“Gazze Yanıyor!” : Siyonist Nefret Soykırımı Nasıl Körüklüyor?
Haksöz Dergisi Sayı: 415 Ekim 2025

İsrail Savaş Bakanı İsrail Katz, alışılagelmiş Siyonist küstahlığıyla şu sözleri sarf etti: “Gazze yanıyor!” Bu sözler ne durumu özetler bir cephe raporuydu ne de İsrail’in askerî ilerlemesinin soğukkanlı bir değerlendirmesi.

Aksine, neredeyse bir övünç ifadesiydi! Sanki bir şehrin yakılıp kül edilmesi, milyonlarca insan için bir toplama kampına dönüştürülmesi İsrail’in askerî başarı tanımını simgeliyormuş gibi. Sarf edilen bu iki kelime, 1948’den beri süregelen İsrail projesinin özünü açığa vuruyor: Zorla boşaltılan köylerin yıkıntıları ve üzeri örtülen katliamlarla övünerek varlığını Filistin hayatının yok edilmesi üzerine inşa eden bir devlet.

İsrailli yetkililer, Gazze’yi yakıp yıkmanın “zafer” getireceğini iddia ediyor; tıpkı Refah’a saldırmadan önce söyledikleri gibi. 2024’te Netanyahu, Refah’ın işgalinin “tam zafer” için zorunlu olduğunu ilan etmişti. 10 Şubat 2024’te ABC’de yayınlanan “This Week” programında “zaferin yakın olduğunu” söylemiş, Refah’ı “direnişin son kalesi” olarak tanımlamıştı. İki hafta sonra CBS’de Margaret Brennan’a aynı sözleri tekrarladı: “Tam zafer bizim hedefimizdir ve bu zafer yakındır, aylar değil, haftalar içinde başlayacak operasyonla elde edeceğiz.”

Ama aradan bir buçuk yıl geçti, her “nihai savaş” ilanının ardından “tam zafer” hâlâ bir seraptan ibaret. Netanyahu hâlâ aynı hayalin peşinde, katliamlardan aç bırakmaya doğru sürekli hedefi kaydırıyor fakat her defasında hakikat, yalanlarını açığa çıkarıyor. 2025 Mayıs’ında “tam zafer”i bu kez Gazze’nin yok edilmesiyle eşitleyerek şöyle dedi: “Gazze’de tam zaferi elde edeceğiz, bu kesin. Zafer için Gazze’nin ele geçirilmesi şart.”

Yıkımın boyutu her şeyi anlatıyor. Gazze; havadan, karadan ve denizden öyle bir vahşetle vuruldu ki BM yetkilileri ve Gazze halkı manzarayı “çılgınlık” ve “kıyamet” kelimeleriyle tarif ediyor. Şehrin neredeyse yarısı yerinden edilmiş durumda ama gidecek güvenli bir yer yok.

Bombaların altında yıkıntıların içinde kalanlar içinse kaçış mümkün değil. Aileler, yolculuğa yetecek paraları olmadığı gibi çadır bile alamıyor. İsrail’in emriyle BM’nin belirlediği barınaklardan çıkarıldılar, korunmasız şekilde bombardımana maruz bırakıldılar. Sabra Mahallesi’nden Ümmü Muhammed, “Ölümden kaçarken yine ölüme gidiyoruz, bu yüzden gitmiyoruz.” diyor. Onun sözleri, Gazze halkının önündeki trajik seçimi özetliyor: Ya enkaz altında ölmek ya da ölüm yollarına düşmek.

Yolsuzluk davalarıyla köşeye sıkışan ve etrafı Yahudi milliyetçisi bakanlarla çevrili Netanyahu, ordusunun uyarılarını hiçe sayarak saldırı stratejisine daha da sarıldı. Planı açık: Bedeli ne olursa olsun savaşı uzatarak siyasi sonunu ertelemek. Onun için soykırımı sürdürmekle kaybedecek bir şey yok; tersine, hükümetini ayakta tutan Siyonist kibri besleyerek kazanacak çok şeyi var. Gazze bir savaş alanı değil, Netanyahu’nun İsrail siyasetinde ayakta kalma mücadelesinin son perdesi.

“Gazze yanıyor!” ifadesi sadece askerî bir operasyonu değil, bir ideolojiyi açığa vuruyor. On yıllardır İsrail, ateşi/yangını hem silah hem mecaz olarak kullandı: 1948’de Lydda ve Deyr Yasin’de evleri yakmak, 2025’te Batı Şeria’da evleri ateşe vermek, bugün Gazze’nin tüm mahallelerini kül etmek. Her yangını “güvenlik” gerekçesiyle sundular; oysa hepsi Filistinlileri haritadan silmeye dönük planın bir parçasıydı.

Gazze’nin yok oluşunu ateş üzerinden tarif etmek tesadüf değil. Ateş yakar, yok eder ve geride dönülecek hiçbir şey bırakmaz. Katz’ın sözleri de bu niyeti çıplak bir şekilde açığa vuruyor: Sadece direnişi ezmek değil, bir halkı tümden yok etmek. 1948’de köylerin yakılıp yıkılması bir “yanlışlık” değildi; kasıtlı bir haritadan silme stratejisiydi. Bugün Gazze’yi kavuran alevler aynı zihniyetin, aynı kasıtlı kötülüğün ürünü.

Gazze’deki soykırım, İsrail’in kalan son meşruiyetini de tüketiyor. Uluslararası Soykırım Araştırmacıları Derneği ve BM Soruşturma Komisyonu, ayrı ayrı, İsrail’in Gazze’de soykırım suçunu işlediği sonucuna vardı. İsrail’in savunucuları yine “antisemitizm” diye haykırsa da delillerin ağırlığı artık inkâr edilemez halde. BM Genel Sekreteri António Guterres, Gazze’deki durumu “ahlaken, siyaseten ve hukuken kabul edilemez” olarak tanımladı. Avrupa Birliği bile, gecikmiş de olsa, İsrail’le ticaret ayrıcalıklarını askıya almayı tartışıyor.

On yıllar boyunca İsrail, Batılı hükümetlere yaslanarak hesap vermekten kurtuldu. Çocukların kaburgaları ince derilerinden belirginleşir ve cesetler enkaz altında çürürken, “Gazze yanıyor!” diye övünen bir devlet gizlenemeyecek kadar iğrençtir. Daha önce “savaşın belirsizliği” diye örtbas edilenler, bugün çıplak biçimde ortada: sivillere yönelik topyekûn cezalandırma politikası, “mağduriyet” söyleminin ardına gizlenen bir sistematik strateji…

İsrail, Gazze’yi kül ederek direnişi sona erdireceğini sanıyor ama bu yalnızca bir yanılsama. Tarih tersini öğretiyor: Adaletsizlikten doğan direniş felaketle sönmez, aksine daha da güçlenir. Yetimler büyüyecek, sürgün edilenler unutmayacak. Siyonistlerin yaptığı gibi başkasının toprağını almak için yurtlarını terk etmeyecekler.

“Gazze yanıyor!” Bu iki kelime, alevler söndükten çok sonra bile insanlığın vicdanını yakmaya devam edecek. İsrail’in kutladığı şey, Filistinlilerin kuşaktan kuşağa yaşadığıdır: 1948’in harabelerinden 1982’de Lübnan’daki Sabra ve Şatilla katliamlarına, 2025’te Gazze ve Batı Şeria’nın yıkımına kadar her kuşak kendi Nekbe’sini yaşamaktadır. Aslında yanmakta olan, İsrail’in sahte ahlaki maskesi ve onunla birlikte Batı uygarlığının inandırıcılığıdır.

Netanyahu’nun “tam zafer”i, Filistinli hayatları adım adım yakıp yok etmekten ibaret. Batı Şeria’da silahlı Siyonist gençlik çeteleri zeytinlikleri ateşe veriyor, evleri basıp terör estiriyor. Netanyahu, Filistinlileri katlederek kaybetmiyor; yalnızca Siyonist nefreti körüklemeyi bıraktığında kaybedecek.

The Palestine Chronicle / 23 Eylül 2025 / Çeviren: Hamza A. Gökgöz

Jamal Kanj Arşivi