Birleşmiş Milletler özel raportörü Francesca Albanese, Gazze'deki Filistinlilere yönelik gerçekleştirilen “etnik temizliği” durdurmadıkları için İsrail ve dünya liderlerine yönelik eleştirilerini iki katına çıkardı. İsrailli liderler hakkında -savaş suçu işledikleri için- daha fazla tutuklama emri çıkartılması gerektiği çağrısında bulundu.
Middle East Eye'a geniş kapsamlı bir mülakat veren Albanese, İngiltere Dışişleri Bakanını “soykırım inkarcısı” olmakla suçladı. Avrupa'yı İsrail'le yapılan ticareti durdurmaya çağırdı ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) Gazze'deki vahşet nedeniyle İsrailli liderler hakkında tutuklama emri çıkarmakta gecikmesini de kınadığını belirtti.
“Lahey merkezli mahkemenin savcısı, bu yılın mayıs ayında tutuklama emri için başvuruda bulunmakta zaten çok fazla geç kaldı. Uluslararası Ceza Mahkemesi çok daha önce harekete geçmeliydi.” diyen Albanese, on yıldan uzun bir süre önce başlayan bir davada UCM tarafından 2021 yılında İsrail’in Filistin'de savaş suçları ve insanlığa karşı suç işlendiği iddialarına yönelik açılan soruşturmaya atıfta bulundu.
UCM Savcısı Karim Khan altı ay önce yaptığı başvuruda İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve dönemin Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkartılmasını talep etmişti. Ayrıca geçtiğimiz yıl İsrail tarafından öldürüldüğü düşünülen üç Hamas lideri Yahya Sinvar, İsmail Heniyye ve Muhammed Dayf için de yakalama emri talep etmişti.
Albanese, “Bu insanları UCM’de görmeliydik. İşte adalet budur. Maalesef bunun yerine öldürüldüler. UCM daha fazla tutuklama emri çıkartmalıydı. Bana göre sanık sandalyesinde daha fazla kişi olmalı. Fakat sanıkların mahkemeye çıkması zaman olarak çok uzun sürüyor. Bunun nedeni ise uluslararası adalet sistemi üzerindeki aşırı siyasi baskının olmasıdır. Savcılar ve yargıçlar üzerinde baskı görüyoruz. İsrail, yargıçların bağımsızlığına karşı istisnalar oluşturarak bunu engellemeye çalışıyor. Bunun yanında ABD açık açık tehdit ederek baskı yapıyor.” dedi.
İstenmeyen Kişi
Albanese'ye göre tutuklama emrinin çıkarılmaması uluslararası adaleti zora sokuyor.
“Sahip olduklarımızı, inşa ettiklerimizi kaybedebiliriz. Çok taraflılık (birçok ulus arasındaki iş birliği) ve uluslararası hukuk bıçak sırtında. Seçilmiş hükümet yetkililerimiz bunu yapmıyorsa bizim, hepimizin; öğrencilerin, doktorların, profesörlerin, gazetecilerin, sokaktaki sıradan insanların bunu sahiplenmesi gerekiyor.”
Middle East Eye, Albanese'yi 13 Kasım'da Londra ziyareti sırasında ağırladı ve Albanese -aralarında mezun olduğu okul olan Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulunun (SOAS) da bulunduğu- dört üniversiteden öğrencilerle ve çalışanlarla bir araya geldi.
İtalyan insan hakları avukatı olan Albanese, 1967'den beri işgal altında olan Filistin topraklarında insan haklarının durumu konusunda BM özel raportörü olarak görev yapıyor. Mart 2022'de BM İnsan Hakları Konseyi tarafından atanan Albanese, Konsey'in 1993'teki kuruluşundan bu yana bu görevi yürüten sekizinci kişi ve ayrıca ilk kadın raportör olması dikkat çekiyor.
Bağımsız bir uzman olarak ‘işgal altındaki Filistin'de insan hakları ihlallerini takip etmek ve konseye raporlamaktan sorumlu’ baş araştırmacıdır. Ancak İsrail, en başından beri ona istenmeyen kişi muamelesi yapıyor. Geçtiğimiz yıl içinde BM İnsan Hakları Konseyine, ‘Filistin halkına yönelik yapılan saldırıların neden soykırım olduğuna’ dair hukuki analizini özetlediği iki rapor sundu.
Albanese, geçtiğimiz 12 ay içinde on binlerce Filistinlinin ölümüne, 2,3 milyonluk nüfusun çoğunun yerinden edilmesine ve bölgenin büyük ölçüde yaşanmaz hale gelmesine neden olan İsrail'in, Gazze'ye yönelik devam eden saldırılarını durdurma, BM'de yer alan devletlere sorumluluklarını yerine getirmeleri için “açıkça çağrıda bulunma” yetkisini kullanarak uluslararası arenada bir simge haline geldi.
Albanese'nin soykırımda suç ortağı olmakla suçladığı Batılı devletler kendisine karşı amansız bir kampanya yürüttüler. ABD'li yetkililer Albanese'nin görevden alınmasını istedi. Diğer devletler ise Albanese'yi ‘antisemitizmle’ suçladılar. Albanese bu suçlamaları ‘kendisini karalama ve susturma girişimlerinin bir parçası’ olarak nitelendirmektedir.
Raporlarında ve kamuoyu önünde yaptığı konuşmalarda İsrail'in BM'den çıkartılması için yapılan çağrılara öncülük etmiştir. Ona göre İsrail, apartheid dönemi Güney Afrika'sında olduğu gibi uluslararası arenadan da izole edilmelidir. Buna (1974'te Güney Afrika'ya yapıldığı gibi) BM Genel Kurulundan çıkarılması da dâhildir.
Gazze'deki vahşetin kayda değer bir şekilde artmasına rağmen, mevcut durumun sona ereceğini öngörebileceğini de söyledi: “Unutmamalıyız ki Güney Afrikalılar apartheid çökmeden sadece bir ya da iki yıl önce apartheid'ın en acımasız kısmını yaşadılar. Dolayısıyla bugün gördüğümüz vahşette bir sona yaklaşmış olabileceğimizin de sinyallerini veriyor.”
BM antlaşmasının 6. Maddesi uyarınca BM Genel Kurulu, Güvenlik Konseyinin tavsiyesi üzerine, BM üyesi bir devletin antlaşmada yer alan ilkeleri “ısrarla ihlal etmesi” halinde bu devleti “örgütten çıkarma” yetkisine sahiptir. Albanese'ye göre İsrail'i askıya alma gerekçesi Güney Afrika'nınkinden daha güçlüdür.
Albanese, yasal olarak bağlayıcı Güvenlik Konseyi kararları ve Uluslararası Adalet Divanı kararları da dâhil olmak üzere son yetmiş yılda uluslararası hukukun sürekli ihlal edilmesi, BM'nin Filistinlilere Yardım Kuruluşunun (UNRWA) yasaklanması ve Gazze'de yüzlerce çalışanının öldürülmesi, Lübnan'da BM Barış Güçlerine yönelik saldırılar, BM Genel Sekreterinin istenmeyen kişi ilan edilmesi ve Albanese'nin kendisi de dâhil olmak üzere BM özel raportörlerinin 2008'den bu yana işgal altındaki Filistin'e girmesinin engellenmesi gibi sebepler gösterdi.
Albanese, tüm devletlerin bir şekilde uluslararası hukuku ihlal ettiğini, ancak İsrail'i örgütten çıkarmanın çok önemli olduğunu söylüyor.
“İsrail'in bu yıl BM'ye yaptıklarına bakın; genel sekreterinden bağımsız uzmanlarına ve özellikle de bana kadar herkesi ve mümkün olan her kurumu suçluyor. Ben istenmeyen kişi ilan edildim ama aynı zamanda Gıda Hakkı Özel Raportörü ve Yeterli Barınma Özel Raportörü de acımasızca saldırıya uğradı.”
Albanese, İsrail'in, BM Genel Kurulunun bir alt organı olan UNRWA’nın faaliyetlerini yasaklamasının özellikle “acımasız” olduğunu ve uluslararası alanda bir daha tekrarlanmasını engellemek için bazı şeylerle yüzleşilmesi gerektiğini söyledi.
“Bu oldukça acımasız, daha önce benzeri görülmemiş bir durum. Bu bir emsal teşkil etmemeli ve bu yüzden güçlü tedbirlerle takip edilmelidir. Ayrıca İsrail'e çift taraflı bir silah ambargosu uygulanmalıdır. İsrail'e gönderilenler ve aynı zamanda İsrail'den satın alınanlar hepimizi tehlikeye atıyor, çünkü İsrail'in onlarca yıldır Filistinliler üzerinde denediği silahlardır. Bunlar şimdi bile kitleleri kontrol etmesine, hapsetmesine ve yok etmesine izin veren silahlardır.”
“Bu son derece tehlikelidir. İsrail'in geliştirdiği, daha sonra Pegasus ve diğer casusluk cihazları gibi yurtdışına sattığı gözetleme sistemi bunlardandır. Tüm bunlar durdurulmalıdır.”
Albanese ayrıca İsrail'in en büyük ticaret ortağı olan Avrupa'nın İsrail ile tüm bağları koparması gerektiğini söyledi.
“Bu bağları koparmaktan başka yol yok, çünkü bunlar İsrail'e Filistinlileri katletmeye devam etmesi için gerekli olan araçları sağlıyor.”
“İsrail ile olan diplomatik, siyasi, ekonomik, askerî, stratejik ve mali bağlar ciddi bir şekilde yeniden gözden geçirilmelidir.”
Soykırım Hakkında Konuşalım
1977 yılında İtalya'nın güneyindeki Ariano Irpino'da doğan 47 yaşındaki Albanese, BM tarihindeki en genç özel raportörlerden birisidir. Albanese, İtalyancanın yanı sıra İngilizce, Fransızca, İspanyolca ve Endonezce konuşuyor.
Albanese'nin ‘İsrail'in anlatısına’ kamuoyu önünde meydan okuması, ona dünya çapındaki soykırım karşıtı hareket içinde önemli bir statü kazandırdı. Gazeteciler ve devlet liderleriyle olan etkileşimleri sosyal medyada milyonlarca kez izlendi ve üniversitelerde yaptığı konuşmalar ayakta alkışlandı. Geçen hafta Londra'da konuşma yaptığı kampüslerin hemen dışında, Filistin bayrakları taşıyan öğrenciler tarafından kendisiyle dayanışma eylemleri gerçekleştirildi. Bunun yanında İsrail bayrakları ve “Francesca’yı Yasaklayın!” yazılı pankartlar taşıyan öğrenciler tarafından da protesto edildi.
Albanese, MEE'ye verdiği mülakatta, kendisine karşı gerçekleştirilen protestoları çok fazla abarttığı için İngiliz ana akım medyasını hedef aldı: “Neden tek işleri soykırım yaptığı sırada İsrail'i savunmak olan bu on kişiyi dikkate alalım? Haydi gelin soykırım hakkında konuşalım. Gazze'de yaşanan ve hız kesmeden devam eden yıkım hakkında konuşalım ve İngiliz olsun ya da olmasın, buna karşı güçlü bir şekilde duran ve politikacıları bunu dile getirmeye, İsrail’e destek sağlamayı durdurmaya çağıran insanlar hakkında konuşalım.”
Medyaya verdiği röportajlara atıfta bulunarak, “Ziyaretimden bahsetmek için, orada benimle dayanışma içinde olan ve bana desteklerini gösteren gençlerin ezici çoğunluğuna karşı beni protesto eden, ellerinde İsrail bayrakları olan on kişiyi görüyorlar.” dedi.
Etnik Temizlik
İsrail tarafından Gazze de dâhil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarına girişi yasaklanmış olmasına rağmen Albanese, Gazze'de bir soykırımın gerçekleştiğini ve bunun Batı Şeria ve Doğu Kudüs'e yayılma riskini analiz eden iki rapor yazmak için yeterli kanıt topladı. Mağdurlar ve tanıklarla yaptığı görüşmelerin yanı sıra sahada çalışan uzmanlar ve sivil toplum kuruluşlarının da görüşlerine başvurdu.
‘Etnik Temizlik Olarak Soykırım’ başlıklı son raporunda, “İsrail'in yasadışı işgal ettiği topraklarda gerçekleri araştırma mekanizmalarını engelleme yetkisi yoktur.” diye yazdı.
Geçtiğimiz ay yayınlanan rapor, Gazze'de soykırım suçu için gerekli eşiğin aşıldığı sonucuna varan mart raporunun hemen ardından geldi.
Yazarın hukuki analizi, Gazze'deki askerî harekâtın ilk beş ayında İsrail'in, 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi'nde listelenen ve koruma altındaki bir grup olarak Filistinlilere karşı işlenen temel eylemlerden en az üçünden suçlu olduğunu göstermektedir.
Sözleşmede öngörülen eylemler şunlardır: “Bir grubun üyelerini öldürmek; grubun üyelerine ciddi bedensel veya zihinsel zarar vermek; grubun fiziksel olarak tamamen veya kısmen yok olmasına yol açacak yaşam koşullarını kasten uygulamak.”
Bu suçu kanıtlamak için mahkemeler, temel eylemlerin ve korunan grubu kısmen veya tamamen yok etmeye yönelik özel bir niyetin iki yönlü kanıtına bakarlar.
Albanese'ye göre asıl kanıt, İsrailli yetkililerin Filistinlileri insan olmaktan çıkaran ve topraklarından zorla sürülmeleri de dâhil olmak üzere bir grup olarak silinmelerini savunan doğrudan açıklamalarından elde edilebilir. Ayrıca bunun dolaylı olarak saldırıların örüntüsü, ölçeği ve doğasından da çıkarılabileceğini sözlerine ekledi.
Bu rapor için, Dünya Savaşı sonrasında Nazileri Holokost nedeniyle yargılayan Nürnberg mahkemelerine, Uluslararası Adalet Divanı önündeki davalara, Ruanda ve eski Yugoslavya için kurulan mahkemelerdeki soykırım mahkûmiyetlerine kadar uzanan kapsamlı kararlardan yararlanıyor.
Ekim raporu analizini, “yerleşimci sömürgeciliği bağlamını ve yaşanan katliamları sadece liderlerin suçu olduğundan ziyade İsrail'i bir devlet olarak sorumlu tutmak gerektiği” şekilde genişletiyor.
Albanese, 2023 Kasım’ından bu yana “Gazze'de soykırım riski” konusunda sürekli uyaran 30'dan fazla BM uzmanı arasındaydı. Bir ay sonra da Güney Afrika, UAD nezdinde İsrail'i soykırımla suçlayan dönüm noktası niteliğindeki davasını başlattı.
İsrail devletinin büyük resmine bakarak bütüncül bir yaklaşım çerçevesinde, soykırım sonucu çıkarımında bulunmak için “bütüncül bakmak gerektiğini” söylüyor.
MEE'ye yaptığı açıklamada, “Bu, İsrail'in askerî olarak kontrol ettiği toprakların tamamında Filistinlilere karşı uygulanan soykırımcı katliamların ve yıkıcı şiddetin bütünüdür. Bu, İsrail'in Filistinlilere uyguladığı etnik temizlikte kendini gösteren daha geniş bir resim sunmaktadır.” dedi.
“İsrail'in yaptığı soykırımı kanıtlamak için, parçalara bakarak bütünü kaçırmamamız gerekir.” diyerek UAD tarafından kullanılan, Gambiya ve Myanmar davasında altı Batılı devlet tarafından mahkemeye yapılan müdahalede dile getirilen bir yaklaşıma atıfta bulundu: “Bu soykırım davası, uluslararası bir mahkemede görülen ilk yerleşimci-sömürgeci soykırımı olması nedeniyle özel bir öneme sahiptir. Bu meseleyi daha da önemli kılan ve ona ciddiyet kazandıran şey budur.” dedi.
İnsani Yardım Kamuflajı
Raporlarında öne sürdüğü temel argümanlar arasında “insani kamuflaj” kavramı ya da İsrail'in eylemlerini meşrulaştırmak için uluslararası “insancıl hukuk diline” başvurması olarak gördüğü şey yer alıyor.
Bu, sivillere ve hastanelere yönelik saldırıları haklı göstermek için “canlı kalkan” ve “tıbbi kalkan” gibi terminolojilerin kullanılmasını ve savaşçıların buralarda faaliyet gösterdiğini iddia etmeyi de içeriyor.
“İsrail yaptıklarını inkâr etmedi. Bunları meşru olan bir davranış olarak gösteriyor. Örneğin: Biz sadece teröristleri hedef alıyoruz. Ölen siviller ise canlı kalkanlardır. Hamas onların arkasına saklanıyor ve eğer ölenler Hamas'ın yakınlarındaki insanlarsa, onlar da tali hasardır.”
Albanese, İsrail tarafından öne sürülen söylemin aksine, asıl canlı kalkan kullananın İsrail olduğunu söyledi.
“İsrail askerlerinin bubi tuzağı olup olmadığını anlamak için tünellere girmek üzere Filistinlileri kullandığını ve mülteci kamplarına girerek yakaladıkları Filistinlileri askerî ciplere canlı kalkan olarak bağladıklarını görüyoruz.”
Albanese, “insani kamuflajın” sivillerin güvenli bir bölgeye kaçmalarına izin verildiği izlenimini vermek için İsrail'in “güvenli bölgeler” gibi bir terminoloji kullanmasını da içerdiğini söyledi.
“Güvenli bölge diye bir yer yoktur. Buralar adeta ölüm bölgeleridir. Filistinliler bir yerden başka bir yere taşındı ve sonra öldürülecekleri ya da her halükârda ölecekleri bölgelere sıkıştırıldılar. Öldürülmeyenler ise ölüme terk edildiler.” diye ekledi.
Soykırım İnkarcısı
Özel raportör röportajında Gazze'deki soykırım riskinin ciddiyetini küçümseyen İngiliz siyasetçileri hedef aldı.
29 Ekim'de İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy, İsrail'in Gazze'de soykırım yapmadığını çünkü milyonlarca insanın öldürülmediğini öne sürdü.
Lammy parlamentoda yaptığı konuşmada soykırım gibi terimlerin Ruanda, İkinci Dünya Savaşı, Holokost gibi krizlerde milyonlarca insan hayatını kaybettiğinde kullanıldığını ve şimdi kullanılma şeklinin bu terimin ciddiyetini de zayıflattığını söyledi.
Geçen hafta çarşamba günü Başbakan Keir Starmer, hükümetin Gazze'deki soykırımı tanımamasına ilişkin bir soruya cevaben parlamentoya yaptığı açıklamada benzer ifadeleri yineledi: “Soykırımın tanımını çok iyi biliyorum ve bu yüzden Gazze’de yaşananları hiçbir zaman soykırım olarak adlandırmadım.”
Lammy'nin açıklamalarını yorumlayan Albanese, Middle East Eye'a şunları söyledi: “Filistin’de soykırımın Ruanda'da ve Holokost sırasında olduğu gibi endüstriyel ölçekte öldürme, kitlesel imha ile sonuçlandığı vakalara atıfta bulunuyor.”
“Ancak katliamların soykırım olup olmadığını belirleyen şey öldürülenlerin sayısı değildir ve her avukat bunu bilir.” Lammy'nin hukuk geçmişine atıfta bulunarak “Bay Lammy'nin avukat olduğunu fark etmemiştim!” dedi.
“Bir politikacı olarak politik kolaylık sağlamak için bunu söyleyebilirsiniz.” diyen Lammy, yorumlarının kendisini yine de ‘soykırım inkârcısı’ yapacağını sözlerine ekledi.
Almanya, Ruanda ve Kamboçya'daki soykırımlara ek olarak, Birleşik Krallık hükümeti Bosna'da ve Irak'ta, Ezidi halkına karşı soykırımlar yapıldığını kabul etmektedir.
Eski Yugoslavya'nın Srebrenica kasabasında 1995 yılında Bosnalı Sırplar tarafından 8 binden fazla Müslüman erkek ve çocuk öldürülmüş, 2010'lu yıllarda ise Irak'ta İslam Devleti olarak adlandırılan grup tarafından 5 binden fazla Ezidi öldürülmüştür.
Eski Yugoslavya için UCM sadece hedef alınan grubun önemli sayısal büyüklüğünü değil, aynı zamanda grubun hedef alınan kısmının sembolik niteliği, hedef alınan grubun bir bütün olarak nüfusun hayatta kalması için gerekli olup olmadığı ve coğrafi konumun sakinleri için önemi gibi faktörleri de dikkate almıştır.
Middle East Eye, Albanese'nin sözlerine ilişkin düşüncelerini öğrenmek için Lammy ile temasa geçti. Lammy'nin ofisinden gelen açıklamada Dışişleri Bakanı'nın soykırımın “milyonlarca insanın öldürülmesini” gerektirdiğini belirtmediği ifade edildi.
Bir dışişleri sözcüsü MEE'ye yaptığı açıklamada, “Lammy, soykırım teriminin sadece ‘büyük ölçüde’ vakalar için kullanıldığını söylemiştir.” dedi.
Sözcü, “Birleşik Krallık'ın uzun süredir devam eden politikası, soykırımın gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin herhangi bir yargının, hükümetlerin veya yargı dışı organların değil, yetkili bir ulusal veya uluslararası mahkemenin meselesi olduğudur.” dedi.
Aynı şekilde MEE'nin yorum için başvurduğu Starmer'ın ekibi de talebi Dışişleri Bakanlığına yönlendirmiş, Dışişleri Bakanlığı da soykırımın adli bir süreçte kanıtların değerlendirilmesinden sonra yetkili bir mahkeme tarafından ilan edilmesi gerektiği şeklinde yanıt vermiştir.
Ancak Albanese bütün dünyanın bu yargı sürecinin sonucunu beklememesi gerektiğini düşünüyor.
Albanese, devletlerin uluslararası hukuk uyarınca ‘sadece soykırım yapmamak’ değil, ‘soykırımı önlemekle’ de yükümlü olduğunu hatırlatıyor.
“Sayın Lammy'ye sorulması gereken soru şu: Birleşik Krallık bu soykırımı önlemek için ne yapıyor? Uluslararası Adalet Divanı soykırımın yapıldığını kabul etti.” diyen Albanese, Güney Afrika'nın İsrail'e karşı açtığı soykırım davasında bu ocak ayında mahkeme tarafından alınan geçici tedbir kararına da atıfta bulundu.
Albanese, Lammy'yi tutumunu gözden geçirmeye çağırdı ve sahadaki gelişmelerle birlikte soykırımı kabul etmek için hâlâ fırsatı olduğunu söyledi.
“Sahadaki koşullar değiştiğinde birinin fikrini değiştirmek için her zaman zaman vardır.” dedi.
Albanese, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası hukuk sistemindeki gelişmelerin yanı sıra dünya genelinde denge ve denetleme mekanizmalarının belli bir ölçüde mevcut olması sayesinde soykırımı önleme şansının daha yüksek olduğunu söyledi.
“Geçmişte yapılan hatalar ve işlenen suçlar hakkında konuşabiliriz ama benim asıl görevim şu anda gerçekleşen soykırımı durdurmaktır. Bu yüzden artık uyanalım ve elimizden geleni yapmaya çalışalım.”
-----------
* Sondos Asem, Londra'daki Middle East Eye'da gazeteci ve haber editörüdür. Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da uluslararası hukuk, insan hakları ve kamu politikası konularında uzmandır. Oxford Üniversitesinden Uluslararası İnsan Hakları Hukuku Yüksek Lisansı (2024) ve Kamu Politikası Yüksek Lisansı (2015) bulunmaktadır. İletişim, çeviri, insan hakları ve uluslararası ilişkiler alanlarında 20 yıllık deneyime sahiptir.
Middle East Eye / 20 Kasım 2024 / Çeviren: Barış Hoyraz


