Filistinli Cerrahın Tutsaklık Hikâyesi
Haksöz Dergisi Sayı: 405

Han Yunus'taki Nasser Tıp Kompleksi'nde cerrah olarak çalışan Dr. Halid es-Serr, kısa bir süre önce İsrail askerî cezaevinde altı ay hapis yattı. Tutuklanmadan hemen önce, Gazze'nin gördüğü en kötü saldırılardan biri sırasında, hastalarına elinden gelen yardımı yapmaya çalışıyordu.

Es-Serr, ekim ayı başında verdiği bir röportajda “Savaş başladığı andan itibaren halkıma yardım etmek için elimden gelen her şeyi yaptım. Halkımın bu kadar çok yardıma ihtiyacı varken kendi güvenliğimi düşünemezdim.” dedi.

Ancak mart ayı sonlarında, İsrail güçleri devam eden soykırım sırasında Nasır Tıp Kompleksi'ne ikinci kez baskın düzenledi. Askerler, aralarında es-Serr'in de bulunduğu sağlık personelini kompleksten zorla tahliye ettiler.

Tepelerinde vızıldayan insansız hava araçlarından binayı terk etmeleri gerektiği anonsları yapıldı. Es-Serr, beyaz doktor önlüğü giymesine ve boynunda kendisini açıkça bir tıp uzmanı olarak tanımlayan bir stetoskop olmasına rağmen gözaltına alındı.

The Electronic Intifada'ya verdiği demeçte, “Bize kıyafetlerimizi çıkarttırdılar, ellerimizi ve gözlerimizi bağladılar. Aşağılayıcıydı, daha da kötüsü bize birer suçlu gibi davrandılar. Biz sadece insanların hayatlarını kurtarmaya çalışan doktorlardık.” dedi.

Acımasız Koşullara Dayanmak

İşgalci askerler, es-Serr ve diğerlerini askerî komuta merkezine dönüştürülmüş olan yakındaki bir eve götürdüler. Götürüldükleri yerde, kendisi ve arkadaşlarının beş gün boyunca acımasız koşullar altında gözaltında tutulduklarını söyledi.

“İlk dört gün bize hiç yiyecek vermediler. Dördüncü günün akşamı, bize ancak hayatta kalmamıza yetecek kadar, küçük bir parça ekmek ve biraz peynir getirdiler.” dedi es-Serr. Bu zaman zarfında, sağlık çalışanlarının ellerinin ve gözlerinin bağlı olduğunu, ayrıca agresif sorgulamalara ve şiddet içeren muamelelere maruz kaldıklarını söyledi.

Beş gün süren işkencenin ardından, sebze çuvalları gibi askerî araçlara atıldılar. “Bizi üst üste yığdılar. Çok kötü muamele gördük ve askerler Negev çölündeki Sde Teiman hapishanesine giden yol boyunca üzerimize oturup bizimle alay ettiler ve dövdüler.”

Tutuklulara yönelik acımasız muameleleriyle ünlü Sde Teiman cezaevi, es-Serr'in yeni hapishanesi oldu. Sadece insanlıktan çıkarılmakla kalmayıp mahkûmların sürekli fiziksel ve psikolojik tacize maruz kaldıklarını anlattı.

“Ellerimizi ve gözlerimizi bağladılar. Hareket etmemize, konuşmamıza ve hatta etrafa bakmamıza bile izin verilmiyordu. En ufak bir hareketimiz şiddetli dayakla sonuçlanıyordu.”

Hapishanenin en kötü yanlarından bazılarının cinsel istismar ve mahkûmlara karşı aşırı güç kullanımı olduğunu söyledi. Es-Serr, “Bizi acımasızca dövüyorlar, coplarla vücudumuzun hassas bölgelerini hedef alıyorlardı. Bizi aşağılamak ve küçük düşürmek için ellerinden gelen her yolu kullanarak cinsel saldırıda bile bulundular. Özel bölgelerimize biber gazı sıktılar. Bu tarif edilemez bir şeydi. Bu muamele, mahkûmları fiziksel ve zihinsel olarak çökertmek için yapılan bir uygulamaydı.” diye anlatıyor.

Es-Serr, “Kur’an okurken sadece dudakları oynadığı için yaşlı bir adama işkence ettiklerini gördüm.” dedi.

Burada yapılan zulümler fiziksel acının da ötesine geçiyor.

Mahkûmların haftada sadece bir kez yıkanmasına izin veriliyordu ve o zaman bile kendilerine verilen kıyafetlere askerler tarafından tükürülüyordu. Es-Serr, “Duş almak için iki dakikamız vardı ve işimiz bittikten sonra askerlerin botlarını sildikleri kirli kıyafetleri giymek zorunda kalıyorduk.” diye ekledi.

“Sde Teiman'daki yaşam koşulları berbattı. Tesis, böcekler ve fareler tarafından istila edilmişti. Tutuklular kaba beton zemin üzerinde serili olan ince hasırlar üzerinde uyumak zorunda bırakılıyordu.”

“Soğuk dayanılmazdı ve bizi koruyacak battaniyelerimiz yoktu. Birkaç ay içerisinde 40 kilo verdim, her gün bir parça tost ekmeği ve küçük bir porsiyon reçel veya peynirle zar zor hayatta kalıyordum. Bu bir insanın yaşaması için yeterli değildi.”

“Özellikle gardiyanların keyfî ve baskıcı kurallarına karşı gelen mahkûmlar sık sık dövülüyordu. Gardiyanlar canları istediğinde hücreyi basıyor ve başımız yere gelecek şekilde yüzüstü yatmamızı istiyorlardı. İtaat etmeyenler coplarla dövülüyordu. Bazı mahkumlar bana özel bölgelerine coplarla vurulduğunu ve elektrik verildiğini anlattı. Bize eziyet etmek için her türlü yöntemi kullandılar.”

Ofer Cezaevine Nakil

Sde Teiman'daki kötü muameleye yönelik uluslararası tepkiler üzerine, aralarında es-Serr'in de bulunduğu bazı mahkûmlar, haziran ayında işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Ofer Cezaevine nakledildi.

Buradaki koşullar biraz daha iyi olsa da psikolojik ve fiziksel istismar devam etti. Uluslararası Af Örgütü, es-Serr'in “Yasadışı Savaşçılar Yasası uyarınca suçlama veya yargılama olmaksızın” orada tutulduğunu açıkladı.

“Ofer'de dayak daha azdı ama aşağılanma hiç bitmedi. Bizlere doğru düzgün tıbbi bakım yapmadılar. İç kanama geçirdim ve bir aydan fazla bir süre herhangi bir doktor tarafından muayene edilmedim.”

Es-Serr, hastaneye muayene olmaya gittikten ancak 10 gün sonra kendisine ilaç verildiğini söyledi. Ofer Cezaevi'ndeki gıda ve tıbbi tedavi eksikliği Sde Teiman'daki korkunç koşulları yansıtıyordu. Ofer Cezaevi'ne vardıktan sonra es-Serr ve arkadaşları askerî mahkeme tarafından mahkûm edildiler.

“Bu yargılama telefonda yapılan bir düzmece mahkemeden başka bir şey değildi. Bize yöneltilen suçlamaları bile bilmiyorduk. Bizleri savaş sırasında yakalanan 'yasadışı savaşçılar' olarak etiketlediler ve keyfî cezalar verdiler.”

Aile ve Serbest Bırakılmayla İlgili Endişeler

Es-Serr'e hapishanede tutulduğu sırada en ağır gelen şey ise ailesiyle ilgili belirsizlikti. “Onlar için sürekli endişeleniyordum, özellikle de savaş sırasında yerlerinden edildikleri için. Kaldıkları Refah yakınlarında askerî operasyon yapıldığı yönünde söylentiler duydum ve başlarına gelebilecek olanların en kötüsünden korktum.” dedi.

Muhtemelen bir tehdit olarak görülmediği için 30 Eylül'de beklenmedik bir şekilde serbest bırakılan es-Serr, yaşadığı travmaya rağmen halkına hizmet etmeye devam etme kararlılığıyla işine geri döndü. Ancak ailesiyle yeniden bir araya geldiğinde, Han Yunus'taki evlerinin yıkıntıları arasında yaşıyorlardı.

“Biz güçlü ve dirençli insanlarız.” dedi yaşadıklarını düşünerek. “Bu bir son değil; sürekli devam edecek bir mücadele.”

--------

* Fedaa al-Qedra, Gazze’de gazetecilik yapıyor.

Electronic Intifada / 10 Kasım 2024 / Çeviren: Barış Hoyraz

Fedaa al-Qedra Arşivi