Teşhircilik ve Teberruc: Fıtrattan Ontolojik Kopuş
HAKSÖZ Sayı: 419 Şubat 2026

“Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanızı ayıp yerlerini birbirine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları inanmayanların yoldaşları yaptık. (A’raf 7/27)

Ayete göre şeytani güçler, gizlenmesi gereken çirkinlikleri açığa çıkarmak isterler. Ayette geçen sev’ât, öncelikle avret uzvuyla ilgilidir. Ama şeytanın tuzaklarıyla, nefsten taşan fücur tarlasındaki patlamalarla ortaya saçılan günah, ayıp, zaaf ve kötü eğilimleri de kapsar.

İnsanın hayâ perdesiyle örtülmesi gereken alanları şeytan için bir istismar aracıdır. Hanif fıtratını koruyan hayâ ahlakına sahip her insan, fıtraten ayıbını gizlemek ister. Ama cin ve insan şeytanları ayıbı normalleştirmek ister. Bunun için sanatı, kültürü, modayı kullanan şeytani güçler, medya olanaklarıyla trend haline getirdikleri, cazip kıldıkları günahların peşinden koşulmasını isterler.

Şöhret Felaket, Hayâ Nimettir

Teşhir “bir şeyi alenileştirmek, görünür kılmak” anlamındaki ş-h-r harflerinden türemiş bir kelimedir. Ancak Kur’an’da teşhir kelimesi lafız olarak geçmez. Teşhirle aynı kökten gelen şehr, ayetlerde takvimi belirleyen Ay’ın, gök cisimlerinin kendini belli etmesiyle ilgili bir lafızdır.

Ş-h-r kökünden olan kelimeler “açığa çıkarmak, görünür kılmak” demektir. Bu kökten kelimeler Kur’an’da 17 ayette 18 defa geçmektedir.1 Bu ayetlerde teşhir edilen bedenden değil teşhir edilen zamandan, açıkça ilan edilen ilahi hukuktan söz edilmektedir. İnsanın sorumluluklarını belirleyen, meşhur olan ilan edilmiş zaman dilimleri, en çok kullanıldığı alandır.2

Bir zaman dilimi olan aylarla ilgili lafızlar şeklinde geçer. Güneş’in ve Ay’ın belli yörüngelerinin olması, bilinir ve görünür işaretlerle kendini ortaya koyması nedeniyle gün, ay ve yıl hesaplamalarını yapabilmekteyiz. Allah’ın ayeti olan Ay gibi gök cisimlerine yakışan teşhir, insana yakışmaz. İnsana yakışan teşhir değil şahitliktir. Çünkü insan bedeni için teşhir, mahrem olanın, utanılması gerekenin alenileştirilmesi, gösterilmemesi gerekeni göstermek, saklanması gerekeni ilan etmektir.

Şöhret kelimesi teşhirle aynı köktendir. Müslüman idraki örfümüzde, “şöhret felaket” diyerek bu bağımlılığa dikkat çekmiştir. Kur’an’da teşhir kökünden kelimeler bedenin teşhiri değil zamanın teşhirini anlatır. Bu ayetlerde teşhir edilen bedenden değil teşhir edilen zamandan, açıkça ilan edilen ilahi hukuktan söz edilmektedir. İnsanın sorumluluklarını belirleyen, “ilan edilmiş zaman dilimleri” en çok kullanıldığı alandır.3

Giyinmek insani bir davranıştır. Öte yandan hayvanlar için örtünmemek tabiî bir tutumdur. Gövdenin, bedenin hiçbir sınır tanımaksızın teşhir edilmesi, hayvanlara yakışabilir. Çünkü hayvanların libası, kıyafeti, elbise dikecek zekâsı yoktur. Ama insan onurunu, izzetini koruması için “gökten indirilen libas”, Allah’ın bir nimetidir.

Bir fuhuş çeşidi olan teşhircilik, farkında olmasa da gaflet ve dalâlet içinde çırpınıp duran insanın izzetini, itibarını zedeler. Edepsizliğin, cinsel çağrışımın veya mahrem bölgelerin açığa çıkarılması, toplum içinde çirkinliğin yayılmasıdır.

Kur’an’da teşhir anlamını karşılayan başka fiiller ve kavramlar geçer. Teşhirciliği beyan eden teberruc, şuyu’, ibdâ4 gibi lafızlar anlam haritası içinde yer alırlar. Bu kavramlar üzerinden Rabbimiz bize, hayâ ahlakını, takvalı olmayı, sınırlarımızı beyan etmektedir.

Teşhircilik, Şirk Kültürlerinin Ürettiği Patolojik Bir Sorun

Teşhircilik, son yüzyılla sınırlı olmayan, insanlık kadar eski olan bir sorundur. Ancak son yüzyılda, görselliğin alabildiğine kışkırtıldığı, sinema gibi sanat dallarının gelişmesi teşhirciliğin bir virüs gibi tüm dünyada yayılmasına yol açmıştır. Buna bir de dijital devrimin etkileri eklenince teşhircilik hem güç kazandı hem de çeşitlendi, gözümüze ve gönlümüze ateş eden acımasız bir silaha dönüştü. Günümüzde kazandığı dijital olanaklarla artık, hiçbir sınır tanımayan teşhircilik hastalığı etkin bir virüs gibi, binlerce kilometre hızla tüm dünyayı dolaşmaktadır.

Kapitalizmin bu konuda günahı çoktur. Tarihi boyunca kapitalizm, özellikle kadın bedenini insan onurunu zedeleyecek şekilde pazara sürmekten hiç çekinmemiştir. Örneğin, bir araba reklamında, dondurma reklamında metaya dönüştürülerek insan bedeninin pazara sürülmesi fahşâdır, hayâsızlıktır. Bir cahiliye hastalığı olan teşhircilik modern çağda da Batı paganizminin tetiklemesiyle mahremiyetin aşınmasına yol açmıştır.

Dijital çağda, a-sosyal medyanın da gelişmesiyle insanların görünürlük ihtiyacı bir istismar aracına dönüşmüştür. İman ve sâlih amellerle sınır duygusu inşa edilmemiş zihinlerde, sanal medya bağımlılığı “tik alma, onaylanma, trend topik olma” arzusu hasta etmektedir. Takva elbisesinden kendisini mahrum bırakan insanlar, içlerinde kibir ve istiğna virüslerini zehirli gıdalarla besleyip büyütüyorlar. Bu da şişirilmiş ama kırılgan benliklerin çoğalmasına yol açmaktadır. Mahremiyeti sürekli ihlal eden, şöhrete bağımlı hale gelen böyle insanlar, sonunda kendilerini tedaviye muhtaç hale getirmektedirler.

Değer görmek, görünür olmak, takdir edilmek aslında kötü bir şey değildir. Fakat bunun tek yolu teşhircilik değildir. Hakikatin şahidi, iyiliğin öncüsü olmak yerine, meşhur olmak için meşru olmayan yöntemler kullanmak kötüdür.

Nevzat Tarhan’a göre teşhircilik, modern çağın “narsistik beslenme mekanizması”dır.5 Meşru olmayan yöntemlerle meşhur olan insanlar şöhrete bağımlı hale gelirler. Hayâ ahlakından kendini mahrum bırakan narsist insanlarda şöhret ve onay bağımlılığı, kusursuz görünmeyi bir ihtiyaç olarak görme eğilimi gelişir. Beğeni alamadıklarında, eleştiriyle karşılaştıklarında moral çöküş yaşarlar.

Onay bağımlılığı hastalığına yakalanan bazı insanlar, a-sosyal medya olanaklarının da gelişmesiyle kendi mahrem alanlarını, özel eşyalarını, banyolarını teşhir edebilmektedirler. Oysa akıllı insanlar değer görme ihtiyacını Zikrullah’ta, kusursuz olan, âlemlerin rabbi olan Allah’ı anmakta ararlar. Sâlih ameller, hakikatin şahidi olmak değer görme ihtiyacını, gerçek itminanı yaşatır. Ancak günahlarda, şöhrette itminan arayanlar, geçici dünyevi hazlara bağımlı hâle gelirler.

Hayâ ahlakının ve mahremiyet duygusunun zayıflaması en çok “güvenli liman” olan aileyi etkilemektedir. Özel hayatın teşhir edilmesi, eşler arasında sadakat kaybına yol açmaktadır. Toplumda da hasetlik bir virüs gibi yayılmakta, salgına dönüşmektedir. Kamuya açık alanlarda ve medyada cinsel teşhirin sınır tanımayacak şekilde artması bir tür saldırıdır. Sonuçları itibariyle, teşhircilik itibarsızlaşmaya, ahlaki duyarsızlığa, duyguların sömürülmesine yol açmaktadır.

Teşhirde sınır tanımamak, patolojik bir durumdur. Eğer tedavi kabul ederlerse böyle kimseleri nefs tezkiyesi eğitimine almak gerekir. Takva ile sınır duygularını kuvvetlendirmek, istiğfarla tevazunun öğretilmesi gerekir.

Teberruc: Burçlarla Göze Yapılan Saldırı

“Evlerinizde oturun; eski cahiliye (âdetinde olduğu gibi) gibi açılıp saçılmayın! Namazı kılın, zekâtı verin; Allah’a ve Resul’üne gönülden itaat edin! Ey (Peygamber’in) evinin halkı! Allah sizden, günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzab 33/33)

Ayette geçen cahiliye terimi, Peygamberimizin (s) nübüvvetinden önceki dönemi ifade eder. İslam’dan önceki dönemin en önemli iki özelliği şirk ve zulümdür. Kur’an’ın nüzulüyle şirk kültürüne karşı büyük bir cihad başlamış, yerine tevhid akidesi ikame edilmiştir. Zulüm ise bir şeyi olmaması gereken yere koymaktır. İslam’ın zulme karşı mücadele emri vermesinin amacı ise adaletin yeniden inşa edilmesidir. Adalet sadece mahkeme salonlarıyla sınırlı olan hukuki bir terim değildir. Her tür ahlâkî yozlaşma, açılıp saçılma da bir zulüm çeşididir.

Ayette geçen teberruc, bir teşhir çeşididir. Teşhir sadece ferdî bir sorun değildir, içtimai bir fitnedir.6 Hayâsızlığın karşı cinsin ilgisini çekecek, gözünü istismar edecek şekilde sergilenmesidir.7 “İffetin sınırlarını zorlamak” anlamına gelen teberruc; göze hitap eder. Kötü niyetle başlayıp gözü istismarla devam eden teberruc, sosyal hayatta normalleştiği zaman ruhî sorunlara, hastalıklara yol açar.

Hayâ duygusunu zedeleyen teberruc, insanlık için yeni yetme bir sorun değildir. Bedenin mahremiyetini sergileyerek insanı değerden yoksun bırakmak, şeytani bir tuzaktır ve insanlık kadar eski bir fitne çeşididir.8 Geçmişten farklı olarak “çağdaş cahiliye” medyada yeni imkânlar kazanmıştır ve teşhircilik hastalık düzeyinde yaygınlık göstermektedir. Bu soruna karşı mücadelede başarısızlığın ana sebebi, Allah’a karşı sorumluluk bilincinin zayıflaması, sınır duygusunun şeytani güçler tarafından aşındırılmış olmasıdır. Teberrucu “kadın hakları” olarak pazarlayan şeytani güçler, hayâ duygusunun varlığını, medyada “gereksiz bir hassasiyet” olarak sunmaktadır. Bu da iffetin bir değer olarak yeni kuşaklara aktarılmasını zorlaştırmaktadır.

B-r-c kökünden gelen kelimeler, Kur’an’da altı ayette yedi defa geçmektedir.9 İki ayette üç defa geçen teberruc; “gizli olması gereken şeyin dikkat çekecek şekilde görünür kılınması” demektir. Kök harfleri b-r-c’dir. Bu kökten kelimeler yıldızlar, kaleler, gökdelenler gibi anlamlarda kullanılmıştır. Örneğin günümüzde burç; “uzaktan da görülebilen belirgin yapı, gökdelen” anlamında kullanılmaktadır.

Bu tanıma göre teberruc, bir insan için basit bir açılma değil, başkalarının gözünün içine sokacak şekilde kendini göstermek, bedenin dikkat çeken yerlerini sergilemektir. Teberruc; niyette başlar, mahremiyetin teşhir edilmesiyle sonuçlanır. Bu nedenle niyetin hayâ ahlakıyla doğru bir temel üzerinde inşa edilmesi gerekir. Bu da sınır duygusunun bilinçlerde inşa edilmesiyle mümkündür. Rabbimiz insanın ilk sınavında, sınır duygusunu inşa etmek niyetiyle “Sakın şu ağaca yaklaşmayın.” demiştir.

Hayâ ahlakının sınırlarını tayin eden lafızlardan biri de teberrucdur. Teberruc, karşı cinsin bakışını, ilgisini çekecek şekilde, şehveti kışkırtmak için bedeni teşhir etmektir. İnsanların normalde gizlenmesi gereken avret yerlerinin veya bedenin cazip yerlerinin başkalarının dikkatini çekecek şekilde sergilenmesidir.10 Teşhircilik insanı nesneleştirir, değersizleştirir; bilinçli ve gönüllü bir şekilde bedeni “vitrinlik eşya” gibi gözler önüne serer.11

Cahiliye kültürlerinde Allah’ın sınırlarını yok saydığı için, bedeni nesneleştirmek, sıradanlaştırmak, hatta köle olarak pazara sürmek normalleştirilmiştir. Bir reklam filminde, dizide hiçbir sınır tanımaksızın rol almaya hazır bir insan, kaç para kazanırsa kazansın, aslında köledir. Çünkü kendi iradesiyle de olsa, her tür değerden yoksun bir şekilde kendisinin nesneleşmesine razı olmuştur. Bu durumda teberruc sadece açık-saçık giyinmek meselesi değildir. İnsanın değersizleşmesine, fıtratından ontolojik olarak kopmasına yol açan şeytani bir virüstür.

Hiçbir sınır ve değer tanımayan teberruc insanlığın geleceği için büyük bir tehlikedir. Şeytani güçler algı operasyonlarıyla, hayâsızlığı normalleştirmek, açıklığı sıradanlaştırmak için utanma duygusunu ayıp bir şeymiş gibi göstermektedirler.

Bu algı operasyonları küçük yaşlardan itibaren yeni nesillerin zehirlenmesine yol açmaktadır. Beden odaklı kadraj, beğeni merkezli, dikkat çekme amaçlı pozların öne çıkarılması medyada süslenerek pazarlanmaktadır. Dijital medya imkânlarını kullanan iki ayaklı şeytanlar, günümüzde çağdaş cahiliye teberrucunu küresel bir sorun olarak tüm dünyaya ihraç etmektedir.

Bir kadının, süslerini açığa vurmasıdır teberruc. Bir başka ifadeyle dikkat çekmek için gösterişli, göz alıcı, cüretkâr bir şekilde dış görünüşünü sergilemesidir.

Kur’an’ın ahlâk sistemi, ayıp ve çirkinliğin yayılmasına karşıdır. Bu bağlamda Kur’an’ın yasakladığı teberruc, fıtrattaki hayâ duygusunu zehirleyen teşhirci bir davranıştır. Peygamber eşleri ve tüm kadınlara cilbablarını, dışarı çıktıklarında üzerlerine örtmeleri emredilir.

Günümüzde teberruc dijital olanaklara kavuşmuştur. Dijital teberruc aslında bedende değil niyette başlar. Emekle elde edilmeyen, hakikate şahitlik anlamına gelmeyen, beğeni almak ve tıklanmak için dijital ortamlarda yapılan paylaşımlar bir teberruc çeşidi ve “haksız rekabetle elde edilmiş kazanç” olarak değerlendirilmelidir.

Teşhirciliğe karşı mahremiyet bilincimizi diri tutmak için hayâ ahlâkını sevdirmemiz gerekir. Müminler arasında ve yaşadığımız şehirlerde teşhircilik virüsünün yayılmasını önlemek için meşru sınırları hatırlamak ve hatırlatmak, farkındalık oluşması için alınabilecek tedbirlerdendir.

Günümüzde bin bir emekle elde edilmiş eylemler üzerinden değil, bedenin mahrem alanlarını teşhir ederek değer görme çabası yaygınlaşmıştır. “Beğeni alıyorsam, tıklanıyorsam değerliyim!” algısı insanı haktan, hikmetli davranışlardan uzaklaştırmaktadır. Oysa dijital ortamlarda ve sanal âlemlerde mahremiyetin içerik haline getirilmesi, cazibenin meşru olmayan yöntemlerde sunulması sokakta olduğu gibi yasaktır.

Sonuç olarak teşhirciliği ahlak edinen insanlar bedenini vitrine koymakta, kendini bedeni üzerinden tanımlamakta bir beis görmüyorlar. Erdemli insan görünür olmayı, erdemli olmayı teşhirde değil, hakikatin şahidi olmakta arayandır. İnsani onur, meşhur olmakla, dış görünüm üzerinden elde edilen şöhretle değil iffetle korunur.

Sokakta ya da ekranda olsun, teberruc manevi bir savrulmadır. İnsani erdemler, değerler görünür olmakla değil, mahremiyet sınırlarını gözeterek korunabilir. İnsani bir değer olan mahremiyetin ayarları bozulursa insan dağılır. İnsani erdemin ölçüsü dijital medyadaki beğeni oranlarından anlaşılamaz.

Şuyu’: Fuhşun Yayılması

“İman edenler arasında fâhşanın yayılmasını isteyenler için dünyada ve ahirette acı bir azap vardır…” (Nur 24/19)

Ayette günahın işlenmesinden çok, günahın yayılması, dolaşıma sokulması için zalimlerin güçlü iradesinden söz ediliyor. Fâhişe; fıtrat ve aklın birlikte reddettiği büyük günahlardır. Teşhircilik zina gibi büyük günahların dolaşıma sokulmasının ön aşamasıdır.

Zina gibi, zinaya götüren şeyler de haramdır.12 Örneğin, hayâsız bakış, bedeni sınır tanımadan teşhir etmek zinaya götüren davranışlardır. Hayâ ahlakının inşa edilmesinde, “Yaklaşma yanarsın!”13 bilinciyle farkındalık oluşturulması çok önemlidir.

Fuhuş hem sözde hem davranışta aşırı derecede çirkin, sınırı aşan edepsizliktir. Fâhişe açıkça yapılınca toplumda kötülük saçan fiildir. Teşhircilik bedenin şöhreti üzerinden yapılan bir edepsizlik çeşididir. Süslerini bir istismar aracı, haksız kazanç ve haksız rekabet aracı olarak kullanarak çıplaklıkla günaha davet etmek, cinsel edepsizliktir. Fâhişe, kötülüğün açıkça yapılması hem de açıklanmasıdır.

Teşhirci davranışlar, açık saçıklık, kışkırtıcı görüntüler, edep dışı eylemler zinaya yaklaştıran fahiş hatalardır. Fuhşa karşı setr-i avretle ikame edilen her namaz bir tedbiridir.14

Zina ve zinaya dair yalanın, iftira ve dedikoduların yayılması; hayâsızlığın normalleştirilmesi, hatta teşvik edilmesi; mahremiyetin ve edepsizliğin teşhiri de fuhuş çeşitlerindendir.

İbdâ: Süsleri Açığa Çıkarmak

Avretin açılması kişinin toplum içinde rezil olması, utanması anlamına gelir. Dolayısıyla teşhircilik, avret kavramının ihlâlidir. Başörtü ayetinde,15 “ziyneti açığa çıkarmak” anlamında geçen ibdâ; aslen gizli olan bir şeyi bilerek ve fark edilir biçimde ortaya koymaktır. Hayâ zinciri önce kadın ve erkekler için iffetin korunması amacıyla gözlerden başlar.16 Fitnenin ilk temasını engellemek için, bakışların kısılması (ğaddü’l-basar) gerekir.

Hayâ zincirinin ikinci halkasında libasla ziynetin teşhirini engellemek vardır. Hayâ gözlüğü takan gözlerin de teşhire karşı korunması gerekir. İslam insani ilişkilerin hayâ ve iffet merkezli ahlaki ilkelerle yürütülmesini emreder. Başörtüsü olan himâr; örtmek, perdelemek kökünden gelir ve asıl işlevi gizlemedir. “Himârlarını/başörtülerini yakalarının üzerinden bağlasınlar.” emri, fizikî bir örtmenin yanında, ziynetin merkezini de perdeleme ilkesini getirir.17

Ayette yasaklanan güzellik değil, güzelliğin davetkâr bir şekilde teşhir edilmesidir. Bunun için kaçınılmaz görünürlük bir teşhir değildir. Ziynet, erkeklerin bakışını kendine çeken bölgelerdir. Kendiliğinden görünen el, ayak ve yüz dışında kalanları açmak yasaktır. Örtünme, insanın fıtratına verilmiş izzet ve hayânın gereğidir. Örtünmenin amacı avreti ve ziyneti teşhirden korumaktır.

Günah ve Sevap Üzerinden Teşhircilik

Teşhircilik şeytani bir tuzaktır. Bu tuzağa insan iki şekilde düşebilir:

Birincisi; günah işleyerek gayri meşru bir şekilde kendini görünür kılmak, alenileştirmektir.

Günahın gizlisi de açığı da günahtır. Fakat günahın teşhiri başkalarına kötü örnek oluşturacağı için toplumda fesadın artmasına yol açacaktır. Günahın açıkça işlenmesi ayrıca günahtır. Nitekim günahın ve ayıbın yayılmasını arzu edenler için can yakıcı bir azap vardır.18

Günümüzde teşhircilik a-sosyal medyada güçlü araçlara kavuşmuştur. Artık “dindar” insanlar bile mahremiyeti gönüllü olarak ifşa etmekte, mutfağından başlayıp yatak odası, banyo gibi yerleri göstermeyi bir maharet saymaktadır. Hayâdan yana fakirleşen toplumlarda mahremiyet bilinci zayıflar, günah sıradanlaşır, kötülük virüs gibi yayılır. Toplumda vicdanın yara almasına yol açar.

İkincisi; meşru olmayan bir yöntemle, iyiliği dünyevi bir kazanç kapısına dönüştürerek, kendini görünür kılmak, alenileştirmektir. Teşhircilik kalpte başlayan, niyetin bozulmasıyla ilgili bir ahlâk problemidir. İyiliğin ve ibadetin riya ve kibirle zehirlenmesi bir teşhircilik çeşididir.

Allah için mi yapıyorsun? İnsanlardan beğeni, aferin almak için mi?

Dünyevi bir kazanç kapısına dönüştürülmüş olan zehirli iyilik de günah gibi, hayâyı zedeleyen ve toplumsal ahlâkı aşındıran modern bir fitnedir. Ve teşhirciliğin bir türüdür. İslam’ın hayâ ahlakı teşhircilik yerine hakkın şahidi olmayı öne çıkarmıştır. İyiliği bir kazanç kapısı haline getirmek, şahitlikten çıkarıp kendi reklamına dönüştürmek de bir teşhircilik çeşididir. Nefsin fücur boyutunun kışkırtılmasına, kibir ve riyanın normalleşmesine yol açar.

Hayâ ahlakı bazı iyiliklerin gizlenmesini gerektirir.19 İyiliğin şahitlik maksadını aşacak şekilde teşhir edilmesi sakıncalıdır. Çünkü imanın merkezi olan kalbi hasta eder. Dindarlığın bir gösteri ve kendini yüceltme aracına dönüşmesi, a-sosyal medyada sürekli olarak paylaşılması ahlaki erozyona yol açar. Dindarlığın, takvanın a-sosyal medyadaki beğeni alma, trend topik olma gibi kriterler üzerinden ölçülmesi ahlaki bir sapmadır.

Sözün Özü

Hayâ yaşatır, teşhir öldürür. Teşhircilik zinaya yaklaştıran, fıtratı bozan fuhuş çeşitlerinden biridir. Teşhircilik fıtrî yeteneklerimizi öldürür; hayâ ahlakı ise izzetimizi, onurumuzu korur, yaşatır. Teşhircilik, tedavi edilmesi gereken bir patolojik sorundur.

Teşhire teşvik şeytani bir tuzaktır. İnsanlık kadar eski olan bu tuzağa düşmemek için farkındalık oluşturmalıyız. Dijital imkânlara, medyatik sanal olanaklara kavuşsa da istismar araçları aynı olan şeytan, her insan apaçık düşmandır. İzzetsiz, şerefsiz onursuz bırakmak ister.

Teşhircilik fitnesine karşı önce algılarımızı tahkim edecek sağlam bir akideye sahip olmalıyız. Hikmetin kaynağı olan Allah’ın vahyiyle algılarımızı doğru bir şekilde inşa etmemiz gerekir. Bedenimizin ve elimizdeki imkânların sahibi değil şahidi olduğumuz gerçeğini unutmamalıyız. Her şeyin asıl sahibi olan Rabbimizin, imtihan dünyasında bize sınırlar tayin ettiği hakikatini unutmamak için, Hesap Günü’ne imanımızı yenilemeliyiz.

Hayatın kaynağı olan hayata davet eder. Şeytan ise ölüme davet eder. Hayâ ahlakının hayata çağrı olduğunu, şeytanî güçlerin fıtrî yeteneklerimizi öldürmek istediğini unutmamalıyız.

Yararlanılan Kaynaklar:

1. Muhammed Esed, Kur’an Mesajı, İşaret Yayınları, İstanbul, 1999.

2. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi’l-Kur’an, Dârü’l-Ma‘rifa, Beyrut, 2005.

3. Seyyid Kutub, Fi Zilâli’l-Kur’an, Dârü’ş-Şurûk, Kahire, 2003.

4. Ebu’l-A’la Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’ân, İnsan Yay., İstanbul, 1996.

5. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul, 1936

6. Zemahşerî, el-Keşşâf, Ekin Yayınları, İstanbul, 2024.

7. Nevzat Tarhan, Duyguların Psikolojisi. Timaş Yay., İstanbul.

8. Nevzat Tarhan, Psikolojik Sağlamlık, Timaş Yay., İstanbul.

9. Zülaloğlu Fevzi, “Yaklaşma Yanarsın”, Haksöz Dergisi, Sayı: 298, Ocak 2016.


Dipnotlar:

1- Bakara 2/185, 194, 197, 217, 226, 234; Nisa 4/92; Maide, 5/2, 97; Tevbe 9/2, 5, 36; 34/12 (iki defa); Ahkaf 46/15; Mücadele 58/4; Talâk 65/4; Kadir 97/3.

2- “İlan edilmiş zaman dilimi” manasındaki “şehr”; “ortaya çıkmak, belirginleşmek, görünür olmak” demektir. Örneğin ay anlamına gelen şehr, “hilalin görünmesiyle belirlenen zaman” anlamındadır. Aynı kökten türeyen şöhret, “bir şeyin gizlilikten çıkıp yaygın biçimde bilinmesi” manasındadır. Ramazan ayı, “vahyin indiği şehr”dir. (Bakara 2/185).

Dokunulmazlığı ilan edilmiş olan “haram ay” (Bakara 2/217). On iki ay ve dört haram ay (Tevbe 9/36). Oruç kefareti için gereken süre, iki ay (Mücadele 58/4). Boşanmış kadınlar için gereken iddet süresi (Talâk 65/4). Hac ayları (Bakara 2/197). Müşriklere dört ay mühlet (Tevbe 9/2). Haram aylar (Tevbe 9/5). Allah katında ayların sayısı (Tevbe 9/36).

Haram aylarla ilgili saygı duyulması gereken kuralların “gizli değil açık ve bilinir olması” bağlamında kullanılmıştır. Bakara 2/194; Maide 5/2.

3- Teşhir kelimesi Kur’an’da geçmez. “Bir şeyi alenileştirmek, görünür kılmak” anlamındaki teşhir kökü ş-h-r harflerinden türemiştir.

4- Bkz. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi’l-Kur’ân.

5- Nevzat Tarhan, Duyguların Psikolojisi, Timaş Yay., İstanbul; Psikolojik Sağlamlık, Timaş Yay., İstanbul.

6- Edepsizliğin gizlisi de açığı da haramdır. Ancak açıkça yapılması, şeytani arzuları ve eylemleri kışkırtacağı için daha büyük bir günahtır.

“Allah, edepsizliğin açıkça yapılmasını sevmez.” Nisa 4/148.

7- “… gözlerini sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar…” Nur 24/30-31.

8- Şeytani güçler insanlar arasında fuhşun yayılmasını severler. Bkz. Nur 24/19.

9- Ayetlerde tekil lafız geçmemektedir. Burcun çoğulu olan burûc, kaleler, yıldızlar gibi anlamlarda kullanılmıştır. Bkz. Nisa 4/78; Hicr 15/16; Furkan 25/61; Buruc 85/1. Diğer ayetler bedenin teşhiriyle ilgili olarak kullanılmıştır: Nur 24/60; Ahzab 33/33.

10- Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, b-r-c maddesi.

11- Fuhşun açığı da gizlisi de haramdır. Bkz. En’âm 6/151.

12- İsrâ 17/ 32.

13- Bu konuda daha geniş bir Kur’an çalışması için bkz. Fevzi Zülaloğlu, “Yaklaşma Yanarsın”, Haksöz Dergisi, Sayı: 298, Ocak 2016.

14- Ankebut 29/45.

15- Nur 24/31.

16- “Mümin erkeklere söyle: Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar; iffet ve namuslarını korusunlar.” (Nur 24/30)

17- Nur 24/31.

18- Nur 24/19.

19- Bakara 2/271.

Fevzi Zülaloğlu Arşivi