7 Ekim 2023 günü Filistin direnişinin işgale, muhasaraya, esarete karşı bir varoluş çığlığı, dünyaya bir farkındalık çağrısı, bir haykırış olarak başlattığı Aksa Tufanı’nın üzerinden tam iki yıl geçti. Yeryüzünün bir Filistin sorunu, belki daha doğru bir tanımlamayla bir İsrail sorunu olduğu gerçeğini insanlığa hatırlatan Aksa Tufanı beklendiği üzere Siyonist çetede büyük bir sarsıntıya, depreme yol açarken saldırganlığın dizginsizleşmesini de beraberinde getirdi. On yıllardır Filistin’i toprağıyla, halkıyla topyekûn sessiz ölüme mahkûm etme, zamana yayarak yutma siyaseti izleyen Siyonist çete bu süreçte tedricî eritme taktiğini bir kenara bırakıp doğrudan imhaya yöneldi ve Gazze halkına karşı açık, net bir soykırıma girişti.
Üçüncü yılına giren bu vahşet tüm acımasızlığıyla halen devam ediyor. Siyonist çete zulmüne, katliamına ivme kazandırarak insanlık vicdanında büyük sarsıntılara sebep oluyor, yıkıcı manzaralar meydana getiriyor. Neredeyse tüm dünya hakları nezdinde büyük bir nefret figürüne dönüşmüş olmasına rağmen İsrail isimli terör çetesi hiçbir kural tanımaksızın ve hiçbir tepkiye aldırış etmeksizin vahşice yakıp yıkmayı, katletmeyi sürdürüyor. İsrail’in, sadece öteden beri işgalci varlığına karşı çıkan ülkeler nezdinde değil, yakın zamana kadar her türlü saldırganlığını destekleyen, doğrudan kendisine suç ortaklığı yapan devletler tarafından dahi yoğun eleştirilerin hedefi haline geldiği, en yakın dostları tarafından bile artık taşınamaz bir yüke dönüştüğü görülüyor.
Sahiplerinin Dahi Taşımakta Zorlandığı Bir Nefret Yükü Olarak İsrail
Yalnızlaştıkça daha da saldırganlaşma eğilimi arz eden soykırım şebekesi gerçekten de bugün itibariyle en güçlü dostları, müttefikleri, Filistin halkına karşı yaklaşık bir asırdır işlediği zulümlerin suç ortakları nezdinde dahi taşınması giderek daha bir imkânsızlaşan ağır bir yüke dönüşmüş durumda. Geçtiğimiz ayın son haftasında BM’den yansıyan manzaralar bu gerçeğe en net biçimde şahitlik etmiştir.
Bundan yaklaşık 80 sene önce İsrail isimli işgal çetesinin Ortadoğu’nun kalbine bir hançer gibi saplanması operasyonuna bizzat meşruiyet zemini sunan BM, bugün Siyonist çetenin kınandığı, dışlandığı, lanetlendiği bir zemine dönüşmüştür. Siyonist çetenin kadim dostları dahi ortaya çıkan bu vahşet manzaraları karşısında bazı adımlar atmaya mecbur kalmış ve kimisi bazı yaptırım kararlarına yönelirken, pek çokları da Filistin devletinin varlığını tanıyacaklarını ilan etmişlerdir.
Evet, bu tanıma kararları şu an için içerikten yoksundur. Siyonist çeteye yönelik bir yaptırım içermemektedir. Üstelik Siyonist vahşet karşısında gayet mahcup bir üslup takınan ve soykırıma hiç değinmeyen Fransa Devlet Başkanı Macron’un açıklamasında da görüldüğü üzere bu kararlar adeta Hamas karşıtlığını esas alan ve sorunu gerçek boyutlarıyla ele almaktan uzak bir yaklaşım barındırmakta ve bu itibarla samimiyetten uzak bir mahiyet arz etmektedir. Mamafih ne Gazze soykırımını engelleme ne de Siyonist yayılmacılığı durdurma konusunda şu an için herhangi bir somut sonuç doğurmayacak gibi görünse de İngiltere, Fransa, Avustralya gibi devletlerin Filistin’i devlet olarak tanıma kararı önemsiz ve basit bir gelişme gibi görülemez.
Surda Gedik
Öncelikle bariz bir tutum değişikliği mevcuttur. Unutulmamalıdır ki bahsi geçen ülkeler Siyonist işgal projesinin bizzat mimarlığını yapmış ve halen de sürmekte olan Gazze soykırımına doğrudan katkı sunmuş devletlerdir. Daha önemlisi bu tavır alışlar ABD’ye rağmen, ABD baskısına göğüs gerilerek alınmış kararlardır. Bu yönüyle Siyonist-emperyalist cephede yaşanan her aşınma değerlidir. En önemlisi de tüm bu gelişmeler Siyonist çetenin engelleme, durdurma çabalarına rağmen yaşanmıştır. Siyonist çeteyi kızdıran, öfkelendiren, başarısız gösteren her adım Filistin davası adına bir kazanımdır.
Yanlış anlamaya mahal vermemek için açıklığa kavuşturalım: Fransa, İngiltere, Avustralya gibi devletlerin gerek geçmişte yaptıkları gerekse 7 Ekim’den sonra takındıkları zalimane tutumları asla unutulamaz. Bu ülkeler Gazze’de işlenen korkunç insanlık suçlarına doğrudan ortaklık yapmışlardır. 7 Ekim’den sonra Netanyahu’nun ayağına gidip dayanışma mesajları vermek suretiyle soykırım suçunu teşvik etmiş, katilleri cesaretlendirmişlerdir.
Bugün İsrail isimli terör şebekesinin akıl almaz boyutlara varan canavarlığı karşısında “Bu kadar da olmaz!” türünden tepki vermeleri, kendilerini tavır almak zorunda hissetmeleri elbette Gazzelilerin hunharca katledilmelerinde doğrudan pay sahibi oldukları gerçeğini değiştirmez. Ama tekrar altını çizelim ki Siyonist çeteyi yalnızlaştırmaya yönelik her gelişme, emperyalist cephede meydan gelen her ayrışma, her çatlak mazlum halklar lehine bir adımdır, İslam ümmeti için bir kazanımdır.
Tabiî ki Gazze’de devam etmekte olan vahşetle kıyaslandığında bu ve benzeri adımlar çok zayıf, çok yetersiz ve etkisizdir. Hiç kuşkusuz ancak siyasi-sembolik bir mahiyet arz eden Filistin’i devlet olarak tanıma kararları da AB içinde gündemleşmeye başlayan İsrail’e yaptırım uygulama tartışmaları da Siyonist çeteyi frenlemeye yetmez. Aynı şekilde BM’de İsrail’in yaptığının soykırım olarak tanımlanması ya da Uluslararası Ceza Mahkemesinin Netanyahu hakkında aldığı tutuklama kararı veya BM’nin bir organı olan Uluslararası Adalet Divanından çıkması beklenen İsrail aleyhine mahkûmiyet kararı gibi gelişmelerin Siyonist saldırganlığı durdurmaya yetmeyeceği bilinmektedir.
İsrail’in Katar Saldırısı: Dizginlerinden Boşalmış Saldırganlık
Bununla birlikte Gazze’de derinleşen soykırım süreciyle birlikte İsrail’in tüm dünyada giderek daha fazla nefrete yol açtığı ve bu durumun ABD’yi de her geçen gün biraz daha zor bir pozisyona düşürdüğü açıktır. Amerikan politikası, Siyonist çeteye koşulsuz bağlılık ile uluslararası zeminde ilişkilerinin ve çıkarlarının korunması ikilemini sürekli biçimde yaşamak durumunda kalmıştır. Bu minvalde Katar saldırısının da bu durumu daha bir belirginleştirdiği söylenebilir. Katar’da 9 Eylül’de Hamas liderlerine yönelik suikast girişimi Siyonist çetenin saldırganlıkta hiçbir sınır tanımadığını ortaya koyarken hamisi, finansörü, suç ortağı ABD’yi de güç duruma düşürmüştür.
Tüm dünya iki yılı aşkın bir süredir tam bir sınır tanımazlık, azgınlık olgusu ile yüz yüzedir. Bu süreçte Siyonist çete Gazze’de icra ettiği vahşi soykırımla yetinmemiş, saldırganlığını Filistin coğrafyasının çok ötelerine taşımıştır. Lübnan’ı, Yemen’i, Suriye’yi, İran’ı hedef alan saldırılarına en son Katar’ı da eklemiştir. Aynı şekilde daha önce Malta’da Vicdan Gemisini vurarak asker-sivil ayrım gözetmediğini dünyaya ilan eden Siyonist çete yine geçtiğimiz günlerde Tunus’ta ve Akdeniz’in açık sularında Gazze ablukasına dünyanın dikkatini çekmek için hareket eden Sumud filosunu da hedef almıştır. Siyonistler tüm bu eylemlerle sadece Filistin topraklarında işgalci bir güç olmakla yetinmediklerini, kendilerini engelleyecek hiçbir ilke, kuruluş, kural tanımadıklarını ilan etmişlerdir.
Tüm bu pervasızlık şüphesiz İsrail isimli Siyonist çetenin başta ABD olmak üzere Batılı güçlerden aldığı sınırsız destek sayesinde mümkün olabilmektedir. Zaman zaman kısık sesli itirazlar, etkisiz kimi tepkiler sadır olsa da sömürgecilik çağından itibaren yeryüzünün geniş bir bölümünde ve hassaten Ortadoğu’da inşa edilmiş bulunan uluslararası düzen İsrail’i net biçimde korumakta, kollamakta ve onun yayılmacı tutumunu beslemektedir.
Amerikan Siyaseti İsrail’i Değil, İsrail Amerikan Siyasetini Belirliyor!
Katar’da gerçekleşen saldırı karşısında ABD ve Batılı devletlerin tutumu bu ikiyüzlülüğü birebir yansıtmıştır. Görünüşte bu tür azgınlıklardan rahatsızlık belirtmelerine rağmen Siyonistleri dizginleyecek hiçbir somut adım atmıyor, böylece yeni azgınlıkları teşvik ediyorlar. Önce kısık sesli bir iki rahatsızlık ifadesi belirtip ardından tam bir tepkisizliğe bürünerek yeni saldırıların, azgınlıkların önünü açıyorlar. Oysa Katar Ortadoğu’da en büyük Amerikan üssüne ve binlerce ABD askerine ev sahipliği yapan, daha yakın bir süreçte ABD ile yüz milyarlarca dolar anlaşmalar imzalayan bir ülkedir.
Bu noktada ABD’nin politikası çok çarpıcıdır. ABD Hamas’a bir müzakere planı sunuyor. Hamas heyetinin bu planı değerlendirmesi, tartışması talep ediliyor. Heyet bu planı görüşmek için bir araya geldiğinde saldırıya uğruyor. ABD’nin planı muhtemelen zaten kabul edilmesi mümkün olmayan maddeler, öneriler içermektedir. Neticede Hamas’ın bu teklifi reddettiğinde anlaşmaya yanaşmayan taraf olarak itham edileceği de açıktır. Buna rağmen Hamas’ın teklifi reddetmesi bahanesi bile beklenmeden bu alçakça saldırı gerçekleştiriliyor. ABD’nin bu saldırıdan haberinin olup olmaması çok önemli değil, belirleyici olan ABD’nin bugüne kadarki tutumuyla İsrail’in bu saldırganlığına zemin hazırlamış olması; öyle ki İsrail’i gerek gördüğünde Amerikan çıkarlarını hedef almaktan bile çekinmeyecek bir tutuma sevk etmesidir.
Siyonist Azgınlık İnsanlık Vicdanına Karşı Açtığı Savaşı Kaybetmiştir!
Geldiğimiz noktada yeryüzü genelinde tam manasıyla bir ayrışma yaşanmaktadır. Bir tarafta giderek daha fazla yalnızlaşan ve yalnızlaştıkça saldırganlaşan Siyonist çete ile bu çeteyle suç ortaklığını sürdüren Amerikan yönetimi bulunuyor. Diğer tarafta ise dünya halkları, Gazze ile birlikte bir kere daha harekete geçen, zulme, soykırıma karşı başkaldıran insanlık vicdanı.
Evet, bir taraftan Siyonist ablukanın tüm dünyayı kuşattığından, dünya sistemini kilitlediğinden şikâyet ediyoruz. Ama aynı zamanda tüm dünyada Siyonist çetenin yalnızlaştığına, tecrit edilmeye başlandığına da şahitlik ediyoruz. Siyonist çete bugün tüm yeryüzünde açık, net bir nefret figürüdür. Neredeyse her yerde herkes tarafından lanetlenmektedir. İki yıldır katliam üstüne katliam yaptığı, moloz yığınına çevirdiği ama bir türlü hâkimiyet sağlayamadığı toplam 360 kilometrekarelik küçücük Gazze adeta büyümüş, tüm yeryüzüne yayılmıştır.
Siyonistler Hamas’ı ve Gazze halkını şeytanlaştırmak için inanılmaz gayret sarf ediyorlar ama tüm dünya onları lanetliyor. En yakın dostları bile artık bu vahşileri daha fazla taşıyamıyorlar; yorgunluk, bıkkınlık belirtiyorlar. “Artık yeter!” diyerek aralarına mesafe koymaya çalışıyorlar. Filistin halkını imha etmek için sistematik bir soykırım uygulayan Siyonist çete Filistin’in varlığını inkâr etse de Afrika’dan Asya’ya, Güney Amerika’dan Kuzey Amerika’ya, Avrupa’ya, Avustralya’ya kadar her yerde Filistin bayrakları dalgalanmakta, Filistin halkıyla dayanışma için insanlar meydanları doldurmaktadır.
Sumud, Siyonist Kötülükle Mücadelede Kararlılık ve Kapsayıcılık
İşte Sumud filosu bu olgunun en taze, en somut sembolü olarak gündemdedir. Bastırılmak, susturulmak, etkisiz hale getirilmek istenen insanlık vicdanının sindirilemeyeceğinin bir yansıması olmuştur. Ardı ardına el konan gemilerden sonra sessizlik değil bilakis adeta patlama yaşanmıştır. Vicdan Gemisi’nin Siyonistlerce Malta’da hedef alınması, ardından Madleen ve Hanzala teknelerinin işgalcilerce gasp edilip içindeki yolcuların alıkonulması Siyonistlerin arzuladığı şekilde korkup geri çekilmeyi getirmemiş bilakis daha etkili bir kampanya ile daha büyük bir katılımı tetiklemiş ve Sumud adı verilen filo gerçekten de bir kararlılık beyanı olarak yola koyulmuştur.
İrili ufaklı onlarca teknenin yüzlerce yolcuyla Gazze’deki muhasarayı gündemleştirmek için Akdeniz’e açılması Siyonistlerin çaresizliğini derinleştirmiştir. Sumud filosunun menzile ulaşıp ulaşamaması çok belirleyici sayılmaz, önemli olan bu kuşatmayı kırmak için harekete geçilmesidir ve bu başarılmıştır. Hiç kuşkusuz Siyonist işgale karşı direniş bugünden yarına sonuçlandırılabilecek bir mücadele değildir, bilakis nesiller boyu süren bir kavganın adıdır.
Bu kavganın sürdürülebilmesi ve hedefine ulaşabilmesi için kararlılık ve kapsayıcılık şarttır. Zorlu ve donanımlı bir düşmana karşı savaş en geniş manada bir ittifakı, bir insanlık ittifakını harekete geçirmeyi zorunlu kılar. Aynı zamanda zorluklara, karşılaşılması kaçınılmaz sarsıntılara ve ödenecek ağır bedellere karşı kararlı, istikrarlı, sabırlı bir duruşu; belki bundan da önce karamsarlık, korku ve yılgınlık duvarlarını aşıp umudu diri tutmayı gerektirir.
İman umudu, umut mücadeleyi besler. Umudun olduğu yerde mücadele zaafa uğramaz, mücadelenin sürdüğü yerde umut bitmez. Gazze destansı bir direnişle soykırıma direnirken insanlık vicdanını harekete geçirmekte, ayağa kalkan insanlık vicdanı Gazze’de direnişe güç katmaktadır. Korkunç saldırılara uğrasa, büyük acılara maruz kalsa da Allah’ın izniyle günün sonunda galip gelecek olan insanlık vicdanıdır.

