Modern İnsanın Trajedisi
TEMMUZ Sayı: 11 - Haziran 2017

-şeffaf zincirli modern bir kölenin hikâyesi-

Bir zamanlar gezegenlerin birinde modern bir insan yaşarmış. Darwin’in ifadesiyle ‘güçlü olanın hayatta kalacak’ dediği, Amerika başkanlarının sözünü ettiği ‘barış dolu özgür bir dünya’da! Liberal, demokratik bir ulus devlette, çağdaş küresel medeniyetin kendisine sağladığı bir konforda hayat sürmektedir. Her sabah kalktığında gördüğü her şeye sahip olma duygusu içini kaplar; kadın, para, araba, kariyer ve güç.

Çağdaş bir kentte; büyük gökdelenler, beton duvarlar arasında, geniş meydanlar, caddeler ve bulvarlar ortasında kültür parklarından geçerek, suni laleleri koklayarak ulaştığı 782. Cadde’de, büyük apartmanda, 17. katta oturmakta ve çevresinde daire numarası ile aynı şekilde 14 numara diye anılmaktadır.

Çalıştığı fabrika da kullandığı makinenin adeta bir parçasıdır. Yan yana sıralanıp 7-8 işçi arkadaşıyla, devamlı hareket eden metal parça üzerindeki vidalardan ikisini atlayıp üçüncüyü çevirmekti görevi. ‘İki atla üçü çevir’, günde 10 saat yaptığı iş budur. Adeta mekanik bir saat gibi ‘iki atla üçü çevir’, ‘iki atla üçü çevir’. Gündelik zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kapitalist dünya sisteminin ve dönmesi gereken çarkın zorunlu bir dişli haline gelse de kazandığı parayla yeni teknolojik ürünlere sahip olma özgürlüğü vardır. Hızlı okuma kursunu bitirmiştir ve çok hızlı kitap okur; düşün ve başar, tut kopar, kendini fişekle, senin neyin eksik, istersen yaparsın, kim tutar seni kitaplarıyla aydınlanır, kişisel gelişim kurslarıyla içindeki devi uyandırır.

Evinin ihtiyaçlarını artık kendi üretmek zorunda değildir. Meyve, süt yumurta, sebze vs. hepsi markette hazırdır. Ayaküstü Fast-Food’da Coca-Cola eşliğinde hamburger atıştırır. Olmazsa zaten buzdolabında kendisi için hazır paketlenmiş gıdalar ve yemekler mevcuttur. Adeta ziplenerek 45 günde üretilmiş tavuk ve GDO’Lu mısırın lezzeti doyumsuzdur. Hafta sonları tapınaklara pardon AVM’lere gidip gezerek alışveriş eder, büyük haz alır, ruhunu dinlendirir. Sınırsız ihtiyaçlarına sınırsız çözümler onun için üretilmiştir; ‘hizmette sınır yoktur’.

Çocuklarına bakıcı, evine temizlik işçisi bulabileceği gibi, parasını verin sizin yerinize çocuk bile doğurabiliriz diyen, hizmet aşıkları vardır çevresinde. Sosyal medyada yüzlerce face-book arkadaşı ile konuşup tanıştığı, sanal cemaatin bir üyesidir. Birçok dostluklar kurup video ve fotoğraf paylaşmaktadır. Bu aynı zamanda kendisini önemli ve değerli kılmaktadır. Bilgiye hızla erişebilmekte, hiçbir değer üretim merkezine, öğretmene yol göstericiye ihtiyacı yoktur. Aristo’ya bile akıl öğretebilecek, tartışabilecek yeterliliktedir. Finans kurumlarında itibarı vardır. Kredi ve kredi kartı kullanma imkânına sahiptir. Her gün yeni bir ihtiyaç ve ürün kendisi için zaten üretilmektedir.

iPhone telefonunun yeni modeline sahip olmak için böbreğini satan bir Çinli ve ek iş yapmak zorunda kalan bir Meksikalı arkadaşıyla aynı kaderi paylaşmaktadır. Hepsi de aynı dünyanın birer vatandaşıdır. Gelecekte kendisine verilecek cenneti beklemektense bu dünyada o cenneti bulmuş ve o yeryüzü cennetinde mutludur. Bazen aklına bu yeryüzü cenneti bitiverecek ve öleceğim duygusu gelir. Ancak imdadına televizyon yetişir. Onun bu kötü ve karamsar düşüncelerini unutturur eğlendirir. Kısa bir süre sonra derin bir uykuya dalar.

Pop kültürü zaten bunun için vardır. Dünyada ve çevresinde kendi gibi yaşayan, tüketen ve giyinen milyonlar sayesinde kendine güveni artar. Gangnam Style eşliğinde dans ederek aynı ritimde tempo tutar ve onlarla birlikte eğlenir. O da artık herkesleşmiştir. Çağdaş özgür bir bireydir. Onu kısıtlayan, ne bir engel ne bir sorumluluk ne de bir uyarıcı yoktur artık.

Bazen radyoda haberleri izlerken savaş ve şiddet haberleri onun içini burkar. Ama içi rahattır. O uzak diyarlara da bir gün demokrasi götürecek ve o insanları da kendisi gibi yapacak, güçlü bir irade mevcuttur. Onlarda bir gün AVM’lere sahip olacak, Coca-Cola içip hamburger yiyebilecek, özgür ve çağdaş olacaklardır. Bunu bilir ve inanır. Yaşasın demokrasi, yaşasın özgürlük, yaşasın uygarlık…

Ve bir gün şehirden bir adam koşarak yanına gelir onu bu demir kafesten çıkarmak için kulağına şu sözleri fısıldar: ‘Kullara kulluk etmek, yakışmaz bize. Başkaları için çalışmazsak çalışacak ırgat bulamazlar. İmal ettiklerini kullanmazsak emtialar ellerinde kalır. Kent yaşamını köy ve mezralara taşımazsak, kentler ellerini yani pençelerini çocuklarımıza uzatamaz. Biraz ‘barbarlaşırsak’, paranın kiri yüreğimize sıçramaz. Onları taşımazsak, inip yürümek zorunda kalırlar, aramızda dolaşmaya başlarlar. Ya da ‘barbarları’ beklemekten gözlerini uyku tutmaz ve modern insan bir rüyadan uyanır.

Ve 14 numara çaresizce yaşadıklarının bir illüzyon olduğunu düşünür.

Mustafa Şükrü Nazlı Arşivi
11 Sayı: 11 - Haziran 2017 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler