İstidrac ve Zalimlerin Yavaş Yavaş Azaba Yaklaşması
Haksöz Dergisi Sayı: 405

“Bu sözü (Kur’an’ı) yalanlayanı bana bırak! Biz onları bilemedikleri bir şekilde yavaş yavaş helake sürükleyeceğiz.” (Kalem, 68/44)

“Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince biz, onları bilmeyecekleri yönlerden derece derece azaba yaklaştırırız.” (A’raf, 7/182)

Terim olarak istidrac, Kur’an’da sadece iki ayette (A’raf, 182; Kalem, 44) geçmektedir. Bu ayetleri ve bağlamlarını incelediğimizde, “bir şeyi aceleye getirmeden derece derece yapmak, yavaş yavaş, nimete ya da azaba yaklaştırmak” anlamına geldiğini öğrenmekteyiz.

İstidracın anlam haritasında tedric, mühlet, merhale, mekr, keyd gibi kavramlar vardır. İstidracın bu kavramlarla ilişkisini ele almak istediğimiz çalışmamızda cevabını aradığımız sorular şunlardır:

İstidrac nedir? Aynı anlam haritası içinde yer alan merhale, tertil ile istidrac arasındaki ilişki nedir? Zalimlerin helâki bir istidrac mıdır? İstidrac ile tuzak kurma arasındaki ilişki nasıl açıklanmalıdır?

Derece Derece İnmek ve Çıkmak

İstidrac derece kökünden türemiştir. Bu kökten Kur’an’da 20 ayetin ikisi terim anlamıyla geçmiştir. İstidracın kök anlamı olan derece ve türevleri ise 18 ayette tekil ve çoğul olarak1 geçmektedir. İstidracın sözlük anlamı “çekmece” anlamına gelen “durc” lafzıyla ilişkilidir. Çoğulu olan “durûc” ise “çekmeceler, merdivenler” anlamına gelmektedir.

Hem inilen hem de çıkılan merdiven örneğinin kullanılması, istdirac teriminin hem çıkmak hem de inmek fiillerini birlikte ihtiva etmesindendir. Merdiven çağrışımını da ihtiva edecek şekilde yorumlarsak istidrac; “derece derece yükselmek, yavaş yavaş alçalmak” şeklinde tarif edilebilir.

Dünya hayatı bir imtihan alanıdır ve sınamalar da belli zaman dilimine ihtiyaç duyar. Yani imtihan bir süreç eylemidir. İstidrac da kâfirlere verilen mühletle ilgilidir.

Nebilere Yüce Allah’ın verdiği olağanüstü ayetlere mucize denilirken; sahtekârlardan, din tüccarlarından sadır olan olağanüstülüklere de istidrac denilir.

İstidrac ve Tertil İlişkisi

Kur’an’ı tertil üzere okumak, ilâhî bir emirdir. Sadece iki ayette2 geçen tertil, Kur’an’ın nasıl okunmasını gerektiğini beyan etmektedir. Bu ayetlere göre tertîlen/yavaş yavaş inen vahyin aceleye getirmeden, düşünerek anlaşılması ve hayata geçirilmesi gerekir. Tertilin amacı, merhale yöntemiyle Kur’an’ı okumak ve anlamaktır. Böylece insanın hanif fıtratında var olan ama cahiliye tarafından köreltilmiş bulunan yeteneklerini harekete geçirmektir.

Allah Resulü (s) 23 yıllık bir süreçte İslam ümmetini inşa ederken, Yüce Allah istidrac yöntemini öğretmiştir. Vahyi tertilen, aşama aşama indiren Rabbimiz, onun hayata hâkim kılınmasında, tilavet ve kıraatinin, tebliğ, davet ve şahitliğinin de tertîlen yapılmasını emretmiştir.

Vahyin muhataplarla buluşturulmasında, Resulullah (s) ve onun Kur’an’la terbiye ettiği sahabe, zalimler hariç, hiçbir muhataba karşı ön yargılı davranmamışlardır. Örneğimiz, önderimiz Resulullah’tır. Bu örneklik de zulmünden vazgeçinceye kadar, zalimlere karşı alçak gönüllü olmamayı gerektirir. Bu örneklik, insan beliğini hasta eden, istiğna ve istikbar gibi kötü huylardan arınma niyeti taşımayanlarla onurlu bir ilişki kurmayı gerektirir.

Resulullah’ın, Kur’an ahlakından beslenen, çağları aşkın örnekliği, zalimlere karşı yağcılık yapmamayı gerektirir. Bu örnekliğe iman edenler için, müstağnilere müdâhane/yağcılık yapmak, kurdukları sömürü düzenleriyle uzlaşmak söz konusu değildir. Bu örneklik, müşriklerin putlarına ve değerlerine müdâhane yöntemiyle yağcılık yapmayı, rahmet ve minnet dileyen bir alçalmayı kabul etmez.

Vahyin elçisinin iki tür muhatabı vardır: Birincisi, kalbini arınmaya açık tutanlardır. İkincisi ise zalimlerdir. Birinci muhataba karşı Allah Resulü (s), İslam’ın ilk şahitliğini ve örnekliğini inşa ederken hikmet ve nezaket yöntemlerini kullanmıştır. İkinci tür muhataplara yağcılık yapmadan, hiçbir şeyi gizlemeden hakikati tebliğ etmiştir.

Bir Tebliğ Yöntemi Olarak İstidrac, Merhale ve Mühlet

“Bu söze (Kitab’a) inanmıyorlar (diye) arkalarından üzüntüden neredeyse kendini harap edeceksin.” (Kehf, 18/6)3

“O halde, işlediği kötü, çirkin fiillerin cazibesine kapılıp [sonunda] onları güzel gören biri [şeytanın adamlarından başkası] olur mu? Kuşkusuz Allah, [doğru yoldan sapmak] isteyenin sapmasına izin verir, [aydınlığa ulaşmak] isteyeni de aydınlığa ulaştırır. O halde [ey müminler,] onlara üzülerek kendinizi perişan etmeyin: Allah, onların yaptıklarını çok iyi bilir!” (Fatır, 35/8)

Ayetlerdeki mesaj bize hidayet ve dalaletin yasalarını dikkate almaya çağırmaktadır. Tebliğin muhataplarından bir kısmının iman etmemesi doğal bir sonuçtur. Dünyanın göz kamaştırıcı nimetlerine kulluk derecesinde bağlanan zenginler, güç ve iktidar sahipleri çoğunlukla ilahi mesajlara kör ve sağır davranmışlardır. Ellerindeki imkânların sonsuza dek kendilerinde kalacağı vehmi onları yanlış tercihlere sürükleyebilmektedir. Bu nedenle kâfirlerin iman etmemelerinden biz sorumlu değiliz. Ancak bıkıp usanmadan uyarmakla, hakikati hikmetli yöntemlerle dile getirmekle yükümlüyüz.

İstidrac tebliğde ve eğitimde göz önünde tutulması gereken bir kavramdır. Çünkü tebliğ de eğitim de bir süreç eylemidir. Tebliğde merhale, muhatabı vahyin hakikatini idrak etmeye hazırlamaktır. Merhaleci eğitim yönteminde samimi yaklaşım, kendini muhatabın yerine koyarak düşünmek, hikmetli düşünmeye sevk etmek gibi incelikler vardır. İstidrac da merhaleci eğitim yöntemlerinden biridir. İstidrac, hidayet için fırsat vermek, bu fırsattan yararlanmayanı da gerekçe üretemeyecek duruma düşürmektir.

İslami mücadele, karakteri gereği belli aşamaları içerir. Ancak tedrici gafletle, imhali (süre vermeyi) ihmalle karıştıran zalimler, kendilerine verilen ıslah fırsatını yanlış yorumlamışlardır. Oysa tövbe ve istiğfar olanaklarından yararlanmayanlar, kendi kazdıkları kuyuya, hile çukuruna düşmekten kurtulamazlar.

Vahyin terbiyesinden geçmeyen kişi genellikle nimet verilince şımaran ama sıkıntıya düşünce hemen umutsuzluğa kapılan4 bir yapıya sahiptir. Tüm gayretlerimize rağmen eğer iman etmiyorsa kendimizi heba edecek şekilde çırpınmak da doğru değildir. Böyle durumlarda Yüce Allah’ın şu beyanını hatırlamak gerekir:

“Bırakın bana! O kendi ellerimle yarattığım, kendisine bolca servet ve gözünün önünde duran oğullar verdiğim ve önüne imkân ve fırsatlar serdiğim adamı.” (Müddessir, 74/11-14)5

İmtihan dünyasında iman edenler kadar inkâr edenler de bizi şaşırtmamalıdır. Hidayet ve dalalet yasalarını dikkate alarak tebliğ ve davette bulunmak gerekir. Uzun yıllar içinde alışkanlık haline gelen huyların değişmesi için beklemek gerekir. Tebliğ ve davetin merhale ilkesi, mühlet tanımayı ve son kararı Yüce Allah’a bırakmayı gerektirir:

“Nimet sahibi (olan) o yalanlayıcıları bana bırak; onlara biraz zaman tanı!” (Müzzemmil, 73/11)

“Kâfirlere mühlet ver, onlara biraz zaman tanı.” (Târık, 86/17)

4) İstidrac ve Adım Adım Azaba Koşan Kâfirler

İstidrac; zalimleri adım adım, derece derece kurdukları tuzağa düşürmektir. Örneğin İbrahim nebinin hikmetli bir tebliğ yöntemiyle “Babacığım!” diyerek6 ona hesap günü mazeret üretemeyeceği şekilde yaklaşması; buna mukabil babasının, ayağına kadar gelen fırsatı değerlendirmemesi, vahyi reddetmesi, adım adım ateşe yaklaşması da istidrac olarak anlaşılabilir.

Nimet ve imkânlar hem cennete hem de cehenneme dönüşebilecek fırsatlar içerir. Zalim ve suçlu olan birine, kendini düzeltmesi için bir yaşama olanağı sunulması, şeytanın virdini su zanneden, çölde serap görmüş bir insanın zavallı durumuna benzemektedir.

Vahyi yalanlayanlar, önlerine çıkan tüm fırsatları bitirdiğinde, yavaş yavaş helake sürüklenirler. Günahları cazip hale getiren şeytanın virdi,7 suya çağırıp ateşe itmektir. Olguyu sevmeyen, algıyla çalışan şeytanın yoldan çıkardığı insanların durumu, “suya gittiğini zanneden ama uçuruma doğru koşar adım giden akılsız bir hayvana” benzemektedir.

Kâfirler tek dünyalıdır. Allah yokmuş gibi yaşarlar. Hesap yokmuş gibi yaşarlar, hayatı sadece bu dünyadan ibaret zannederler. Sürekli yığıp durdukları servetlerinin, sınır duygusundan yoksun bir şekilde peşinde koştukları hazlar için adım adım, yavaş yavaş helâke sürüklenirler. Oysa gaflet ve dalâlet çukurunda yuvarlanırken gözlerini hesap gününde açacaklar. Ama o gün iş işten geçmiş olacak.

Hesap gününe iman etmeyen kâfirler nimetler içinde yüzer ve servetleri sürekli bir şekilde çoğalırken, bunu kendileri için olumlu bir şeymiş gibi değerlendirirler. Oysa Ebu Leheb ve eşi gibi kendileri için cehenneme yakıt olacak günahlar biriktirmektedirler. Bu biriktirme şekli, hiç de akıllı insanın yapabileceği bir şey değildir.

5) İstidrac ve Mekr

“Kim güvenlik içinde görebilir kendini, Allah’ın önceden kestirilemeyen ince tertibine karşı? Hayır, zaten tükenip gitmiş insanlardan başka kimse Allah’ın mekrine karşı güvenlik içinde göremez kendini!” (A’raf, 7/99)

Geçici dünyayı tercih eden kâfirler, iman davasına karşı çeşitli tuzaklar kurmuşlardır. Bu yöntemlerden biri de “mekr”dir. Entrika çevirmek, tuzak kurmak anlamına gelen mekr, Yüce Allah’a ve O’nun iman davasına bir zarar veremez. Bu nedenle zalimlerin kurdukları tuzaklar, Allah’a değil kendilerine zarar verir.

Tuzak kurmak zalimlerin tarzıdır. Ancak kibirli olmalarından dolayı, Yüce Allah’ın her gücün üstünde olduğunu unutmaktadırlar. Zalimlerin unuttukları hakikat odur ki Yüce Allah’ın bilemeyeceği ve kendisine gizli olan hiçbir tuzak ve hile söz konusu değildir. Ayetlerde Yüce Allah için kullanılan bu tür ifadeler, O’nun cezalandırmasını ve yapılanlardan haberdar olduğunu bildirmek içindir.

Yüce Allah iyilere tuzak kurmaz, tuzak bozar; zalimlerin kurdukları tüm tuzakları boşa çıkarır. Mekrullâh; Yüce Allah’ın “önceden detayları kestirilemeyecek ince düzeni” olarak tarif edilebilir. Allah’ın değişmez sünnetine göre,8 kötü tuzak sahibine dolanır:

“Kendilerine bir uyarıcı gelmesi hâlinde, herhangi bir topluluktan daha doğru yolda olacaklarına dair bütün güçleriyle Allah’a yemin etmişlerdi. Fakat onlara uyarıcı gelince bu, onların sadece gerçek(ler)den uzaklaşmalarını yani yeryüzünde kibirlenmelerini ve kötülük tuzağını (kurmalarını) artırdı. Oysa kötü tuzak, sadece sahibinin başına geçer. Onlar öncekilere uygulanan kanundan başka ne bekliyorlar ki? Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın! Allah’ın kanununda asla bir sapma bulamazsın.” (Fatır, 35/42-43)

Sözün Özü

İstidrac; Sünnetullah’ın hidayet-dalalet yasaları içinde anlam kazanan Kur’anî terimlerden biridir. Bu manasıyla kâfirlerin tövbe, istiğfar ve hakikate şahitlik edebilmeleri için ihtiyaç duydukları süreyi onlara vermektir. İnsanları ilk hatalarında hemen cezalandırmayıp kendilerini toparlayabilecekleri ve ıslah edebilecekleri bir süreyi onlara vermek Allah’ın değişmez sünnetidir.

Yüce Allah, vahyin mesajlarını etkisiz kılmaya çalışan nankörleri hemen cezalandırmaz. Hakikate karşı düşmanlık yapanlara, imtihan dünyasının gerektirdiği şekilde çeşitli imkân ve fırsatlar çıkarır. Onlara vahyin apaçık mesajlarında beyan edilen öğütleri düşünüp tartacak, tövbeyle “yol”a dönebilecek bir süre verir. Sürenin verilmesini yanlış anlayanlar, kendilerini konfor alanında mutlu hissedebilirler. Ancak ölüme, hazırlıksız bir şekilde ansızın yakalanmak, bir insan için geri dönüşü olmayan dramatik bir sondur.

Yüce Allah kâfirlerin, zalimlerin yaptıklarını görmezden gelmez, zulme karşı seyirci kalmaz, ihmal etmez, imhâl eder.


1- Bakara, 228, 253; Âl-i İmran, 3/163; Nisa, 4/95-96; En’am, 6/83, 132, 165; Enfal, 8/4; Tevbe, 9/20; Yusuf, 12/76; İsra, 17/21; Taha, 20/75; Mü’min, 40/15; Zuhruf, 43/32; Ahkaf, 46/19; Hadid, 57/10; Mücadele, 58/11.

2- Furkan, 25/32; Müzzemmil, 74/4.

3- Benzer bir ayet için bkz. “İnsanların bir kısmı, ulaştırdığın mesaja inanmıyorlar diye üzüntüden neredeyse kendini tüketeceksin!” (Şuara, 26/3)

4- “Biz o (nankör) insana nimet verdiğimizde yüz çevirip yan çizer. Kendisine bir sıkıntı dokununca da iyice karamsarlığa düşer.” (İsra, 17/83)

5- Ayette geçen “servet ve oğullardan dolayı şımaran, vahyin mesajlarına meydan okuyan bu adam”ın, 10 oğlu ve Taif’te bahçeleri olan Velid b. Mugîre olduğu rivayet edilmiştir. (Taberî, XXIX, 96; Şevkânî, V, 376’den naklen, Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur'an Yolu Tefsiri, 5/ 495-496)

6- “Ey babacığım! Gel, şeytana kulluk etme; çünkü şeytan, sınırsız rahmet sahibine başkaldıran biridir!” (Meryem, 19/44)

7- Şeytanın virdi, suya çağrısıyla ilgili daha geniş bir çalışma için bkz. Fevzi Zülaloğlu, “Şeytanın Virdi, Suya Çağırmak Ama Ateşe İtmek”, Haksöz Dergisi, Mart 2022, Sayı: 372.

8- Allah’ın sünnetinde, tarzında bir değişiklik olmaz. Bkz. Ahzab, 33/62; Fetih, 48/23.

Fevzi Zülaloğlu Arşivi