Mihrap: Davetin, Adaletin ve Cihadın Merkezi
Haksöz Dergisi Sayı: 411

Mihrap camilerimizde, mescidlerimizde imamın namaz kıldırdığı yerin adıdır. Kur’an’ı ahlak edinen Allah Resulü Muhammed (s) namaz kıldırdığı yere bu ismi vermiştir.

Kur’an’ın dört yerinde geçen mihrap1 savaş anlamına gelen harp ile aynı kökten türetilmiştir. Kurban mahalli, savaşma, çatışma yeri ve “yüksek, ihtişamlı binalar” anlamına gelir.

Mihrap, Süleyman’ın (a) inşa ettiği bir binada yer alır. Mihrap, bu binada tevhid dini İslam’ın öğrenildiği, yaşandığı ihtişamlı bir bina olan mabedin bir bölümüdür.

Ayetlerin bağlamlarına, siyak-sibakına baktığımızda mihrap lafzının önemli bir kavram olduğunu görmekteyiz. Bu kavramın -hepsine selam olsun- Davud, Süleyman, Zekeriya nebilerle ve Meryem’le (a) ilgili bağlamlarda kullanıldığını görmekteyiz.

1) Adaletin Tahakkuk Ettiği Mahkeme Salonu

Mihrap, bir ayette Davud Nebi’nin mabette sorunları çözüme kavuşturduğu “mahkeme” anlamında kullanılmıştır:

Davacıların haberi sana geldi değil mi? Hani surlardan mihraba (has odaya, özel odaya, ibadet mekânına) sızmışlardı. Davud, onları yanında görünce telaşlanıp korktu. Bunun üzerine ‘Korkma! Biz [sadece] iki davacıyız. Birimiz ötekinin hakkına tecavüz etti. Şimdi aramızda adaletle karar ver, doğrudan ayrılma ve [ikimize] dürüstlük yolunu göster.’ dediler.” (Sa’d, 38/21-22)

2) Şeytani Güçlere Karşı Askerî Hazırlık Kışlaları

Kur’an’ın bir ayetinde “mehârib” şeklinde çoğulu geçmiştir. Süleyman (a) kıssasında geçen mihraplar, anladığımız kadarıyla, bir mescidin sadece sembolik bir alanıyla sınırlı değil, şeytani güçlere karşı askerî hazırlıkların yapıldığı binalardır. Bu binalarda şeytani güçleri caydıracak yelkenliler, tekneler vb. askerî hazırlıklar yapılmaktaydı.

Onun için isteğine göre mihraplar, heykeller, büyük tekneler kadar geniş havuzlar ve sağlamca tespit edilmiş kazanlar yaptılar. (Dedik ki:) Ey Davud kavmi! Bana karşı şükür (duygusu) içinde çalışın. (Şunu da bilin ki:) kullarım arasında hakkıyla şükredenler çok azdır.” (Sebe, 34/13)

3) İslam’a Davet ve Namaz Mekânı

Kur’an’ın üç ayetinde2 Zekeriya Nebi’yle (a) ilişkili olarak geçmiştir. Bu ayetlerden birine göre mihrap, Zekeriya’nın (a) davet mekânı olarak kullandığı, hafif yüksekte yer alan bir tür sahnedir:

Sonra (Zekeriya) mabedin mihrabından halkının karşısına çıktı, işaret diliyle onlara şöyle dedi: Sabah akşam O’na ibadet edin!” (Meryem, 19/11)

Meryem validemizin tek başına kaldığı, nefsiyle harp ve mücadele ettiği bir tür “has oda”da Zekeriya (a) namaz kıldığı için mihrap salâtla özdeşleşmiştir:

“O (Zekeriya) mihrapta namaz kılarken, melekler (ona şöyle) seslenmişlerdi: Allah sana kendisi tarafından gelen bir sözü doğrulayıcı, efendi, onurlu ve iyilerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeliyor.” (Âl-i İmran, 3/39)

4) ‘Nefs-i Emmare’ye Karşı Mücadele Merkezi

Mihrap bir ayette mabette Meryem’in (a) nefsiyle harp ettiği, nefsini tezkiye ettiği, tek başına kaldığı yer anlamında kullanılmıştır.

Rabbi Meryem’i, güzel bir şekilde kabul etti ve güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Bakımını da Zekeriya’ya verdi. Zekeriya ne zaman onun mihrabına girse yanında bir rızık (yiyecek veya giyecek) bulurdu ve ona şöyle sorardı: ‘Meryem! Bu sana nereden?’ O da şöyle derdi: Allah katından! Allah, tercih ettiğine hesapsız rızık verir!” (Âl-i İmran, 3/37)

5) Mihrap ve Mescid-i Nebi

Mihrap, nebilerden ve Meryem’den biz müminlere kalan manevi bir mirastır. Önderimiz Muhammed (s), namaz kıldırdığı yerin adını -Kur’an’dan öğrendiği şekilde- mihrap koymuştur. Böylece kıyamete kadar namazda müminlere öncülük yapan imamın durduğu yerin adı mihrap olmuştur.

Tarihî süreç içinde Mescid-i Nebi’yi örnek alan camilerimizin, mescidlerimizin mihraplarında iki ayet hüsnühat olarak yer almıştır. Bunlardan biri Meryem’in (a) mabetteki “has odası” anlamında mihrap kelimesinin geçtiği Âl-i İmran suresinin 37. ayetidir. Diğeri de Mescid-i Haram’ı kıble olarak ilan eden ayettir:

… Artık yüzünü Mescid-i Haram’dan yana çevir! Siz de nerede olursanız olunuz yönünüzü o yana çeviriniz!” (Bakara, 2/144)

Sözün Özü

Mihrap basit bir hatıra değil, nebilerden bize kalan manevi bir mirastır. Öyleyse mihrapta namaza öncülük yapan imamlarımız, basit bir ritüele değil bir savaşa rehberlik ettiği şuuruyla tekbir getirmelidir.

Bu savaşın iki boyutu vardır: Mihrap hem içimizdeki şeytani güçlere hem de dışımızdaki şeytani güçlere karşı savaştığımız mekânın adıdır. Savaş içimizdeki fucura karşı cihadla başlar ama nefsimizle sınırlı değildir. Nefsini tezkiye etmeyen, içindeki zaafları denetim almayan bir kimse, zaten dışındaki tağutlara karşı büyük bir mücadeleyi başlatamaz.

Mihrapta namaza duran öncü müminler kendi çağlarının Nemrutlarına, Karunlarına, Ebu Cehillerine karşı cihada hazırlık yaptığı şuuruyla tekbir almalıdır:

Allah-u ekber! En büyük Allah’tır. Hayatımda Allah’tan daha büyük, vazgeçilmez bir değer yoktur.


1- Savaş anlamına gelen harp lafzı türevleriyle birlikte toplam 11 ayette geçmektedir. 4 ayette mihrap kelimesi geçmektedir, kalan 7 ayet ise şunlardır: Bakara, 2/279; Maide, 5/33, 64; Enfal, 8/57; Tevbe, 9/107; Muhammed, 47/4. Mihrap kelimesinin geçtiği ayetler için bkz. Âl-i İmran, 3/37, 39; Meryem, 19/11; Sebe, 34/13; Sad, 38/21.

2- Âl-i İmran, 3/37, 39; Meryem, 19/11.

Fevzi Zülaloğlu Arşivi