Gazze Direnişi Yarınlarımızın Müjdecisidir!
Haksöz Dergisi Sayı: 405

Hayatımızda yaşadığımız imtihanlar, ömür boyu sürecek bir serüvenin sonunda yeniden başlayacağımız hayatın nasıllığını belirleyecektir. Aslında bu durumu formülize etmek istesek yaşadığımız her ânı, olayı veya olguyu basit bir denklemle kurgulayabiliriz. İçerisinde bulunduğumuz zaman, mekân, şartlar ne olursa olsun Allah için bir şey (tavır, eylem, söylem vb.) yapmak veya yapmamak Müslümanlar olarak bizlerin ahiretteki durumunu netleştirecektir. Bundan gayri Allah-u Teâlâ’nın rahmetinden ve mağfiretinden istemek dışında yapılacak başka bir şey de yoktur.

Dünyanın dört bir yanında Müslümanlar farklı koşullarda farklı imtihanlarla karşılaşıyorlar. Kimimiz varlıkla, bollukla kimimiz açlıkla, yoklukla kimimiz evde, işte, okulda kimimiz çadırda, zindanda, cephede… her birimiz kendi hayatımızın serüvenini nasıl tamamlayacağımızı an be an tatbik ediyoruz. Hepimizden istenen ise her durumda aynıdır: Nimete şükret belaya sabret!

İmtihanın Çeşitliliğinin Farkına Varmak

İçinde yaşadığımız coğrafyada genel anlamda Müslümanlar olarak yaşadığımız imtihanlar şükretmek üzere gelişiyor. İslam coğrafyalarında yaşanan zulüm ve baskı ortamı Türkiyeli Müslümanların bizzat müşahede ettikleri bir durum değil. Fakat bizler açısından zor bir hususa değinmek gerekiyor. Hem modern temeller üzerine inşa edilmiş bir hayat örgüsünün içerisinde yaşıyoruz ve bununla mücadele ediyoruz. Hem de diğer coğrafyalarda yaşanan zulümlere karşı, kardeşliğimizin ve kimliğimizin sorumluluğu gereği elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Bu ikili imtihanımızı verirken birtakım sorgulamalarda bulunuyoruz ve modern kuşatıcılığın altında ezilmemek adına bazı savunma refleksleri geliştiriyoruz. Örneğin Gazze’de çadırlarda soğuğa, açlığa, bombardımana karşı direnen kardeşlerimizin görüntüleri, kendimizle kıyas ettiğimizde yaşam standartlarımıza da bağlı olarak yediğimiz yemekten uyuduğumuz uykuya kadar tutarsız bir yaşam sürdüğümüzü düşündüren bir psikolojiye bizleri sevk edebiliyor. Veya geçim kaygısı nedeniyle her gün gittiğimiz işimizde yapıp ettiklerimizle, mücahidlerin direnişini kıyaslayıp “Biz burada ne yapıyoruz? Onlara bak bir de bize bak?” minvalinde sorularla varoluşsal muhasebeler içerisine girebiliyoruz. Elbette kardeşliğin gereği olarak kardeşlerimizin dertlerini, üzüntülerini, sıkıntılarını paylaşmak kimliğimizin bir gereğidir. Ancak yaşadığımız üzüntünün kardeşlerimize olumlu bir tesiri olmayacaksa ve üzülmekten daha öte yapabileceğimiz bir şeyler varsa kendi imtihanımızı anlamlandırma sürecini doğru yönetebilmeliyiz.

Her şeyden önce bizler bu mücadelenin, bu savaşın içindeyiz ve parçasıyız. Fakat Gazzeli kardeşlerimize nazaran görevlerimiz farklı. Yaptığımız eylemler, infaklar, konuşmalar vb. görevimizi netleştirme hususunda önemli araçlardır diyebiliriz. Netice-i kelamda Gazzeli kardeşlerimizle imtihanlarımızın mahiyeti farklıdır ama her birimizden istenen bir sorumluluk vardır. Onlar sabırla direniyorlar biz de her koşulda bu direnişe destek olmaya çalışıyoruz. Onlar nasıl şehit şehit büyüyorsa biz de sabırla, istikrarlı bir şekilde ümitsizliğe kapılmadan yaptıklarımıza devam ederek büyüyeceğiz. Allah-u Teâlâ yapıp edilenleri kabul buyursun.

Gazze Direnişi İslam Ümmetini ve İnsanlığı Nasıl Etkiliyor?

Gazze’de yaşananları bilmeseydik ve birileri gelip bize dünya üzerinde neredeyse hiçbir alan kaplamayacak küçücük bir yerde tüm dünyaya örnek olacak bir topluluk yaşıyor deselerdi ve bu topluluğun canlarını, mallarını, evlatlarını, ailelerini kaybetme pahasına ve dile kolay yaşama dair en temel ihtiyaçlarını karşılayamama pahasına sadece Allah için savaştıkları belirtilseydi, acaba zihnimizde bu insanları nasıl canlandırırdık? Veya canlandırmadan öte belki sadece bize aktarılan, duyduğumuz ama uzakta kalıp herhangi bir harekette bulunmadığımız bir yer olarak kalacaktı zihinlerimizde. Ama hamdolsun bu örnekliği kulaklarımızla duyuyor, gözlerimizle görüyoruz. Kardeşlerimizin şanlı direnişiyle gurur duyuyoruz. Onlara baktığımızda Allah’ın ayetlerinin tecessüm etmiş halini görüyoruz. İmanımızın ve geleceğe dair ümidimizin artmasına vesile oluyorlar.

Bir yılı aşkın bir süredir Gazzeli kardeşlerimiz en ağır imtihanları verdiler ve hâlâ da vermeye devam ediyorlar. Evleri bombardımanda yıkıldı, aç susuz kaldılar, oradan oraya sürekli yer değiştiriyorlar belki birçoğu her gün parçalanmış cesetler görmek zorunda kalıyor ve bu cesetler kendi ailelerine ait olabiliyor. Bunun yanında kısıtlı imkânlarına rağmen bu süre zarfında teslim olmayan muazzam bir direniş gösteriyorlar. Katil işgal rejimine tarihleri boyunca yaşamadıkları bir hüsran yaşatıyorlar hamdolsun. Peki, biz bu bir yılı aşkın süredir ne yapıyoruz? Hayatımızda neler değişti? Aslına bakacak olursak evlerimiz, işlerimiz, çocuklarımız, ailelerimiz vs. değişen bir şey yok gibi duruyor. Ama nasıl Gazzeli kardeşlerimizin imtihan süreci Aksa Tufanıyla yeniden şekillendiyse bizim de imtihan sürecimiz Aksa Tufanıyla yeniden şekillendi. Bu noktada bizim Gazze imtihanımız nedir sorusuna doğru ve anlamlı cevaplar bulmak durumundayız.

Öncelikle Gazze süreci tüm ümmet ve vicdan sahibi insanlık için diriltici bir mesele haline gelmiştir. Her bir kişi bu diriltici atmosferin ne kadar içinde olduğunu muhakeme etmelidir. Müslim veya gayrimüslim, vicdan sahibi, merhamet sahibi her kişinin dünyayı yöneten zalim güçler karşısında yapabileceği bir şeylerinin olduğunun bilincine varması bu muhakemenin en temel argümanlarından biridir. Bugün bu şartlarda en azından slogan atmazsak yarın hiçbir şey atamayacağımızın farkında olmamız gerekir. Amerika’daki üniversite eylemlerini hatırlayalım. İçlerinde farklı kimliklere, farklı ideolojilere sahip vicdan sahibi insanlar Gazze’de yaşananlara sessiz kalmamak adına hükümetlerinin Siyonist işgal rejimini desteklediğini bile bile ve okuldan atılmayı, tutuklanmayı veya deport edilmeyi göze alarak eylemlerini yaptılar. Bu durum insanlık adına çok sevindirici ve ümit vericidir.

İşgal rejiminin dünya üzerinde ekonomik anlamda büyük bir alanı kapladığını görebiliyoruz. Bunun yanında işgalcilerin, özellikle ABD’nin para ve silah desteğiyle katliamları devam ettirdiği de bilinen bir gerçek. Kısa vadede maddi anlamda onlara zarar verecek bir gücümüzün olmadığını da biliyoruz. Fakat Allah’ın izniyle uzun vadede bu durumu tersine çevirebilecek birtakım girişimleri de küçük, değersiz görmemek gerekiyor. Geçmişten bugüne dünya genelinde İsrail mallarının bu denli boykot edildiği bir ortam oluşmamıştı. Bu bağlamda boykotu sürdürülebilir hale getirmek uzun vadede etkilerini muhakkak gösterecektir. Boykotun somut bir argüman olduğunun farkında olarak hareket etmek verilen çabaların neticesinin görülebilmesi açısından da değerlidir. Aynı zamanda en azından çocuklarımız alışveriş yaparken İsrail malı almamayı öğrenmişse ve büyüklerini uyaracak bir bilince gelmişse bu bile yarınlarımız için çok kıymetlidir.

Farkında olmamız gereken diğer bir husus ise on yıllardır tüm dünyada meşruiyet anlamında kayıp olarak niteleyebileceğimiz bir durumla karşılaşmayan işgal rejiminin bugün meşruiyetini kaybetmeye başladığını müşahede ediyor olmamızdır. Örneğin Uluslararası Ceza Mahkemesinin Siyonist liderler için çıkardığı tutuklama kararını, Avrupa ülkelerinin çoğunun uygulayacağını beyan etmesi bile dünya kamuoyu açısından önemli bir yer teşkil etmektedir. Bizlere düşen işgalci rejimin meşru bir yapısının olmadığını, karşılaştığımız her durumda ve ortamda dile getirmek olmalıdır. Bilinçli ve istikrarlı bir şekilde onlara en ufak bir meşruluk atfedilecek hiçbir söyleme, eyleme izin vermeme üzerine bir zemin oluşturmaya çalışmalıyız.

Yukarıda izah edilenlerin dışında bizlere düşen sorumluluklarımız açısından birtakım değerlendirmelerde bulunmak gerekiyor. Allah’a hamdolsun yaşadığımız coğrafyada Gazze için söz söylemenin Avrupa’daki veya Amerika’daki gibi bir bedeli olmadı. İstediğimiz sloganı atmakta istediğimiz kelamı etmekte bir engelle karşılaşmadık. Fakat Türkiyeli Müslümanların genel anlamda tam anlamıyla oturmamış bir eylem kültürü ve süreç değil de sonuç odaklı bir düşünce tarzı olması hasebiyle yapılan birtakım eylemler, yürüyüşler bazı eleştirilere maruz kalıyor. Bu eleştirilerin büyük bir kısmı maalesef art niyetli olmakla birlikte bir kısmıyla bize yansıyan taraflarını değerlendirmemiz gerekiyor. Kendimize ve yaptıklarımıza haksızlık etmemek kaydıyla örneğin büyük halk kitlelerini örgütlemede zayıf olduğumuzun farkındayız. Acilci yaklaşım tarzının çok yoğun olduğu bir ortamda yaşadığımızı da biliyoruz. Mücahidlerin direnişlerinin süresi uzadığında içinde yaşadığımız toplumun hemen nasıl kolayca fatura kesebildiklerini de müşahede ediyoruz. Buna karşı hem söylem gücünü hem de eylem gücünü geliştirecek argümanlarımızı üretmeye devam etmek durumundayız. Aynı zamanda sürecin uzun olması nedeniyle ancak sabırlı, ısrarlı ve istikrarlı bir biçimde yaptıklarımıza devam etmek gerektiğinin altını çizmek gerekiyor. Elbette Gazzeli kardeşlerimizin yaşadıklarıyla kendimizi aynı kefede görmüyoruz ve onlar için elimizden gelenin çok daha fazlasını yapmaya çalışmamız gerektiğini de ifade ediyoruz ama kendi coğrafyamızda kendi şartlarımızla yapıp ettiklerimizi sonuçsuz, anlamsız ve değersiz görmeden geleceğe dair bir miras olabileceğinin bilinciyle cehdimizde sebat edebilmeyi Rabbimizden niyaz ediyoruz.

2003 yılında yayınlanan bir röportajda Halid Meşal Filistin direnişi için; “Sahildeki kayalara çarpıp kırılan, ondan sonra dönüp daha çok şiddetlenen dalgalar gibidir.” demişti. Allah-u Teâlâ’dan niyazımız; Gazzeli kardeşlerimizin öncülüğünde hep birlikte bu dalganın bir parçası olup ümmetin ve insanlığın zalimlerin ellerinden kurtulacağı günleri görebilmektir. Allah ahdine sadık kalanlara ve kendi yolunda cihat edenlere zafer nasip eylesin.

Yasir Bayram Arşivi