“… Bütün bunları boyun eğdirerek bizim hizmetimize veren, yararımıza sunan Allah’ın şanı ne yücedir; O ne muhteşem bir yaratıcıdır, her tür noksanlıktan münezzehtir. Eğer bize bu (teshirle) lütufta bulunmasaydı, onlara boyun eğdirmeye gücümüz asla yetmezdi. Şüphesiz ki bizim dönüşümüz Rabbimize doğrudur.” (Zuhruf, 43/13)
Yukarıdaki ayet bizi nankörlükten uzak tutmak için, Rabbine şükreden erdemli bir insan olmamız için takdim edilen nimetlerden söz etmektedir.
İbn-i Ömer’den (r) rivayet edildiğine göre Allah Resulü (s) yolculuğa çıkarken ve dönerken hayvanı üzerine binip iyice yerleşince üç defa tekbir alır ve şöyle derdi:
“Bizim asla gücümüzün yetmeyeceği bu şeyleri, hizmetimize veren Allah’ın şanı çok yücedir. Ve biz elbette, Rabbimize döneceğiz.
Ey Allah’ım! Bu yolculuğumuzda senden iyilik, takva ve razı olacağın ameller işlemeyi nasip etmeni dileriz.
Ey Allah’ım! Bu yolcuğumuzu kolay kıl, uzağını yakın et. Ey Allah’ım! Yolculukta yardımcımız sensin, geride bıraktığımız ailemizin koruyucusu da sensin.
Ey Allah’ım! Yolculuğun zorluklarından üzücü şeylerle karşılaşmaktan ve dönüşte malımızda çoluk çocuğumuzda kötü haller görmekten sana sığınırım. Biz yolcular, tövbe ederek, Rabbimize ibadet ederek ve hamd ederek dönüyoruz.”1
Allah Resulü (s), ayette geçen ifadeleri yeniden yorumlayarak dua formunda bize miras bırakmıştır. Ayette ve duada geçen teshir kavramı bu çalışmamızın ana konusunu oluşturmaktadır.
Konuyu güncellemek için teshir kavramını özellikle, sokak köpekleri fitnesini de içine alacak şekilde ele almak istiyoruz. Cevabını aradığımız sorular şunlardır:
Teshir ve insanın hilafetiyle ilişkisi nedir?
İnsana dünyada ve kâinatta boyun eğdirilenler nelerdir?
İnsanın sınavı olan teshir nimetinin adaletle kullanılmasının göstergeleri nelerdir?
Teshirin şükrü nedir?
Başıboş Köpek Fitnesi
Bizatihi kendi yaşadığım bir olayla konuya giriş yapmak istiyorum. Bir marketin önünde sahibini bekleyen köpeğin üzerime doğru yürümesi yüzünden alışverişimi sonlandırmak zorunda kaldım. Sahibine şikâyetimi dile getirdiğimde beni hayli endişelendiren bir cevapla karşılaştım:
“O benim çocuğum, nasıl senin çocuklarının sokağa çıkmaya, alışverişe gitmeye hakkı varsa benim köpeğimin markete, alışverişe gelme hakkı vardır.”
Bugün sokaklarımızda sıkça karşılaştığımız, “köpeklerinin hizmetindeki insanlar”, Batı’daki iki asırlık dönüşümün artık tüm dünyada olduğu gibi yaşadığımız coğrafyada da yerleşik kültür olmaya doğru gittiğinin işaretlerini vermektedir. Masum olmayan bu bakış açısı, “varlık hiyerarşisini tersine çevirmek” anlamına gelecek sonuçlar üretmektedir.
Örneğin ulaşım araçlarında, sokaklarda, parklarda ana kucağına yatırdığı köpeğe, “Bebeğim, anneciğim!” diyerek seslenmek, masum bir yaklaşım değildir.
Günlük haberlere yansıyan verilere göre göre, Türkiye’de on milyona yakın sokak hayvanı vardır. Ve yılda yaklaşık otuz insan sokaklarda başıboş dolaşan itlerin vahşi saldırılarından dolayı kuduza yakalanmakta, hayatını kaybetmektedir. Başıboş köpeklerin saldırıları yüzünden yaralanan, sakat kalan, atlatamayacağı derinlikte travmalar yaşayanların sayısı tam olarak belli değildir.
Mevcut yasaların koruduğu başıboş köpek terörü yüzünden şehirler artık güvenli beldeler olmaktan çıkmıştır. Üstelik bu sorun sadece yaşadığımız ülkeyle sınırlı da değildir.
Son yıllarda genelde “hayvan hakları” özelde “sokak köpekleri” konusunda sürekli bir haber bombardımanına tâbi tutulmaktayız. Vesveseyle karılan kelimeleri ve görüntüleri bir algı operasyonuna dönüştüren şeytani güçler, hedeflerini belirlemiş olan lobiler vasıtasıyla, insanlığın çözmesi gereken kalıcı sorunlar üretmek için birbirleriyle yarışıyorlar.
Dünyada “hayvanseverlik” adeta bir ideolojiye dönüştürülmüş, “a-sosyal medya” aracılığıyla anlamdan yoksun bir moda olarak yaygınlaşmaktadır. Fıtrata aykırı bir şekilde aşırı uçlara savrulmuş olan it-severler, medya organlarını iman ettikleri hurafeleri yaymak için sonuna kadar kullanmaktadırlar. Aksi görüş ileri sürenlerin sesleri, çağdaş firavunların çağdaş büyücüleri olan medyumlar tarafından çıkarılan velveleyle bastırılmaktadır.
Hayvan severlik modasının içinde “it-severlik” özel bir anlam taşımaktadır. Çünkü kuş gribinden dolayı tavukların ve kuşların itlafına ses çıkarmayanlar, kuduz da olsa, sıra köpeklere gelince avazları çıktığınca bağırmaktadırlar. Bu vesvesenin nedeni, hayvanseverlik değildir. Eğer mesele hayvanseverlik olsaydı, bu ihtiyaç kuzuyla, ördekle, tavukla da giderilebilirdi.
Peki öyleyse lobilerin teşvik ettiği bu “it-severliğin” nedenleri nelerdir?
Et ihtiyacını karşılamak için hayvanların, tavukların, kazların, ördeklerin, kuzuların öldürülmesine ses çıkarmayanlar, sıra başıboş itlere gelince neden koruyucu kalkana dönüşmektedir?
Yeni Yetme “Köpek Sevdası”nın Nedenleri
Son yıllarda moda haline gelen ve adeta bir hastalığa dönüşen hayvanseverliğin, özelde it-severliğin, hakikate dayanan, ayakları yere basan sebepleri de vardır.
Sorun hakikidir. Kapitalist şehirleşme modelinin ürettiği gerçek bir sorunla karşı karşıyayız. Bize göre genelde hayvanseverliğin, özelde it-severliğin, köpeklere gerçeklerden kopuk sanal anlamlar yüklemenin iki ana nedeni vardır:
Birincisi, aileden yoksun kalan insanın yalnızlığını giderme telaşıdır. Bu telaş, 2020-2022 yılları arasında, tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs kaynaklı pandemi nedeniyle biraz daha artmıştır. Evlerinden çıkamayan insanlar, evcil hayvanları bir yalnızlığı giderme aracı olarak kullanmışlardır. Bu tabloda ihtiyaç hakiki ama onun giderilme şekli bâtıldır.
Kabileden, aşiretten, aileden koparılarak birey haline getirilen insan, kapitalizmin dayattığı yanlış şehirleşme ve bâtıl varlık tasavvuru, artık insan hayatını tehdit eden bir boyuta ulaşmıştır. Önce geniş aileyi, sonra çekirdek aileyi parçalayan, şimdi de dünya nüfusunu azaltmak için evlenmemeyi, fuhşu özendiren çağdaş firavunlar, elindeki propaganda aygıtlarıyla köpek lobisini açıkça desteklemektedirler.
Her gün yazılı ve görsel medyada, insan nüfusunu azaltmanın yollarına ilişkin çalıştay haberlerine şahit olmaktayız. Artık insan nüfusunu azaltmak için emperyalizmin hayvan lobisini desteklediği gerçeği aşikârdır.
Bu yeni gibi gözüken politika aslında tavır olarak yeni değildir. Çünkü tarihte nemrutlar kendilerini “öldüren ve dirilten tanrılar” olarak takdim etmişlerdir.2 Yine tarihteki firavunlar, kendi saltanatlarının geleceğinden endişe edince doğan erkek çocukları öldürmeyi bir hak olarak görmüşler, yönettiklerinden bir tepki de görmemişlerdir.
İkincisi mama lobisinin ulaştığı ekonomik olanaklardır. Yaşadığımız ülkede 2023 yılında evde ve sokaklarda başıboş dolaşan hayvanlara harcanan paranın miktarı yüz milyara dayanmıştır. Bu durum çoğunlukla ithalata dayanan mama lobisinin iştahını kabartmaktadır. Bu lobiler sokaklara hayvanlar için ne idüğü belli olmayan hazır mamaları bırakmaları için medyayı alabildiğine kullanmaktadırlar.
Bir diğer ekonomik etken de sorunun yakıcı boyutlara ulaşması nedeniyle veterinerliğin cazip bir meslek haline gelmesi ve buradan ekmek yiyenlerin “haklı” feryatları olabilir.
Hayvanlar bu politikada insanın yalnızlığını gidermek için bir alternatif olarak sunulmaktadır. İnsan hayatı açısından gittikçe tehlikeli hale gelen sorunun ortadan kaldırılması konusunda birilerinin belli hesaplar için yürüttüğü propaganda kampanyalarına yenilmemek ve insan hayatına değer vermek gerekir.
Karada ve denizde fesat çıkaran, ekini ve nesli bozmak için gayret eden3 kapitalizmin ürettiği sorunları ne Budizm ne de Hinduizm çözebilir. Bu sorunu ancak hayvanları Rabbimizin yaratmış olduğu bir emanet ve imtihanımızın bir parçası olarak gören İslam çözebilir. Hayvanlara şefkat konusunda hiçbir dünya görüşü İslam'la ve hiç kimse Müslümanlarla yarışamaz.
‘Teshir’in Anlam Haritası
“Göklerde ve yerde insanın hizmetine verilmiş nice nimet vardır.” (Lokman, 31/20)
“Yeryüzünde var olan her şeyi ve koyduğu (fizikî) yasalara uyarak denizde seyreden gemileri size boyun eğdirenin Allah olduğunu görmüyor musun? Ve gök cisimlerini, kendi izni olmadıkça yeryüzüne düşmemeleri için, yerlerinde, yörüngelerinde tutanın O olduğunu görmüyor musun? Gerçekten de Allah insanlara karşı çok acıyıp esirgeyen, çok şefkat gösterendir.” (Hacc, 22/65)
Teshir kavramının türetildiği kök sehhara fiilidir. Bu kökten türetilen Kur’an’da kırk iki lafız olarak geçer. Bunlardan bir kısmı isim, bir kısmı sıfat, bir kısmı da fiil olarak geçmiştir. Ayetlerde geçen teshir, kısaca “boyun eğdirme” demektir. Evren ve içindeki her şeyin rabbi/sahibi olan Allah, kendi izniyle bazı varlıkları insanın hizmetine vermiştir. Bu hakikat ayetlerde teshir kavramı bağlamında anlatılmıştır.
Rabbimiz insanı “yeryüzünün halifesi” olarak takdim etmiş4 emaneti üstlenme yeteneği kazandırmış ve denemek için kendisine mutlak bir şekilde bağlı olan varlıkları, sınırlı, denetimli ve izinli olarak insanın hizmetine vermiştir. Ancak varlıkların boyun eğdirilmesi, insanın hizmetine amade kılınması kayıtsız şartsız değildir. Bu boyun eğdirmenin nedeni, insanı yaratan Allah’ın, onun ihtiyaç duyduğu şeyleri belli koşullarda hizmetine vermesidir.
Hayvanların bize boyun eğmesi, insanın yeteneklerinden önce Rabbimizin bir lütfudur. Eğer Rabbimiz hayvanlara evcilleştirilebilme özelliği vermeseydi biz bunu başaramazdık. Örneğin deve yük taşımak için uygun yaratılmıştır. Ama aslanlar, kaplanlar hiçbir şekilde evcilleştirilmeye ve hizmete uygun bir tabiata sahip değillerdir.
Teshir kavramının gizemli bir tarafı da vardır. Çünkü sihir de aynı kökten gelmektedir. Aynı kökten gelen sihir, yanlış yöntemlerle birini etkisi altına almak demektir. Alay ederek algısını etkilemek, sihirle etkisi altına almak, boyun eğdirmek gibi anlamlara gelmektedir. Teshir kavramı münafıklarla ilgili ayetlerde, “alay etmek, çekiştirmek, sihirbaz gibi etkilemek” anlamlarında geçmektedir. İman edenlerle ve iman hakikatleriyle alay eden münafıklar, aslında kendi geleceklerini riske attıkları için, alay edilecek duruma düşen zavallılardır.
Alay eden münafıklarla ilahi vahyin kaynağı olan Kur’an’da alay edilmesi, adaletin gereğidir. Münafıkların hesap yokmuş gibi hadsiz bir şekilde hakikatle alay etmelerinin ilk cezası, kendileriyle alay edilmesidir. Münafıklar algı operasyonlarını severler. Kara propagandada ustadırlar. İyilerle, iyilerin öncüleriyle alay etmek, çekiştirmek, itibarsızlaştırmak için fırsat kollarlar. Yüce Allah da onlara adaletle, benzer yöntemle karşılık verir. Alay etmek kara propagandanın yöntemlerinden biridir. Örneğin alay ederek iyiliği itibarsızlaştırmak için alay etmek, münafıkların karakteridir. Bir mümin büyük bir iyilik yaptığında, münafıklar ona “Gösteriş yapıyor.” derler. Küçük bir iyilik yaptığında ise “Allah’ın buna ihtiyacı mı var?” derler.
a) Hayvanların Teshiri
“O, bütün çiftleri yaratan Allah’tır. Size en’amdan (koyun, keçi, sığır, deve) ve gemilerden binekler yapmıştır. Böylece onların (hayvanların) sırtına binip (gemilerin) üzerlerine yerleşince Rabbinizin nimetini anarak şöyle diyesiniz diye: Bunu bizim hizmetimize veren (Allah) yücedir, (yoksa) biz bunları (hizmetimize) yanaştıramazdık. Şüphesiz ki biz sadece Rabbimize döneceğiz.” (Zuhruf, 43/12-14)
Kuşlar Davud Nebi’ye daha özel şartlarda boyun eğdirilmiştir:
“Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman’a biz öğretmiştik. Biz onların hepsine doğru hüküm verme yeteneği ve ilim vermiştik. Kuşları ve tesbih eden/yücelten dağları da Davud’a boyun eğdirmiştik. (Bunları) biz yapmaktayız.” (Enbiya, 21/79)5
Peki, teshir edilenler sadece hayvanlar mıdır?
Rabbimizin yaratıp bize boyun eğdirdiği varlıklar nedir? Klasik tefsir kaynaklarında ayetin işaret ettiği varlıkların hayvanlar veya gemiler olduğu hususunda geniş değerlendirmeler vardır. Ancak teshir kavramının geçtiği 42 ayeti incelediğimizde, insana boyun eğdirilenlerin sadece hayvanlar olmadığını görmekteyiz. Örneğin, demiri Rabbimiz şekil verilen bir meta olarak yaratmasaydı, ondan arabalar, uçaklar yapamazdık.6
b) Gök Cisimlerinin, Güneş ve Ay’ın Teshiri
“O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi katından (bir lütuf olarak) size boyun eğdirmiştir. Şüphesiz ki bunda düşünen bir toplum için dersler vardır.” (Casiye, 45/13)
Güneş ve Ay gibi tüm gök cisimleri onları yaratan Allah’ın emrinden çıkmazlar. Canı gönülden emre boyun eğmeleri, musahhar olmaları, Yaradan’la bir savaşa girişmemeleri, kayıtsız şartsız teslim olmaları bağlamında, tüm gök cisimleri “Müslüman” kullardır.7
Düzenli bir şekilde hareket eden, bu sayede gece ve gündüzün meydana gelmesine, yeryüzünde bereketli ürünlerin çıkmasına katkı sağlamak üzere, Allah’ın izniyle Güneş ve Ay, gece ve gündüz insana boyun eğdirilmiştir. Eğer Yüce Allah, evrendeki varlıklar üzerinden dünya hayatının ihtiyaç duyduğu nimetleri yaratmasaydı, bunları var etme ve onlardan yararlanma gücünü insanlar kendinde bulamayacaktı.
“Düzenli seyreden (sistemi gereği) Güneş’i ve Ay’ı, geceyi ve gündüzü de hizmetinize sunmuştur.” (İbrahim, 14/33)8
Yıldızlar da Yüce Allah’ın boyun eğdirmesi sayesinde dünyada var olan hayatın devamına hizmet eden “Müslüman” varlıklardır:
“O, geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı emre boyun eğdirmiştir. Yıldızlar da (Allah’ın) emri ile boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir toplum için dersler vardır.” (Nahl, 16/12)
c) Yeryüzünün, Denizlerin, Atmosferin Teshiri
“Yeryüzünde var olan her şeyi ve koyduğu (fizikî) yasalara uyarak denizde seyreden gemileri size boyun eğdirenin Allah olduğunu görmüyor musun?
Ve gök cisimlerini, kendi izni olmadıkça yeryüzüne düşmemeleri için, yerlerinde, yörüngelerinde tutanın O olduğunu görmüyor musun? Gerçekten de Allah insanlara karşı çok acıyıp esirgeyen, çok şefkat gösterendir.” (Hacc, 22/65)
Raûf ve rahîm olan, şefkatin merhametin kaynağı olan Allah, emaneti üstlenen insana birçok nimet vermiştir. Bunlardan biri de O’nun emriyle oluşan yer çekimi sayesinde havaya savrulmadan kolayca yürüyebiliyoruz. Sanırım bunun ne büyük nimet olduğunu anlamak için uzayda birkaç gün, hatta birkaç saat geçirmek yeterlidir.
Dünyanın gazlardan oluşan “güvenlik kalkanı” olan atmosfer de yeryüzünün halifesi olan insana hizmet eden ilahi nimetlerdendir. Bu ilahi yasalar, evrensel kozmik bir afet ya da büyük bir değişim (kıyamet) kendini gösterinceye kadar, yeryüzündeki hayata hizmet etmeye devam edecektir.
d) Denizlerin, Nehirlerin Teshiri
“Gökleri ve yeri yoktan var eden; gökten su indirip onunla size rızık olsun diye ürünler çıkaran; bağlı kıldığı yasalar uyarınca denizde seyretmek üzere gemileri hizmetinize veren ve sizi nehirlerden yararlandıran Allah’tır.” (İbrahim, 14/32)9
Rabbimiz gözle gördüğümüz ve göremediğimiz nimetlerle dolu olan denizleri, nehirleri yeryüzünün halifesi olan insanın hizmetine vermiştir. Örneğin içinden taze balık, süs eşyaları çıkarabildiğimiz denizler, suyun kaldırma gücü bu nimetlerden birkaçıdır. Suyun kaldırma gücü olmasaydı, bu ilahi kanundan yararlanacak akli melekelerimiz olmasaydı, denizlerde dağlar gibi yüzüp giden gemiler yapamazdık. Bu nimetin adı teshirdir. Ve biz teshiri her şeyin sahibi olan Yüce Allah’a borçluyuz.
e) Bulutların Teshiri
Yüce Allah, yerle gök arasında emre amade duran bulutları yerdeki canlıların hizmetine sunmuş, özelde insana boyun eğdirmiş, hizmetine vermiştir.
“Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlar için faydalı olan şeylerde, denizde yüzen gemilerde ayetler vardır. Allah'ın gökten indirip de kendisiyle ölümünden sonra yeryüzüne hayat verdiği ve her türlü canlıyı orada yaydığı suda, rüzgârı dilediği yöne sevk edişinde ve gökyüzü ile yeryüzü arasında emre tâbi olan bulutlarda, aklını kullanan bir topluluk için ayetler vardır.” (Bakara, 2/164)
f) Rüzgârların Teshiri
Tüm varlıklar, her şeyin asıl sahibi olan Yüce Allah’ın iradesine teslim olmaları bakımından Müslümandır.10 Ruh ile aynı kökten olan rüzgârlar da yeryüzündeki hayatın devamına hizmet eden “Müslüman” varlıklardandır.
“Biz, rüzgârları aşılayıcılar olarak gönderdik ve gökten su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık. Siz onu depolayamazdınız.” (Hicr, 15/22)
Ayette rüzgâr ve kaynak sularının insanın hizmetine sunulmadan önce tâbi olduğu ilahi kanuna işaret ediliyor. Yağmurla inen suyun yüzeye yakın dağlarda, toprağın altında asitli ve zararlı maddelerden arıtılarak depolandığı, sonra da çıkarılarak canlıların istifadesine sunulduğu anlatılıyor.
Dolaylı olarak insanın hizmetine sunulan rüzgârın bitkiler üzerinde hem tozlaşmada büyük rol oynadığı hem de onların erkek tohumlarını dişi tohumlarının üzerine kondurmak suretiyle aşılanmasında büyük etken olduğu bugün bilimsel verilerle de gözlemlenebilen bir gerçektir.
Rüzgârlar, taşıdıkları enerjiyle bitkilerin tozlaşmasına, kuşların kıtalar arasında seyahat etmesine himmet ederek hayatın devamına hizmette bulunurlar ve bu yönleriyle Rabbimizin rahmetinin şahitleridirler.
Rüzgârlar ve tüm varlıklar hikmet gözlüğüyle bakan müminler için birer tespih kardeşidir. Bu konuda Süleyman Nebi (a) güzel örnektir. Süleyman (a), rüzgârların kendisine özel olarak boyun eğdirilmesini doğru yorumlamış, gücün asıl sahibinin Yüce Allah olduğu gerçeğini hiç unutmamıştır. Sayısız nimetlere karşılık kibre kapılmayan Süleyman (a), emanet olarak gördüğü rüzgârı ve diğer imkânları tevhid ve adaleti yeryüzünde ikame etmek için kullanmıştır:
“Bunun üzerine O’nun (Allah’ın) emriyle istediği yere yumuşakça akan rüzgârı (Süleyman’ın) hizmetine vermiştik.” (Sâd, 38/36)
Teshirin Şükrü Tespih Zikri: Sübhanallah
İnsanlara ve yeryüzündeki hayata hizmet etmesi için denizleri, nehirleri yaratanın Yüce Allah olduğu gerçeğini yok sayanlar kâfirlerdir. Rabbimizin teshir ettiği nimetlere karşılık şükretmek, bizi nimete kâfir olan nankörlerden ayıran temel özelliklerden biridir:
“Böylece gemiler O’nun emriyle denizin üstünde yüzebilsinler ve siz O’nun lütfundan -ihtiyaç duyduğunuz şeyleri- elde edebilesiniz ve şükredenlerden olasınız diye, denizleri (kendi kanunları doğrultusunda faydalanmanız için) sizin emrinize veren Allah’tır.” (Casiye, 45/12)
Teshire tespihle şükretme konusunda Davud Nebi (a), bize örnek gösterilmiştir. O, dağların hizmetine verilmesinin şükrünü onların tespihine, coşkusuna eşlik ederek göstermiştir:
“Biz dağları (Davud’un) hizmetine vermiştik. Akşam ve kuşluk vakti onunla birlikte tesbih eder/yüceltirlerdi.” (Sâd, 38/18)
Teshir, Rabbimizin evrendeki, dünyadaki nimetleri emrimize vermesidir. Teshirle oluşan borcumuzu ödemek için, Rabbimizi tespih etmek11 gerekir. Dua dilinde tespihimizin nasıl olması gerektiğini Rabbimiz bize öğretmiştir: Sübhanallah! Ne muhteşem yaratır Allah; her tür kusurdan münezzeh olan Allah’ın şanı ne yücedir.
“Ey Rabbimiz! Sen bunların hiçbirini anlamsız ve amaçsız yaratmadın. Sen yücelikte sınırsızsın! Bizi ateşin azabından koru!” (Âl-i İmran, 3/191)
Yeryüzünde hayatı inşa eden, ölüden diri çıkaran, kışın içinden baharı çıkaran Rabbimizin yarattığı varlıkları, bitkileri incelediğimizde, hayranlığımızı dile getirmemiz, imanımıza şahitlik edecektir.
“Sübhanallah / Şânı ne yüce olan (Allah) ne muhteşem Yaratıcıdır. O ki yeryüzünün tüm bitkilerini, insanların bizzat kendilerini ve hakkında henüz hiçbir bilgiye sahip olmadıkları şeyleri çifter çifter yarattı.” (Yasin, 36/36)
Teshirin Şükrü Kurban İbadeti
“Hayvanların kurban edilmesine gelince, biz bunu sizin için Allah tarafından konulmuş simgelerden biri olarak öngördük ki bunda sizin için [nice] yararlar vardır. Öyleyse artık, [kurban edilmek üzere] sıraya dizildiklerinde onların üzerinde Allah’ın ismini anın ve cansız olarak yere serildiklerinde onların etinden kendiniz de yiyin; kendi nasibiyle yetinip istemeyen kimseyi de istemek zorunda kalan kimseyi de (onunla) doyurun. Biz, işte bu amaçla onları sizin yararınıza sunuyoruz ki şükredesiniz.
Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvanız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!” (Hacc, 22/36-37)
Bu ayet-i kerime bize kurban ibadetinin anlam ve şümulünü ifade ettiği gibi, varlık hiyerarşisiyle ilgili de önemli bir hususa vurgu yapmaktadır. O da hayvanların, insanlara musahhar kılındığı, insanların hizmetine verildiğidir.
Ayetin açık beyanında göre, kurbanın bir amacı da, hayvanların insanlara şartlı olarak teshir edilmesinin şükrünü ifa etmektir. Yani kurban Rabbimizin hayvanları bize boyun eğdirmesine şükür olarak şahitlik etmektedir. Teshirin şükrünü kurbanla göstermeyenler, her şeyin asıl sahibinin/rabbinin Yüce Allah olduğu gerçeğinden gâfil olan nankörlerdir.
Teshirin Şükrü Hilafet ve Emanet
“Sonra da nasıl davranacağınızı görmemiz için onların ardından sizi yeryüzünde halifeler (sorumlular) olarak görevlendirdik.” (Yunus, 10/14)
İnsan Allah’ın değil yeryüzünün halifesidir.12 Hilafet Rabbimizin insanlara verdiği bir emanettir. Göklere, yere ve dağlara teklif edilen bu emanet, büyük bir sorumluluktur. İnsanlar bu sorumluluğu üstlendiği için evrende ve dünyada canlılar, hayvanlar, varlıklar teshirle insanın hizmetine verilmiştir. İnsanoğlu Allah’ın kendisine bahşettiği yetenekler sayesinde göklere, yere ve dağlara hükmetme gücünü elinde bulundurmaktadır.
Yeryüzünün halifesi olmak büyük bir sorumluluktur. Allah’ın bir emaneti olan hilafet, elimizin dokunduğu, egemenlik alanımızda bulunan her şeyi bir imtihan olarak görmeyi gerektirir. Ancak insanların çoğu, ne kadar büyük bir sorumluluğun altına girdiğinden habersiz olduğu için cahil, yüklendiği emanetin hakkını vermekten kaçtığı için zalimdir!
Yeryüzünün halifesi hayvanlar değil insanlardır. Ve insan da kendisine boyun eğdirilen her şeye bir emanet gözüyle bakmalıdır. Tüm canlılar gibi hayvanlar da cenneti kazanma sınavımızın birer konusudur.
Hilafet, teshir ve emanet aynı anlam haritası içinde anlaşılması gereken kavramlardandır. Eğer insan emaneti üstlenmeseydi halife olamayacak; halife olmasaydı teshirle hayvanlar, canlılar ona boyun eğdirilmeyecekti.
Allah’ın bahşettiği bütün imkân ve fırsatları; akıl, beden, duyular, irade, vicdan, muhakeme gibi üstün yetenekleri O’na kullukta kullanmak, O’nun hükümlerini egemen kılma mücadelesi çok ağır ve ciddi bir görevdir. Bu göreve ayette emanet denilmektedir:
“Biz emaneti; göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkup titrediler. Onu insan yüklendi. O da çok zalimleşti ve kendine hâkim olamadı.” (Ahzab, 33/72)
Teshirin Şükrü Tebâreke Zikri
“Kuşkusuz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı aşamada yaratan ve sınırsız güç ve kudret makamına kurulan Allah’tır. O’dur gündüzü aralıksız kovalayan geceyle örten; Güneş’i, Ay’ı ve yıldızları emrine amade kılan, teshirle size hizmet ettiren O’dur. Bakın, yalnız O’na aittir bütün yaratış ve mutlak emir:
Tebârekallah / Âlemlerin rabbi Allah en yüce, en ulvî bereket kaynağıdır.” (A’raf, 7/54)
***
Evlerimizde Hayvan Besleyebilir miyiz?
“Biz de Musa ile kardeşine, şehirde halkınız için bazı evleri sığınak edinin, evlerinizi ibadet yerine dönüştürün ve namazda devamlı ve kararlı olun, inananları [Allah’ın yardımıyla] müjdeleyin, diye vahyettik.” (Yunus, 10/87)
Ayette de açıkça görüldüğü gibi müminlerin evleri aynı zamanda birer mescittir. Namaz kılınan yerin temiz olması da namazın koşullarındandır. Camilerimiz, evlerimiz Musa Nebi’ye vahyin indirildiği birer Tuva Vadisi gibidir.13 Camilere ve birer “mescit” hükmünde olan evlerimize ayakkabıyla giremeyişimizin nedeni de buraların maddi ve manevi olarak temizliğinin korunmasıyla ilgilidir.
Öyleyse bir mümin olarak evlerimizde hayvan beslemek, tercih edilecek bir husus olmayıp ancak zorunlu hallerde, özel koşullarda mümkün olabilir. Çünkü hayvanların etrafa bıraktıkları atıklar namaz kılmaya engel olabilir. Ayrıca hayvanlarla ev ortamında kurulan yakın münasebet, birtakım hastalıkların bulaşmasına yol açabilecektir.
Köpek gibi hayvanların beslendiği evlerin temiz kalabilmesi büyük bir özveri gerektirir. Bu fedakârlık, bütçe ve yoğun emek gerektiren iş insanı halife olmaktan çıkarır, hayvanlara hizmet eden bir köleye dönüştürür. Bu sonuç akıllı, itibarlı, kâinatın hulasası bir varlık olan insana yakışmaz.
Bu değerlendirmeye, “camilerin, mescitlerin ibadet yeri olduğu, evlerin bu amaçla kullanılmasının şart olmadığı” gibi itiraz gelebilir. Bu itiraza cevabımızı, önderimiz ve örneğimiz olan, Resulullah’ın şâhitliği üzerinden verebiliriz. Ona salâtü selâm olsun, Allah Resulü farz namazları Mescid-i Nebi’de arkadaşlarıyla birlikte ikame etmiştir. Ancak beş vakit namaza ek olarak gece namazını ve nafile/sünnet namazları evinde ikame etmiş, ümmetini de evlerde namaz kılmaya teşvik etmiştir. Hatta Allah Resulü (s) içinde namaz ikame edilmeyen, Kur’an okunmayan evleri14 “harabe binalara, mezarlıklara” benzetmiştir.15 İnsanların oturmadığı, güzel eşyalarla düzene konulmayan bir ev nasıl itibarını kaybediyor, harabeye dönüyorsa içinde Kur’an okunmayan, namaz kılınmayan ev de harabeye dönecektir.
Evlerimizin manevi süsü, namaz ve Kur’an’dır. Bu nedenle evlerimizi bir mescit gibi temiz tutmak zorundayız. Hayvan bakım merkezine dönüşen evlerin temiz tutulması mümkün olmadığı için namazgâh olarak da kullanılamaz. Bu nedenle, hijyen için gerekli koşulları taşımayan evlerde hayvan beslemek doğru değildir.
Sözün Özü
Hayvanlarla yeryüzünün halifesi olan insan arasındaki adalet eksenli ilişkiyi, emanet ve teshir olmak üzere Kur’an’ın iki lafzı üzerine inşa etmek gerekir. Hayvanlar “yeryüzünün halifesi” ya da “insanların çocuğu” değildir. Bir insanın bezleyip, süsleyip kucağında taşıdığı hayvanlara “bebeğim, yavrucuğum, anneciğim” gibi seslenmesi dengeleri alt üst eden hastalıklı bir durumdur. Çünkü yeryüzünün halifesi hayvanlar değil insanlardır. Yeryüzünün halifesi olan insan, başıboş ve sorumsuz da değildir.
Biz müminler dünyadaki her şey gibi hayvanlara da Allah’ın birer emaneti gözüyle bakmak zorundayız. Ancak yeryüzünün akıllı varlığı olan insana yakışan, hayvanlara kölelik değil halifeliktir. Hatta kendisine boyun eğdirilene kölelik etmesi kendine zulümdür, onursuz bir durumdur.
Son yıllarda ülkemizde küresel kapitalizmin yeni bir tüketim alanı açma çabası ve insanı ailesiz bırakma hedefi bağlamında hayvanların istismar edildiğini, fıtratından koparıldığını görmekteyiz. Son yıllarda yaşadığımız şehirlerde hayvan hakları denilerek varlık hiyerarşisini tahrif etmeye çalışan, insanı hayvanların hizmetinde bir varlığa dönüştürmeye gayret eden bir tuğyanla karşı karşıya kaldık.
Bu tuğyanın ana öznesi, insan fıtratına yabancı olan şehirler inşa eden kapitalizmdir. Küresel kapitalizm hayvanları, özellikle köpekleri bir ticari metaya dönüştürmüştür. Bu kazanılmış mevziyi korumak için de “hayvanseverlik” kılıfıyla çeteleşmeyi, lobileşmeyi teşvik etmektedir.
Geleneksel üretim ilişkilerinin korunduğu köylerde hem güvenlik hem de çobanlık anlamında iş gören köpekler, kapitalist şehirlerin sokaklarında işlevsiz kalmıştır. Bunun ana sorumlusu da sınırsız tüketim arzusuyla, denetimsiz bir hevesle onları sahiplenip sonra da sokağa bırakan sorumluluk bilincinden yoksun insanlardır.
“Çağdaş firavunluk” veya “post-modern tuğyan” olarak isimlendirebileceğimiz bir fitneyle karşı karşıyayız. Bu fitne hak ile bâtılın, yalanla doğrunun yerini değiştirmekte, varlık hiyerarşisini tahrif etmeye çalışmaktadır.
Ekonomik değeri sebebiyle güçlü lobiler ve a-sosyal medyanın propaganda aygıtları, başıboş sokak hayvanlarının varlığına itiraz edenleri, “hayvan düşmanı” ilan ederek vesvese yöntemiyle algı operasyonu çekmektedirler.
Kapitalizm dinine iman eden çağdaş firavunluk, “Her şey insan için ve insan da Allah'a kulluk içindir.” şeklinde özetleyebileceğimiz hilafet hiyerarşisini yok saymaktadır. İnsanı Allah'tan bağımsızlaştırıp kendi kendisinin rabbi haline getirmeye çalışan çağdaş istikbâr, aşireti, ailesi dağıldığı için yalnızlaşan insanları Allah tarafından onun hizmetine verilmiş olan hayvanların hizmetçisi, hatta esiri, kölesi haline getirmeye çalışmaktadır.
Kendilerine sınır konulamaz, dokunulmaz “kutsal varlıklar” haline getirilince de insanın hizmetinde olması gereken hayvanlar, önü alınmaz bir şekilde insanlar için tehlike haline gelmektedir. Dengeleri alt üst eden hayvan-insan ilişkisinin temelinde, Rabbimizin belirlediği adalet eksenli varlık hiyerarşisine ittiba etmek yerine, o hiyerarşiyi alt üst etme tuğyanı yatmaktadır.
Yeryüzünün halifesi insana boyun eğdirilenler, ister hayvanlar olsun isterse arabalar, uçaklar olsun yeryüzündeki tüm varlıkların asıl sahibi Yüce Allah’tır. Ve şükreden sâlih kullar olarak bize yakışan, O’nun mülkündeki nimetlerden, O’nun tayin ettiği sınırlar içinde yararlanmaktır.
Her şeyin rabbi, asıl sahibi Yüce Allah’tır. Bu nedenle yaratılmış varlıklardan, canlılardan, hayvanlardan kolayca yararlanabilmeyi insanlar kendi mahareti, kendi kerameti olarak değerlendirmemelidir. Bu boyun eğdirmeye/teshire karşılık olarak canlıları Rabbimizin bir emaneti olarak görmeli, onlara bilerek zarar vermemeli, bize bahşedilen nimetlere karşılık şükreden sâlih kullardan olmalıyız.
Hilafeti emanet olarak görenlere, nimetlerden dengeli bir şekilde yararlanan sâlihlere selâm olsun.
1- Sahih-i Müslim, ‘Hac’, 425; Sünen-i Ebû Dâvûd, ‘Cihad’, 72; Sünen-i Tirmizî, ‘Daavât’, 45-46.
3- Bkz. Bakara, 205; Rum Suresi, 41.
5- Benzer mesajlar için bkz. Neml, 27/16-17; Sebe, 34/10; Sâd, 38/18-20.
6- Nitekim Davud’un (a) şahsında Rabbimiz demiri boyun eğdirdiği için dağlar ve kuşlar gibi bizim de O’nu tespih etmemizi istemektedir: “Yemin olsun ki Davud’a tarafımızdan bir ikramda bulunmuştuk (ve) ‘Ey dağlar! (Beni [tesbih] ederek) onunla (Davud’la) birlikte yankıyla ses verin!’ (demiştik). Kuşlara da (aynısını söylemiştik). Ayrıca, ona demiri (işleme sanatını öğretmiş, madenleri onun elinde âdeta hamur gibi) yumuşatmıştık.” (Sebe, 34/10) Benzer mesajlar için bkz. Enbiyâ, 21/79; Neml, 27/15-17; Sâd, 38/18-19.
7- Güneş ve Ay gece ve gündüzün oluşumunda Yaradan’ın emrine amade olan, musahhar “Müslümanlar”dır. Bkz. Fatır, 35/13; Zümer, 39/5.
8- Güneş ve Ay’ı insanın hizmetine sunan Yüce Allah’tır. Benzer ayetler için bkz. Rad,13/ 2; Ankebut, 29/61; Lokman, 31/29.
9- Benzer ayet için bkz. Nahl, 16/14.
10- Nimetin asıl sahibinin Yüce Allah olduğu gerçeğini unutan Ad kavmi için rüzgârlar nimet değil külfete dönüşmüştür. Yedi gece sekiz gün esen ve zalimlere karşı silaha dönüşen rüzgârlar/kasırgalar Ad halkını helak etmiştir. Bkz. Hakka, 69/6-7.
11- Tespih, Yüce Allah’ı bütün eksikliklerden uzak tutup öylece bilmek ve kabul etmektir. Bkz. Enbiyâ, 21/16; Sâd, 38/27; Duhân, 44/38.
12- Hilafet ayetlerde Allah’a değil yeryüzüne nispet edilir. İnsan-hilafet ilişkisi bağlamında Kur’an ayetlerinde baktığımızda, halâifu’l-ard tamlamasıyla karşılaşıyoruz. Bu tamlama insan için Yüce Allah’ın takdir ettiği bir konumu anlatmaktadır. Daha geniş bilgi için bkz. Zülaloğlu Fevzi, “Allah'ın Halifeleri miyiz?”, Haksöz Dergisi, Sayı: 21, Aralık 1992.
13- “Ben, evet ben senin rabbinim! Öyleyse çıkar ayakkabılarını, çünkü şu an Sînâ dağının eteklerindeki Tuvâ’da, o kutsal vadide, yüce bir makamın huzurunda bulunuyorsun!” (Taha, 20/12)
14- Allah Resulü (s) evlerimizde Kur’an okumaya da teşvik etmiştir: “Evlerinizi kabristana çevirmeyiniz. Şüphesiz şeytan, içinde Bakara suresi okunan evden kaçar.” (Sahih-i Müslim, ‘Müsâfirîn’, 212) “Kalbinde Kur’an’dan bir miktar bulunmayan kimse harap ev gibidir.” (Sünen-i Tirmizî, ‘Fezâilü’l-Kur’ân’, 18; Ahmed İbn-i Hanbel, ‘Müsned’, I, 223)
15- İbn-i Ömer’den rivayet edilen bir hadiste, Allah Resulü (s) şöyle buyurmuştur: “Namazınızın bir kısmını evlerinizde kılınız da oraları kabirlere çevirmeyiniz.” (Sahih-i Buhari, ‘Salât’, 52, ‘Teheccüd’, 37; Sahih-i Müslim, ‘Müsâfirîn’, 208-209; Sünen-i Ebû Dâvûd, ‘Salât’, 199, ‘Vitir’, 11; Sünen-i Tirmizî, ‘Salât’, 213; Sünen-i Nesâî, ‘Kıyâmü’l-Leyl’, 1.

