Suriye Devrimi Kaldığı Yerden Devam Ediyor
Haksöz Dergisi Sayı: 405

Suriye’de Mart 2011’de Esed rejimine karşı Dera’da başlayan halk ayaklanması kısa sürede tüm ülke geneline yayıldı. On yıllardır rejimin insanlık dışı muamelelerine maruz kalan Suriye halkı, hak, özgürlük ve adalet temelli gösterilerle meydanları doldurdu. Alanlarda ellerinde güller ve çiçekler olan, barış ve özgürlük türküleri söyleyen Suriyeliler, rejimin silahlı saldırılarına maruz kaldı. Altı ay boyunca süren barışçıl gösterilere rejimin silahla, kanla cevap vermesi bardağı taşırdı nihayetinde.

Suriyelilerin kendilerini varil bombaları ve konvansiyonel silahlarla hedef alan Baas cuntasına karşı savunmaktan başka çaresi kalmadı. Halkın bünyesinde oluşan silahlı muhalif gruplar, Esed rejimi çetesine karşı amansız bir mücadele verdi. Birkaç yıl içerisinde rejim çökme noktasına geldi. Sonunun geldiğini anlayan Beşşar Esed önce İran’dan yardım istedi, akabinde 2015’te Rusya’nın doğrudan savaşa müdahil olması için teklif götürdü. Hatta Rusya’nın “Halep kasabı” olarak bilinen İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı sözde Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani tarafından ikna edildiğine dair bilgiler paylaşıldı. Bu açıklama yakın zamanda İsrail tarafından öldürülen Hizbullah lideri Hasan Nasrallah tarafından da doğrulandı. Zira İran ile birlikte Hizbullah da Suriye sahasında varlık göstermeye başladı.

Muhalif grupların ülkeyi büyük oranda ele geçirdiği ve rejimi devirmek üzere bir vasatta Rusya, İran ve Hizbullah’ın denkleme girmesiyle Esed’in iktidarı ayakta tutuldu. Rusya’nın acımasızca hava saldırıları düzenlemesi, İran’ın Irak, Afganistan, Lübnan’da kendine müzahir Şii milisleri sahaya sürmesi muhaliflerin ele geçirdikleri bölgeleri teker teker kaybetmesine neden oldu. Bu süreçten sonra Suriye halkı büyük bedeller ödemeye başladı. Gelinen noktada Esed rejimi, İran ve Rusya ortaklığıyla Suriye’de çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 1 milyona yakın insan katledildi, milyonlarca kişi sakat bırakıldı. 13 milyon Suriyeli ülke içinde yerinden oldu. Bunların 6-7 milyonu ülkesini terk ederek Türkiye, Lübnan, Ürdün gibi ülkelere sığındı. Yüzlerce kişi Avrupa ülkelerine gitmeye çalışırken Akdeniz’de boğuldu. Daha şanslı olanlar ise Avrupa’ya ulaşmayı başardı.

Kanlı rejim, dışarıdan getirdiği emperyalist güçlerin yardımıyla Dera, Hama, Humus, Halep gibi kentleri yeniden ele geçirdi. Suriyeli muhalif güçler ve halk 700 bin nüfusu olan İdlib’de sıkıştı. İdlib’in nüfusu 4,5 milyona ulaştı. Türkiye’nin daha sonra Fırat Kalkanı (2016), Zeytin Dalı (2018) ve Barış Pınarı (2019) harekâtlarıyla Cerablus, Çobanbey, Afrin, Tel Abyad, Azez ve Rasulayn’ı PKK/YPG’den almasıyla Suriye halkı biraz daha rahatlasa da rejim ve destekçilerinin saldırıları ve tacizleri hiç durmadı. Türkiye’nin Suriyeli muhaliflere, Rusya ve İran’ın da Esed rejimine garantör olduğu Astana Mutabakatı kapsamında İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi anlaşması olmasına rağmen rejim sürekli bu kuralları ihlal etti. Özellikle İdlib’e yönelik süren ihlaller silsilesi muhalifleri yeni bir arayışa sevk etti.

Geri Geldik Ey Halep!

Esed rejimi ile İran destekli Şii gruplar ve Rus güçlerinin eş zamanlı saldırılarıyla aylarca direnen Halep şehri 2016 yılının sonuna doğru düşmüştü. Kent aylarca varil bombalarıyla hedef alındı. Hatta kimyasal silahlar dahi kullanıldı. Muhaliflerin rejim güçlerinin uzun süre kuşatmaya aldığı şehirden çıkmaktan başka şansı kalmamıştı. Yüz binlerce Halepli Suriye’nin kuzeyine ve Türkiye’ye göç etti. Mamafih Türkiye’de bulunan 3 milyonu aşkın Suriyeli sığınmacının 1 milyondan fazlası Haleplilerden müteşekkil.

O dönemler çok acı tablolar yaşanıyordu. Halepli çocukların “Bir gün geri geleceğiz ve Halep’i özgürleştireceğiz!” ifadeleri yürekleri burkmuştu. Halepli bir çiftin arkaları dönük şekilde “Ey Halep bir gün geri döneceğiz!” yazısına bakmaları da hafızalara kazınmıştı. Belki o günün şartlarında kimileri için Halep’e geri dönmek hayal gibi görünüyordu ancak Suriyeliler bu inançlarını hiçbir zaman yitirmedi. Zahide Tuba Kor’un “Tuz ve Taş Üstünde” kitabında konuşan bir Suriyelinin “Devrim şu an dursa da asla bitmedi!” ifadesi çok çarpıcıydı. Acaba mümkün müydü böyle bir şey? Suriyeliler yeniden ayağa kalkabilir mi?

Suriye’deki muhalif güçlerin rejimin tacizlerini bertaraf etmek amacıyla Halep’in batı kırsalına operasyon yapacağına dair bilgiler dolaşmaya başladı. Ancak işgalci İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları nedeniyle operasyonun askıya alındığı da gelen bilgiler arasındaydı. Lübnan’da ateşkesin ilan edilmesinin ardından Heyet-i Tahriru’ş-Şam (HTŞ), Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve müşterek gruplarla birlikte 27 Kasım Çarşamba günü Esed rejimi ile destekçisi Rusya ve İran güçlerine yönelik operasyon başladı. Rejim saflarında çözülmenin hızlı yaşanması ve mücahid grupların geçen süre zarfında askerî anlamda kendilerini geliştirmeleri ve düzenli ordu kurmaları Halep’in kısa sürede fethedilmesini mümkün kıldı. Mücahid gruplar kentin stratejik noktalarını kontrol altına aldı. Rejimin PKK/YPG güçlerine bıraktığı Halep Uluslararası Havalimanı ve Kuveyris Askerî Havalimanı saatler sonra örgütten alındı. Halep’te büyük oranda kontrolü sağlayan mücahidler, Hama ve Humus mevkilerine doğru ilerlemeye başladı. Başta Şam olmak üzere Suriye’nin diğer beldelerinin eli kanlı Baas cuntası ve ortakları olan işgalci Rusya, İran ve PKK/YPG’den kurtarılması hiç de uzak bir gelecek gibi durmuyor. Nasıl ki “Bir gün geri döneceğiz!” diyen Halepli çocuklar büyüdükten sonra gelip Halep’i özgürleştirdiyse diğer beldelerin de onurlu bir direniş sergileyen Suriye halkının eliyle kurtarılacağına dair inancımız tamdır.

Özgürleştirme Operasyonu Şer Odaklarını Rahatsız Ediyor

Suriye’de eli kanlı Esed rejimine karşı başlayan halk ayaklanması adeta turnusol kâğıdı görevini icra etti. Şer odakları devrim süreci boyunca Suriyelilerin meşru taleplerini muhtelif saiklerle bastırıp manipüle ettiler, onları sürekli karalayıp terörize etmeye çalıştılar.

Bunların en başında İrancılar geliyor. Suriye’de ayaklanmaların başladığı ilk günden bu yana güya Seyyide Zeynep Türbesini korumak için rejime destek veren İran, süreç içerisinde Suriye’ye sürekli Şii milis sevk ederek rejimi ayakta tutmak adına tüm imkânlarını seferber etti. Türkiye’de bulunan İrancılar da “İran ne yapsa doğrudur!” mantığıyla katliamları tevil etmeye, savunmaya başladılar. İrancılar, “Direniş Ekseni” safsatasıyla uydurulan masalları Türkiye kamuoyuna servis ettiler. İran’ın Şii yayılmacılığı politikalarını “vahdet” kılıfıyla örtmeye çalıştılar. İsrail’i durdurma hikâyeleriyle oluşturulan Kudüs Gücü muhafızları, Siyonistler yerine Suriye’de binlerce Sünniyi keserken onlar bu katliamı örtmekle meşgul oldular.

Şimdi ise Halep ekseninde başlayan Suriye’yi özgürleştirme operasyonunu karalamak için İsrail ve ABD’yi başrol yaptıkları kirli senaryoları dolaşıma soktular. Muhalif güçlerin arkasında İsrail ve ABD’nin olduğu, Beşşar Esed’in zayıflatılarak İsrail’e alan açıldığı yalanlarını utanmadan, sıkılmadan söylemeye devam ediyorlar. Bu güruh insanları aptal yerine koyuyor olsa gerek! Yahu 1967’den bu yana Siyonistlerin işgali altında olan Golan Tepelerini kurtarmak için tek bir mermi dahi attı mı bu rejim? Son zamanlarda Suriye’de rejim güçleri ve Şii milislerine nokta operasyonları yapan İsrail’e neden cevap vermedi? Bu nasıl bir İsrail karşıtlığı anlaşılmış değil! İsrail, zaten 50 yıldan fazladır Suriye’de iktidarı gasp eden Baas cuntasının kendisine zarar vermeyeceğini biliyor. Siyonistler dikta rejimi yerine Filistin hassasiyeti olan, yüreği Kudüs için atan Suriye halkının asıl mümessillerini iktidarda görmek istemez. Son günlerde yaptıkları açıklamalar da bunu teyit eder nitelikte.

İşgalcilerin baskı, tehcir ve yıldırma politikaları nedeniyle Suriye’ye hicret eden on binlerce Filistinli, Esed rejiminin Siyonistleri aratmayan zulmüyle karşılaştı. Suriye halkına reva görülen insanlık dışı muameleden Filistinliler de ziyadesiyle istifade etti. Filistinlilerin Şam’daki Yermük Mülteci Kampında yaşadığı travmatik olaylar bunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Kamp 2014 yılında Hizbullah ve Şii milislerince desteklenen rejim güçlerinin ağır bombardımanına maruz kaldı. Kuşatmaya alınan kamptaki Filistinliler günlerce açlık ve susuzluğa mahkûm edildi. Günün sonunda 4 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti. Tüm bu yaşananlara rağmen Filistinlileri korkunç şekilde katleden İran ve destekçileri, utanmadan hâlâ Filistin davasını sahiplendiklerini söyleyebiliyorlar.

Türkiye’deki sol-sosyalist grupların kahir ekseriyeti Suriye meselesinde katil Esed rejiminden yana tavır aldı. Esed’e anti-emperyalist sıfatını yapıştırarak arkasında saf tuttular. Kimileri mezhepçi saiklerle kimileri de İslam düşmanlığı nedeniyle Suriye halkının özgürlük talebini mahkûm etmeye çalıştı. Türkiye’de adalet, insan hakları ve eşitlik olmadığını savunan sol unsurlar, Suriye’de halkını varil bombalarıyla, kimyasal silahlarla katleden bir diktatörü aklamaya çalışıyor. Bu cenahın şu anda icra edilmekte olan operasyonlara yönelik hazımsızlığı sürüyor doğal olarak. Muhaliflerin Suriye’de Alevileri öldürdüğü, yağma ve tecavüz olaylarının meydana geldiği yalanlarını söylemekten çekinmiyorlar. Sünni düşmanlıkları nedeniyle en azılı zalimi dahi destekleyen Türkiye’deki Aleviler ile Nusayri azınlığından rejimi desteklememesini beklemek abes olur zaten.

İslam düşmanlığıyla maruf ve özünde ırkçılığı ihtiva eden Kemalistler de Suriye halkının karşısında Beşşar Esed’in yanında durdular. İslam ve Arap düşmanlığında temerküz eden Kemalistler, Suriyeli muhacirleri ötekileştirdikleri gibi rejim karşıtı muhalifleri de “terörist” olarak tanımlama gafletini sergiliyorlar. Şu an mücahidler tarafından sürmekte olan Baas rejimini tasfiye harekâtını “PKK’ya Suriye’de Kürdistan kurduruluyor!” manipülasyonuyla karalamaya çalışıyorlar.

PKK’nın hinterlandında olan Kürtçüler ise örgütün Rusya, ABD, İran ve Esed rejimi gibi emperyalist, zalim odaklarla yaptığı kirli ittifakları görmezden gelerek Suriye halkının meşru temsilcilerini IŞİD ile veya terörizm ile yaftalıyor. Hâlbuki hiçbir ilkesi olmayan, adeta yedi kocalı hürmüz gibi herkesle iş tutan PKK’dan daha kirli, daha terörist ve daha alçak bir örgüt yeryüzünde yok. Mücahidlerin Tel Rıfat’taki işgallerine son vererek ABD-İsrail güdümündeki Kürdistan hayallerine balta vurması PKK’lıların kuyruk acılarını hiç dindirmeyecek.

Velhasıl, İrancısından Alevi-Nusayrilere, Kemalistlerden sol-sosyalistlere, Türkçü-Şamanist’inden Batı’yı kıble edinenlere, Moskof sevdalılarından Çin muhipleri cemiyeti gönüllülerine kadar tüm şer odakları Suriye halkının verdiği onurlu, izzetli, şerefli mücadeleyi hazmedemiyor. Tıpkı Afganistan’da olduğu gibi Suriye’de de emperyalizmle, despotlukla mücadele eden Müslümanların direnişi ve zaferi canlarını acıtıyor. Tüm acılara, ödenen ağır bedellere rağmen Suriye devrimi bugün yeniden ayağa kalktı ve kaldığı yerden yol aldı. Rabbim Suriye’nin tüm beldelerinin emperyalist zalimlerden ve işbirlikçilerinden temizlenmesini ve nehirden denize özgür Filistin’i âlem-i İslam’a nasip etsin inşallah.

Yahya Fırat Arşivi