Bazı şarkılar vardır; çok iddialı, cüretkâr ve meydan okuyan sözlerle bestelenmiş. Ama hayatta pek bir karşılıkları yoktur; ütopik söylemlerin cenderesine sıkışmış, gerçekliğe tekabül etmeyen ve ayakları yere basmaz ifadeleriyle gırtlaktan çıkarlar ve orada öylece kalırlar. Sarf edilen sözler yapılmayacak ya da yapılamayacak iddialarla bezeli olduğu için kalbe çok tesir, mücadeleye pek etki etmezler.
Bazı şarkılar vardır; öyle bir mücadeleden ilham almışlardır ki en iddialı, en cüretkâr sözlerle yazılsalar da hiç abartı içermezler. Hakikatin sesidirler; emeğin, sabrın, direnişin, ödenen bedellerin, gerçekleşebilecek hayallerin. Bütün zorluklara, en güçlü barikatlara meydan okurlar. Gırtlaktan, göğüsten, kafadan çıkan her nağme söyleyeninin de dinleyeninin de inancını bileyler, yürekleri titretir, tüyleri diken diken eder.
***
Burası bir doktor odası. Gelen hastalara verecek ne bir ilaç ne de yaralılara müdahale edebilecek ilk yardım malzemeleri görünüyor ortalıkta. Yağlı saçları ve tıraşsız yüzleriyle yarım daire halinde dizilmiş doktorlar var sadece. Bedenleri zayıflamış, dudakları kurumuş, gözleri çökmüş, önlükleri kanlı. Kuşatma altındalar. Günlerce, aylarca bombardımana maruz kaldılar. Şimdi tankların namlusu neredeyse odalarının penceresinden içeri girmiş durumda. Ama ayaktalar, dizlerinde titreme yok. Yüzlerinde tebessüm, kalplerinde iman var. Kur’an okuyorlar, şarkı söylüyorlar. Beyne’l-havf ve’r-recâ Rabbimizin rahmetine yaslanıyorlar.
Hastanenin bir bölümü yıkılmış, bazı kısımları yakılmış. Etrafta keskin nişancılar, tanklar sürekli duvarları sarsıyor. Elektrik yok, yakıt tükenmiş. Yoğun bakım üniteleri, kuvözler işlevsiz. Steteskop, otoskop, tansiyon aleti, ultrason cihazı, termometre hak getire. El dezenfektanı ve eldiven bile yok ki. Anestezisiz kol bacak kesiyor, malzemesiz ameliyat ediyorlar. Ama yüzlerinde ne umutsuzluğa dair bir kırıntı ne karamsarlığa mebni bir sıkıntı var. Allah var, gam yok, korku yok yüreklerinde. “Biz burada kalacağız” diyorlar, “acılar bitinceye dek.” Kitab-ı Kerim’in gönüllere şifa ayetlerinin yanında ezgiler azim ve kararlılıklarını ilan eden bir manifestoya dönüşüyor adeta: “Burada yaşayacağız; melodiler daha güzel olacak.”
***
Tüm gerekliliklerden mahrum, her şeyden yoksun olabilirsiniz. Bitmez tükenmez bir imana sahipseniz, sabrı güçlü bir kalkan gibi kuşanabildiyseniz ve dahi Allah’tan hiçbir vakit ümidi kesmediyseniz işte o zaman şarkılarınız bir meydan okumaya dönüşür. Doktorlar hep bir ağızdan “Sevfe nebka huna key yezuli’l-elem…” diye söylemeye başladıklarında hepimiz inanmadık mı Gazze’nin asla diz çökmeyeceğine? Yağmur sularını olduğu gibi sızdıran çadırlardan yükseldiğinde bu ses; soğuktan yanakları kızarmış çıplak ayaklı çocukların neşesine karıştığında “Bu şehir düşmez!” demedik mi? Yıkılmış minarenin gölgesinde saf saf olmuş müminlere toprak üstündeki enkazlar da gökteki yıldızlar da eşlik etmediler mi hep beraber “Burada kalacağız!” diye?
İşte zindandan çıkar çıkmaz “Kılıca karşı kılıcı kuşan; biz Muhammed Deyf’in adamlarıyız!” diye haykıran bacının hikâyesinin notalarla nakşedilmiş ifadesidir bu şarkı. Enkaz altında şehadet parmağını yükseltip “Hasbunallahu ve ni‘me’l-vekîl.” diyen, toza toprağa bulanmış yüzünde sadece ışıldayan gözleri seçilebilen çocuğun iradesidir. Düşmanla çarpışmak için ölümü göze almak gerektiğinde aralarında “Bu benim nasibim!” diye yarışan mücahidlerin melekleri imrendiren imanı ve adanmışlığıdır. Doktor odasından tüm hastaneye, oradan bütün Gazze’ye, Kudüs’e, Şam’da Yermük Kampı’na ve dahi meydan meydan tüm yeryüzüne yayılırken bu şarkı sözüne sadık insanların hikâyelerinin asla unutulmayacağının da haberini vermektedir. Konforu değil, mücadeleyi; zilleti değil, izzeti; dünyayı değil, ahireti tercih edenlerin hikâyeleri…
***
Düşünün ki üzerine bomba yağarken dahi her karışından, her zerresinden “Burada kalacağız!” nidaları yankılanacak bir diyar için çok mürekkep yalamış biri çıkmış diyor ki: “Filistin demek toprağını satan demektir!”
Kendisine adeta “tarihin babası” payesi biçilmiş ama yalancı; üstelik kötülükle damgalı. Ey gafil! Bir asırdan fazladır yeryüzünün görebileceği en görkemli meydan okuma, en kesintisiz direnişin yaşandığı bir coğrafya burası. Şüheda fışkırır sıksan toprağı. Burada yazıldı ve burada söylendi en kutlu cihad neşideleri, en güzel vatan şarkıları, en coşkulu direniş marşları.
Aslında büyük bir tarihtir yazılan ve halen yazılmakta olan. Avcıların tarihini didik didik etmeyi bırak; aslanların yazdığı bu tarihe odaklan. “Halkı olmayan toprak” benzeri safsatalarla Siyonizm’i semirten sömürgecilere yanlamaktan utan! Kassamların, Yasinlerin sana anlatamadığını mücahidlerin alnından öpen, onlarla muhabbetle vedalaşan İsrailli esirler anlatsın sana öte yandan. Gör asaleti, şecaate bak! İmandan teslim olmayan bir kale inşa eden bu halkın mücadelesine tüm insanlık hayran.
***
Ey göğün yıldızları / Ey kokular estiren rüzgâr
Ey umut bulutları / Ey Harem-i Şerif’in kuşları
Ey kışın gök gürültüsü / Ey bütün canlılar
Bu akşam şahit olun ki ben yeminimi söyledim
Burada kalacağız; bitinceye dek acılar
Bahçesinde gömülmeyi bekleyen çocuk, kadın, yaşlı onlarca şehit naaşının ortasında dünyaya sesini duyurmaya çalışan bir hastanenin ayakta kalabilen bir odasında doktorlar, namertliğe ve soysuzluğa karşı umudu büyütüyorlar. Burası Filistin. Toprağını terk etmeyen bir halkın vatanı. Burası Gazze. İnsanlığı şehit şehit selamlayan cephe. Cihadı, adanmışlığı, şehadeti, îsarı, takvayı ve daha nice Kur’ani kavramı ihya eden evimiz. Sözünde duranların, dağ gibi adamların diyarı.
Artık hepimiz kalkalım ilaçla ve kalemle
Hepimiz bu müzmin hastalığa karşı koyalım
Bu, sadece bir şarkı değil, bir meydan okumadır, bir tarihtir; boyunlarda gezdirilen anahtar, kanla sulanmış toprak, baharı muştulayan zeytin kokusudur. Bu, hiçbir kanın boşa akmadığının, ödenen hiçbir bedelin kayıp hanesine yazılmadığının ilanı; Hanzala’nın o güzel yüzünü göstereceği anın fragmanıdır.
Burası doktor odası. Burası Cebaliye, Han Yunus, Rafah, Deyr el-Balah. Burası Filistin. Burada kaldık, burada yaşayacağız. Acılar bitecek, melodiler daha güzel olacak.


