“O (düşman) topluluğu takip etmekte gevşeklik göstermeyin! Siz acı çekiyorsanız, onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekmektedir. (Üstelik) siz Allah’tan, onların ümit etmedikleri şeyleri umuyorsunuz. Allah bilendir, doğru hüküm verendir.” (Nisa, 104)
Yukarıdaki ayette Rabbimiz, asıl kalıcı olanın ahiret olduğuna iman eden bizlere “vehn”i yasaklamaktadır.
Peki, nedir vehn?
Vehn gevşeklik, korkaklık hastalığıdır. Bu hastalık hem tek tek hem de ümmet olarak müminleri içten içe çürüten bir özellik taşır. Vehn, müminlerin bilincini yaralayan, dağılıp parçalanmasına yol açan, mücadele azmini yok eden bir hastalıktır.
Bu çalışmada cevabını aradığımız sorular şunlardır:
-Hamile annelerin yaşadığı zorluklar niçin vehn lafzıyla anlatılmıştır?
-Savaşta vehn ile barışta vehn arasındaki farklar nelerdir?
-Vehn hastalığının sebepleri nelerdir?
-Vehn hastalığına karşı ne gibi tedbirler alabiliriz?
-Vehn hastalığına yakalanmaması için yeni nesilleri nasıl yetiştirmeliyiz?
-Resulullah (s) vehn hastalığına karşı ümmetini nasıl uyarmıştır?
1) Vehn Kavramının Anlam Alanları
Vehn zorluklar karşısında yılgınlığa düşmek, gevşeklik göstermek, inanç zayıflığı, geçici olana bağlanmak, dünyaya aşırı bağımlılık gibi anlamlara gelir.
Vehn, ahirete imanın zayıflamasıdır. Geçici olan dünyanın ebedi yurt olduğunu zannederek kaybettiklerimizden dolayı yaşadığımız travmaların bizi sorumluluklarımızı yerine getiremeyecek hale getirmesidir.
Vehn kökünden olan kelimeler Kur’an’da sekiz ayette dokuz defa1 geçmektedir. Bu ayetlerin bağlamlarına bakarak vehn kavramının anlam haritasını çıkarabiliriz.
2) Annelerin Yaşadığı Vehn
Anne, rahminde taşıdığı çocuğundan dolayı hem fiziksel hem de ruhen çeşitli zorluklar yaşamaktadır. Annelerin katlanmak zorunda olduğu bu zorluklar Kur’an’da vehn kavramıyla anlatılmıştır:
“Biz, insana, anne babasına karşı iyi davranmasını emrettik. Annesi onu nice acılara katlanarak karnında taşıdı ve çocuğun annesine bağımlılığı iki yıl sürdü. (Öyleyse, ey insanoğlu), bana ve anne babana şükret, (unutma ki) bütün yollar sonunda bana ulaşır.” (Lokman, 31/14)
Rahminde çocuk taşıyan annelerin yaşadığı vehn, doğumdan sonrası büyük sınavlara karşı bir tür aşı olarak değerlendirilebilir.
3) Yaşlanmak ve Güçten Düşmek
Zekeriya (as), yaşlanmasına bağlı olarak vücudunda gelişen vehn hastalığının, yani kemiklerinin gevşemesinin altında ezilmemiştir. Kemiklerde oluşan vehn/yaşlılığa bağlı gevşeklik, onun umudunun hastalanmasına, imanının zayıflamasına yol açmamıştır. Ve Rabbimiz onu, umudunu ve imanını diri tutan, gevşeklik göstermeyen bir nebi olarak örnek göstermiştir:
“Ey Rabbim! Doğrusu, artık kemiklerim gevşedi, saçlarım ağardı. Ama şimdiye kadar, ey Rabbim, sana yönelttiğim duada cevapsız bırakıldığım hiç olmadı.” (Meryem, 19/4)
Allah var, öyleyse gam yoktur. Allah var, öyleyse umut da vardır.
4) Savaşta Vehn: Yenilgiden Etkilenmek, Yılgınlığa Düşmek
Âl-i İmran, 139. ayette2 Rabbimiz Medine’deki Müslümanlara seslenmekte ve Uhud’da yaşadıkları geçici mağlubiyet nedeniyle gevşememeleri ve hüzünlenmemeleri gerektiğine dikkat çekmek istemekte, inanıyor oldukları için sonunda galip gelecek olanların Müslümanlar olduğunu müjdelemektedir. Bedir’deki zafer de Uhud’daki görece yenilgi de imtihandır. Eğer müminler gerçek anlamda Yüce Allah’a inanıp güvenir, O’nun buyrukları doğrultusunda hazırlıklar yaparsa dünyevi zaferler yine mümkündür. Öte yandan dünyevi mevziler kaybetse de “imanlı ölüm” kayıp değil kazançtır. Çünkü Allah’ın tarafında yer alana ölse de kaybetmek yoktur.3
Uhud Savaşı’ndan sonra Ebu Süfyan ile Ömer (ra) arasında geçen diyalog, kazanmanın ve kaybetmenin asıl anlamına ilişkin önemli detaylar içermektedir. Savaştan sonra Ebu Süfyan, yüksek bir yere çıkıp sırasıyla Peygamberimizin, Ebu Bekir ve Ömer’in sağ kalanlar arasında olmadığını ima etti ve “İntikamımızı aldık, biz kazandık!” dedi. Bunun üzerine hayatta olduklarını bildiren Ömer şöyle dedi: “Hiçbir zaman Bedir ile Uhud bir değildir. Bizim ölülerimiz cennette, sizin ölüleriniz ise cehennemdedir.”4
Görece dünyevi kayıplara aldanmamak gerekir. Çünkü asıl zafer imanlı olmak ve imanlı kalmak ve imanlı ölmektir.5 Hakikate iman eden, adaleti ikame edenler, nebilerin izinden gidenler için kaybetmek yoktur.6
Vehn hastalığı savaş gibi ağır sınavlar karşısında metaneti koruyamamak, gevşeklik göstermektir. Âl-i İmran, 146. ayette Nebi’nin öldüğüne ilişkin Uhud’da çıkarılan asılsız bir habere inanıp davanın Muhammed’le (s) sınırlı olduğunu zannederek dağılıp parçalananlar, “gevşeklik gösterenler” eleştirilmektedir.
Gündemimiz ne olursa olsun Rabbimizi zikretmek, vehn hastalığına karşı mücadele yöntemlerimizden biridir. Varlıkta-yoklukta, zaferde-yenilgide, her halükârda en güvenli sığınağımız Rabbimizin yanıdır. Zaferden sonra şımarıklık ve kibir, yenilgiden sonra ümitsizlik ve karamsarlık şeytanın vesveseleri için uygun bir zemin oluşturabilir. Bu nedenle Şeytanın “Yenildin, öldün, bittin, kaybettin!” vesvesesine karşı zikrimiz, “Hasbünallah ve ni’mel-vekîl” olmalıdır:
“Bir kısım insanlar, müminlere, düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha artırdı ve şöyle dediler: Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!” (Âl-i İmran, 3/173)7
5) Barışta Vehn: Masada Kaybetmek
“Böylece (adil bir dava uğrunda mücadele ettiğinizde) vehne kapılmayın (korkup gevşemeyin) ve barış için yalvarıp yakarmayın. Allah sizinle beraber olduğuna göre mutlaka siz üstün geleceksiniz ve O, sizin (güzel) fiillerinizi zayi etmeyecektir.” (Muhammed, 47/35)
Barıştan yana olmakla mücadeleden kaçıp barışa sığınmak farklı şeylerdir. Ayette geçen vehn, savaşta üstün durumdayken “gevşeklik göstermek”, sahada kazandığını masada kaybetmektir. Savaşlar sahada kazanılabilir ama eğer masada iyi bir anlaşmayla sonuçlanmazsa bir zaferden söz edemeyiz.
Hak ve adalet uğrunda savaşma bilincini diri tutmak için, vehn hastalığının virüslerine karşı hazırlıklı olmak gerekir. Tevhid ve adalet mücadelesini sekteye uğratan, ümmetin gevşemesine yol açan her tür hastalık vehn virüsünden kaynaklanır. Örneğin, nüfus ve nüfuz olarak üstün olmak müminleri gevşekliğe sürükleyebilir.
6) Kâfirlerin Örümcek Ağına Benzeyen Rejimleri ve Vehn
“Allah’tan başka [varlıkları ve güçleri] sığınak kabul edenlerin durumu, kendisine ağ ören örümceğin durumuna benzer: çünkü barınakların en zayıfı (evheni) örümcek ağıdır. Keşke bunu anlasalardı!” (Ankebut, 29/41)
Bu ayette sonsuz nimetler yurdu cennet yerine dünyanın geçici menfaatlerini satın alanların durumu, erkek örümceğin yaşadığı felakete benzetilmektedir. Allah’tan başkasını veli edinenler, firavunların, karunların rejimine güvenenler, aslında bir ölüm yuvası olan dişi örümceğin ağlarına tutunan erkek örümcek gibi sonu felaket olan bir tuzağa düşmüş olurlar.8
Kâfirlerin kurdukları düzenler, firavunların inşa ettiği rejimler örümcek ağına benzer. Örümcek ağı, aslında bir ev değil tuzaktır. Küfrün boyutları olan şirk ve nifak da örümcek ağı gibi hem zayıf bir düşünce sisteminden beslenir hem de peşlerinde sürükleyip götürdükleri halklar için birer tuzaktır.
Kalbi hastalıklı müminlerde de ortaya çıkan vehn hastalıklarından biri, kâfirlerin sarsılmaz bir kale gibi, yenilmez bir güce sahip olduklarını zannetmektir. Bu durum, “Bizden adam olmaz!” algısının değiştirilemez bir olguya dönüşmesine yol açmaktadır. İşte Rabbimiz, yanlış algılar üstüne inşa edilen hatalı düşüncelerin bizi hasta etmemesi için, her tuzak ve planın mutlaka boşa çıkarılacak bir yolunun olduğunu beyan etmektedir. Yüce Allah, kâfirlerin kurdukları tuzakları gevşeten, boşa çıkarandır.
Aşağıdaki ayetin iniş ortamı Bedir zaferiyle ilgilidir. Bedir öncesinde müminlerin kendilerine güvenleri yoktu, düşman tarafından geçmişte ezilmiş, büyük zulümlere uğramışlardı. Bu nedenle Mekke müşriklerini yenilmez bir güç gibi görüyorlardı:
“Şüphesiz ki Allah kâfirlerin tuzağını gevşetip boşa çıkarandır.” (Enfal, 8/18)
Hak, olguya; bâtıl, algıya dayanır. Hakikate iman, değişmez gerçeklere güvenmektir. Bâtıla inanmak ise yıkılıp gidecek olana güven bağlamaktır. Hakkın egemen olduğu yerde bâtıl ne kadar güçlü gözükürse gözüksün kaybetmeye mahkûmdur. Hak değişmeyen gerçekliktir. Bâtıl ise sahte ve tutarsız olan, hükmü ve gerçekliği olmayan algılardır.
Kur’an’ın beyanıyla ifade edersek: Hak gelince bâtıl zail olmaya mahkûmdur.9
7) Allah Resulünün Vehn Hastalığına Karşı Uyarıları
Ona salât ü selâm olsun, Resulullah, kıyamete kadar yaşayacak olan ümmetini vehn hastalığına karşı şöyle uyarmıştır:
“Diğer toplumlar, tıpkı sofraya yemek için üşüşen insanlar gibi sizin üzerinize üşüşecekler.”
Bunun üzerine sahabiler şaşkınlıkla sorarlar: “Ya Rasulallah, o gün sayımız çok mu az olacak?”
Efendimiz (s) “Hayır, bilakis, o gün sayınız çok olacak. Fakat sizin çokluğunuz bir akıntıya taşınan çerçöp gibi olacak. Allah, düşmanlarınızın kalbinden sizin korkunuzu silecek, sizin kalbinize de vehn olacak.” Bunun üzerine sahabilerden biri sorar:
“Vehn nedir ya Rasulallah?” O da buyurdu ki:
“Dünya sevgisi ve ölümü sevmemek, hatta ondan nefret etmektir.”10
Ahlakı Kur’an olan Resulullah (s) dünyevileşme hastalığına karşı tedbirler alması gerektiğini ayetlerden öğrenmiştir. Dalâlete, hidayetten uzaklaşmaya, manevi yıkıma yol açan dünyevileşme hastalığına karşı uyarı içeren bu ayetlerden birkaçını hatırlayalım:
“Zikrimizden yüz çeviren ve yakın (dünya) hayatından başka bir şey istemeyen kişilere aldırış etme! İşte onların bilgisi bundan ibarettir. Şüphesiz ki Rabbin -evet yalnızca O- kendi yolundan kimin saptığını çok iyi bilendir ve O kimin doğru yola ulaştığını da çok iyi bilendir.” (Necm, 29-30)
“Onların ardından, salâtı boş veren ve yalnızca kendi şehvetlerinin, dünyevî tutkularının peşine düşen bir kuşak geldi ve böyle yaptıkları için de yakında tam bir düş kırıklığıyla karşılaşacaklar.” (Meryem, 59)
Sözün Özü
Vehn, gevşeklik göstermek, zorluklar karşısında yılgınlığa düşmektir. Asıl ve kalıcı olanı değil, geçici olanı tercih etmektir. Sonsuz nimetler yurdu cennete karşı dünya hayatının geçici nimetlerini tercih edenlerin durumu, sağlam güzel bir ev yerine, örümcek ağına benzeyen bir evde yaşayan kimsenin durumuna benzer.
Geçici olanı ebedi olana tercih etmek akıllı ve imanlı insanlara yakışmaz. Çünkü ahirette bizi bekleyen sürprizler, suyun üzerindeki köpük gibi olan dünyadaki nimetlerden daha kıymetli, hem de süreklidir. Bu nedenle bize yakışan, elimize geçen tüm imkânları asıl ve kalıcı olan sonsuzluk yurdunu elde etmek için kullanmaktır. Ve insanların çoğunun, geçici ve arızalı olan dünyanın nimetlerini tercih ettiği gerçeğini unutmadan, büyüklüğü gökler ve yer kadar olan sonsuz cennetlere giden yolumuza devam etmektir:
“Ne var ki, siz (ey gaflete dalan insanlar) dünya hayatının (basit ve gelip geçici zevklerini sonsuz ahiret nimetlerine) tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret nimetleri hem dünyadakilerden daha kıymetli hem de süreklidir.” (A’la, 87/16-17)
1- Âl-i İmran, 139 ve 146; Nisa, 104; Enfal, 18; Meryem, 4; Ankebut, 41; Lokman, 14 (iki defa); Muhammed, 35.
2- “Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz.”
4- Sahih-i Buhârî, ‘Meğâzî’, 17; Vâkıdî, ‘Meğâzî’, C. 1, s. 203-204.
7- Benzer bir ayet için bkz. “Eğer onlar Allah ve Resul’ünün kendilerine verdiğine razı olup, ‘Allah bize yeter, yakında bize Allah da lütfundan verecek, Resul’ü de. Biz yalnız Allah'a rağbet edenleriz.’ deselerdi (daha iyi olurdu).” (Tevbe, 9/59)
8- Sonsuz nimetler yurduna karşı dünyanın geçici menfaatlerini tercih edenlerin durumu, dişi örümceğin peşinden gidip canından olan erkek örümceğin durumuna benzer. Dişi örümceğin yaptığı ev güvenli bir barınak değil, erkek için bir felakettir. Çünkü erkek örümceğin candan dost zannederek yaklaştığı yuva, aslında onun sonunu getirecek bir tuzaktır. Çünkü dişi örümcek çiftleştikten sonra erkek örümceği öldürür.
10- Ebu Davûd, ‘Melahim’, 5, Hadis no: 4299; Sünen-i Ebu Davûd Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi, 14/421; Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 2, s. 359.

