UCM Tutuklama Kararı: İsrail ABD İçin Daha Zehirli Hale Geliyor
Haksöz Dergisi Sayı: 405

Başsavcı Kerim Han’ın İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, eski Savunma Bakanı Yoav Gallant ve en az ikisinin hayatta olmadığı düşünülen üç Hamas lideri için tutuklama kararı başvurusunda bulunmasının üzerinden altı uzun ay geçti.

Bu süre zarfında, İsrail’in acımasız bombardımanı ve yüz binlerce insanı durmaksızın açlığa mahkûm etmesi ile binlerce Filistinli Gazze’de öldürüldü. Resmî ölüm sayısı 45 bine yaklaşıyor, The Lancet ise bunun birkaç kat daha fazla olabileceğini hesaplıyor.

Böyle bir konunun üç yargıcın elindeki ön duruşma odasında karara bağlanması için ortalama iki ay gerekirken bu davanın altı ay sürmesi, en yüksek uluslararası hukuk mahkemesinin daha önce görülmemiş bir baskı altına girdiğinin kanıtıdır.

Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çocuk Hakları Komiseri Maria Alekseyevna Lvova-Belova için tutuklama kararlarını sadece üç hafta içinde çıkardığını hatırlatmış olalım.

Bu üç cesur yargıcın üzerindeki baskı, kurallara dayalı bir dünya düzeni için savaştıklarını iddia eden ülkelerden geliyordu. ABD Başkanı Joe Biden, UCM üzerinde baskı kurup Han’ın başvurusunu “utanmazca” olarak niteledi ve zaman kaybetmeden kınadı; ABD’nin her zaman İsrail’in yanında duracağını açıkladı.

Başsavcının kendisi de şimdi cinsel taciz iddialarıyla karşı karşıya ve bu iddialar bir başka soruşturmanın konusu.

Mahkeme Kararını Yaptırımlarla Karşılamak

Tutuklama kararlarını geçersiz kılmak için daha ince yöntemlere başvuran İngiltere ve diğer bazı ülkeler, UCM’nin işgal altındaki topraklarda yaşanan meseleler üzerindeki yetkisi konusunda daha önce mahkeme tarafından çözülmüş bir konuyu yeniden tartıştı. İngiltere, 1990’larda imzalanmış ancak asla uygulanmamış Oslo Anlaşmaları nedeniyle mahkeme yetkisinin olmadığını öne sürdü.

Bu argüman, mevcut başbakan Keir Starmer’ın hükümeti tarafından geri çekildi. Starmer’ın sözcüsü, “Ulusal ve uluslararası mahkemelerin bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğünün önemi konusunda çok net bir duruşa sahibiz.” dedi.

ABD’de ise UCM’nin kuruluş kararı olan Roma Statüsüne taraf olmayan bir ülke olarak UCM üzerinde baskı oluşturmak için kongreye bir tasarı sunuldu. Tutuklama kararları üzerine mahkemeye yaptırım uygulama tasarısı, yargı sürecini zorlamak için kaba bir politik girişimden başka bir şey değil, ancak 42 Temsilciler Meclisi Demokratı lehte oy kullandı. Beyaz Saray ise buna karşı çıktı ve Demokrat lider Chuck Schumer’in yönettiği Senato henüz bunu geçirmedi.

Ancak, Donald Trump gelecek yıl tekrar başkan olduğunda Senato çoğunluk lideri olacak olan John Thune, UCM’ye yaptırım uygulama sözü verdi.

Thune, Twitter’da “UCM ve savcısı, İsrail yetkililerine yönelik tutuklama kararları konusundaki utanmaz ve yasa dışı eylemlerinden vazgeçmezse senato bu yaptırım yasasını derhal geçirmeli, tıpkı meclisin zaten iki partili bir şekilde yaptığı gibi.” diye yazdı.

Bu baskı, üç yargıç için neredeyse dayanılmaz hale geldi. Onlardan biri olan Rumen yargıç Iulia Motoc, geçen ay sağlık nedenleriyle üç yargıçlı heyetten ayrılma talebinde bulundu. Onun yerine Slovenya’dan Beti Hohler geldi.

Tüm bunlara rağmen, bu cesur yargıçlar ilerledi ve tutuklama kararlarını çıkardı. Onlar -dünyanın Bidenlarını değil- uluslararası hukukun üstünlüğüne dayalı bir düzeni temsil ediyorlar. ABD’nin temsil ettiği şey, haklı ve haksızın güçlüler tarafından şekillendirildiği bir orman yasasıdır.

Tek Bir Azınlık

Bu, ABD’nin bir azınlık olarak 13 aylık savaşta Gazze’de koşulsuz ve acil bir ateşkes için dördüncü kez BM Güvenlik Konseyinde veto kullanmasıyla tamamen uyumludur.

Filistin’in BM temsilcisi Majed Bamya, sert bir açıklamada “Sivillerin toplu olarak öldürülmesinde haklılık yoktur. Bir sivil nüfusu aç bırakmak için haklılık yoktur. Bir halkı zorla yerinden etmek için haklılık yoktur ve ilhak için haklılık yoktur. İşte İsrail’in Gazze’de yaptığı bu. Bunlar savaş hedefleri. Ateşkesin olmaması, bunu yapmaya devam etmesine izin veriyor.” dedi.

Kısa süre sonra, İsrail savaş uçakları, kuşatma altındaki kuzey Gazze’de Kemal Advan Hastanesi yakınındaki bir konut bloğunu halı bombasıyla vurdu ve en az 66 kişiyi öldürdü.

ABD, müttefiki İsrail tarafından sadece iki gün önce aşağılanmasına rağmen vetosunu yine kullandı. Trump’ın 5 Kasım’daki seçim zaferinden iki hafta sonra konuşan Netanyahu, Biden’ın yargısını Knesset’te tekrar tekrar eleştirdi: “ABD’nin çekinceleri vardı ve Gazze’ye girmememizi önerdi. Gazze şehrine, Han Yunus’a girmek konusunda çekinceleri vardı ve en önemlisi, Refah’a girmeye şiddetle karşı çıktı. Biden bana eğer girersek yalnız kalacağımızı söyledi. Önemli silah sevkiyatlarını durduracağını da söyledi. Ve öyle de yaptı. Birkaç gün sonra, [Dışişleri Bakanı Antony] Blinken geldi ve aynı şeyleri tekrarladı ve ben ona: ‘Biz tırnaklarımızla savaşacağız!’ dedim.”

Suça Ortak Olmak

Biden dört yıl önce, ardından gelecek patlamanın tüm koşullarını dikkatle hazırlayan bir Trump başkanlığının ardından göreve başladığında utanç salonundaki çıta zaten tüm zamanların en düşük seviyesindeydi. Ancak Biden, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşını yönetirken daha da aşağılara inmeyi başardı.

UCM kararında yer alan bir pasaj, Gazze’de yaşanan katliamdaki ABD’nin acımasız sorumluluğunu ortaya koymaktadır. UCM, İsrail’in BM Güvenlik Konseyi, BM Genel Sekreteri, devletler, hükümet ve sivil toplum örgütlerinin Gazze’deki insani durumla ilgili taleplerini görmezden gelirken, ABD’den gelen baskılara yanıt verdiğini kaydetti.

UCM ayrıca Gazze’ye insani yardımın girmesine izin veren ya da artıran kararların genellikle şarta bağlı olduğunu ifade etti. Bu kararlar, İsrail’in uluslararası insani hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmek ya da Gazze’deki sivil halkın ihtiyaç duyduğu malların yeterli şekilde tedarik edilmesini sağlamak için alınmamıştır. UCM’ye göre aslında bunlar, uluslararası toplumun baskısına ya da ABD’nin taleplerine bir yanıt niteliğindeydi. Her halükârda, insani yardımdaki artışlar halkın temel mallara erişimini iyileştirmek için yeterli olmadı.

Başka bir deyişle Netanyahu, temel malların ve insani yardımın durdurulmasını savaşın hedefleriyle açıkça ilişkilendirmekle kalmadı; gıda tedarikini karşı karşıya kaldığı baskıya bağlı hale getirdi.

Bu nedenle UCM, Netanyahu ve Gallant’ın bir savaş yöntemi olarak aç bırakmaktan sebep işlenen savaş suçundan cezai sorumluluk taşıdıklarına inanmak için makul gerekçeler bulduğunu açıkladı. Bu bulgu aynı zamanda ABD’yi Netanyahu’nun işlediği suçların ortağı haline getirmektedir.

UCM’nin tutuklama kararlarının önemini çok önemsemek mümkün değil. Mahkemenin yaptırım gücü yoktur. Şüphelileri tutuklamak ve teslim etmek için üye devletlere güveniyor.

Dolayısıyla bu yakalama emirleri Roma Statüsüne taraf 124 devletin her birine meydan okuyor. Ve şimdi uluslararası hukuka göre bu emirleri yerine getirmekle yükümlü olan her ülkeye sorulan soru basittir: “Uluslararası hukuka mı yoksa orman kanununa mı inanıyorsunuz?”

İlmik Sıkılaştırılıyor

Kürenin güneyindeki bazı ülkeler böyle bir soruya cevap vermekte zorlanmayacaktır, ancak diğerleri zorlanacaktır.

Özellikle de İsrail’in Gazze halkına yönelik saldırılarına destek veren ve acil ateşkes çağrılarını sürekli olarak veto eden İngiltere ve tüm Avrupa ülkeleri için en büyük zorluk bu olacaktır.

İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya, İsrail’in meşru müdafaa adına Gazze’ye yönelik savaşını sürdürme hakkı olduğunu savunmuş ve önce antisemitik, son zamanlarda da terörizm olarak nitelendirilen protestoların suç sayılması için ülke içinde büyük kampanyalar yürütmüştür.

Ancak bu ülkelere yönelik yasal zorluklar oldukça fazladır. UCM’nin yakalama emirleri sadece adı geçen iki İsrailli lider için geçerli değil. Mahkeme suçların işlendiğini tespit ettiği için, yakalama emirleri diğer İsrail vatandaşlarına, özellikle de Avrupa ülkelerindeki çifte vatandaşlara karşı yerel davaları tetikleyebilir.

Filistinli mağdurları UCM’de temsil eden uluslararası insan hakları avukatı Triestino Marinello yaptığı açıklamada, “Suçların işlenmesine karışan diğer herkes hem yerel düzeyde hem de uluslararası düzeyde adalet önüne çıkarılabilir.” dedi.

Netanyahu ya da Gallant’ın Starmer’ın siyasi iradesini Birleşik Krallık’ı ya da bu tutuklama emirlerinin tebliğ edilebileceği herhangi bir ülkeyi ziyaret ederek test etme ihtimali çok düşük. Ancak eski bir savcılık müdürü olan Starmer, UCM’nin Gazze’de işlendiğini tespit ettiği suçlara iştirak etmiş olan çifte vatandaş İngilizlerin yargılanmasına izin verir mi? Bu, Birleşik Krallık’ın uluslararası hukuku destekleme kararlılığının çok daha keskin bir testidir.

Hiçbir şey olmasa bile, tutuklama kararları dünya kamuoyunun ve uluslararası hukukun İsrail’in boynuna geçirdiği ilmiği daha da sıkılaştıracaktır. Bu da İsrail’in küresel izolasyonunu artırabilir.

Netanyahu ve Gallant UCM’nin web sitesinde yer alan beş düzineden fazla sanığa bir göz atacak olurlarsa kendilerini Batı dünyasının bir parçası olarak gören İsrailli liderler için pek de iyi bir arkadaş olmadıklarını göreceklerdir: Sudan’ın eski devlet başkanı Ömer el-Beşir, Lord’s Resistance Army’nin Ugandalı lideri Joseph Kony, Rusya’nın eski savunma bakanı Sergei Shoigu ve tabiî ki Putin’in kendisi.

El Yükseltme

İsrail’in koalisyon hükümetinin tepkisi el yükseltmek oldu. İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir mahkemenin kararını baştan sona antisemitik olarak nitelendirdi ve İsrail’in UCM’ye Batı Şeria’nın ilhakını ilan ederek yanıt vermesi gerektiğini söyledi.

Yeni gelen Trump yönetimi bunu destekleyebilir, ancak Trump’ın kendisi önce durup düşünmelidir. Gerçekten de eğer “Amerika’yı ilk sıraya koyma” sözüne sadıksa Trump’ın parya bir devletin pervasız eylemleriyle arasına mesafe koymaya başlaması akıllıca olacaktır. Aksi takdirde, İsrail’in ABD’yi de kendisiyle birlikte bataklığa sürüklemesine izin vererek Biden’ın timsalini takip etmiş olacaktır.

Baş pragmatist Trump, İsrail’in İran’a saldırmasına, Batı Şeria’yı ilhak etmesine ve Gazze’yi yeniden işgal etmesine izin verirse bölgenin yeniden inşası için ağzından düşürmediği tüm kârlı ticaret ve emlak anlaşmalarını unutabileceğini fark etmelidir.

Şu andan itibaren, Biden’ın yapamayacağı bir şekilde ehlileştirilmediği sürece İsrail, Washington’un küresel ticari ve askerî erişimini zayıflatabilir. İsrail, Amerikalı ortağı için kötü bir ticari bahis haline geldi.

Tüm Evanjelik palavralarına ve başkanlık kampanyasının arkasındaki İsrailli-Amerikalı milyarder Miriam Adelson’dan gelen paraya rağmen, ultra-seküler ve ultra-transaksiyonel Trump’ın bunu zaten göremediğinden çok şüpheliyim.

Middle East Eye / 21 Kasım 2024 / Çeviren: Gökhan Ergöçün

David Hearst Arşivi