruz kalan yerel öğrencileri ve aileleri desteklemek için zamanımı gönüllü olarak harcadım.
Ahmed'in adını okuduğumda tüm bu mütevazı girişimler büyük bir başarısızlık gibi geldi.
Ahmed öldü, bu acımasız soykırımda öldürüldü. O artık Gazze'de ‘hayalleri’ öldürülen bir adama dönüşen bir başka çocuk; hedef oldukları bir yerde hayatı kısa kesilen bir başka sağlık çalışanı.
Ve ben, sözde bir sağlık savunucusu olarak kesinlikle hiçbir şey yapamadım. Ahmed'in ABD'deki meslektaşlarını savunuyorum, her ne kadar çoğu Ahmed'i ve Gazze'deki meslektaşlarını hiç savunmamış olsa da… Hissettiğim normal kederin ötesinde bir acı bu. Sanki Ahmed'e ihanet etmişim gibi.
Gazze'deki ateşkese rağmen günlük rutinim devam ediyor. Aile üyelerimi ve Gazze halkını umursamıyormuş gibi görünen bir yerde çalışmam gerekip gerekmediğini sorguluyorum. Buna bağlı olarak sanki onlar da beni ve çocuklarımı umursamıyormuş gibi geliyor.
Ancak sevdiklerimizin anılarını onurlandırmak için başkalarıyla ilgilenmeyi bırakmama izin veremeyeceğimi düşünüyorum. Ahmed hastalarıyla sonuna kadar ilgilenmeye devam etti. Ben de her gün savunuculuğunu yaptığım kişilerle ilgilenmeye devam etmeliyim.
Aynı zamanda Gazze'deki ailemi ve tüm Filistinlileri savunmaktan da vazgeçmeyeceğim. Onları ‘insanlıktan çıkarmaya çalışan’ bir dünyaya rağmen onları ‘insanlaştıracağım’.
Onların isimlerini her zaman kalbimde taşıyacağım ve hikâyelerini paylaşacağım. İnancım beni daha önce de bir tsunaminin içinden geçirdi ve dua ediyorum ki yine geçirecek. Bunların hiçbirini asla normalleştirmeyelim.
Huzur içinde yat, sevgili Ahmed. Dünyanın seni ve Gazze'yi unutmasına asla izin vermeyeceğim. Senin ruhunu taşıyacağız.
Middle East Eye / 24 Şubat 2025 / Çeviren: Barış Hoyraz


