Yaklaşık iki yıl önce başlayan ve başta coğrafyamız olmak üzere tarihin akışına müdahil olan Aksa Tufanı operasyonu dünyaya bir kez daha şerefin tüm cüzlerinin Müslümanların kütüphanesinde olduğunu hatırlattı. Batı medeniyetinin (!) ürettiği ne kadar silah varsa denenen 45 kilometrekarelik bu belde tüm bir beşeriyete insanlığın kudretini ve önemini gösterdi. Gazze direnirken de ölürken de öğreten mübarek bir muallim oldu çağın sefillerine.
Elbette zaman zaman bizi kahreden, kederimize keder katan bu zamanlar yalnızca bir hüzün tablosu olarak karşımıza çıkmadı. İnsan doğasında kötüyü öğrenme, kötüyü düşünme, olumsuza odaklanma hasletleri baskın geliyor. Lakin önümüzdeki gerçekten içimizi ferahlatan bir başka boyut daha var ve bunu olumsuzluklar arasında görmezden gelebiliyor ya da kaçırabiliyoruz.
7 Ekim hadisesinden sonra Batı dünyasının Hamas’a daha fazla tepki vererek Siyonist İsrail ile bir dayanışma yarışına girdiğine hepimiz şahit olduk. Lakin günden güne şımarıklaşan, mecburen kendisiyle müttefik olanlara dahi antipatik hareketler sergileyen, zulmünü her geçen gün şeddeleyen bu zulüm çetesine karşı bir yıl geçmeden tepkiler gelmeye başladı. 2024’ün Nisan ayında Barbados, Jamaika; Mayıs ayında Trininand ve Tobaggo, Bahamalar, İrlanda, İspanya ve Norveç; Haziran ayında Slovenya ve Ermenistan; 2025’in Şubat ayında Meksika ve henüz geçtiğimiz Eylül ayında BM zirvesi dolaylarında Kanada, Avustralya, İngiltere, Portekiz, Fransa, Monako, Lüksemburg, Malta, Andorra ve San Marino Filistin’i tanıma kararı aldı. Ayrıca Almanya gibi henüz tanıma kararı almamış ülkelerde de halkın hükümetlere bir baskısı olduğunu söylemek mümkün.
Silah Ambargoları
Güney Afrika'nın İsrail'e karşı açtığı soykırım davasında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Ocak 2024'te verdiği ara kararda, İsrail'in Gazze'de soykırım yaptığına dair görüş beyan ederek Filistinlilere karşı soykırım teşkil edebilecek eylemleri önlemek için gerekli tüm adımların atılmasına hükmetti. Bu durum, dünya çapındaki insani yardım kuruluşlarını hükümetlerine silah ve askerî yardım ticaretini durdurmaları için baskı yapmaya yöneltti.
Kanada, İspanya, Belçika, Hollanda ve Japonya bunun sonucunda silah satışlarını askıya aldı ve bazı diğer ülkeler de İsrail silahlarını satın almayı bırakacaklarını belirtti.
Örneğin Avustralya 7 Ekim’den bu yana İsrail'e hiç silah vermediğini belirtmek durumunda kaldı, buna rağmen ülke içinde hükümetin İsrail'e ihraç edilen belirli ürünler konusunda daha şeffaf olması talep edildi. Belçika ise Şubat 2024'te UAD kararının ardından İsrail'e mühimmat ihracatı için lisansları askıya aldıklarını bildirdi. Kanada Mart 2024’te silah satışlarını durdurdu, Danimarka da kendisini, tamamlanmış jetlerin varış noktasının İsrail olması nedeniyle hükümetin F-35 savaş uçağı bileşenlerinin ABD'ye ihracatını askıya almasıyla sonuçlanabilecek bir mahkeme davasının içinde buldu. Hollanda, 2024 yılında, uluslararası insancıl hukukun ihlal edilmesi, sivillerin öldürülmesi ve Gazze'deki yerleşim alanlarının tahrip edilmesi korkusuyla İsrail'e silah sevkiyatını da sonlandırdı. Ekim 2024’te Macron, İsrail’e silah ticaretini durdurma çağrısı yaptı. Almanya dahi birçok askerî ve maddi yardımının akabinde Ağustos 2025'te, Gazze Şeridi'nde kullanılabilecek herhangi bir askerî teçhizatın ihracatına, başka bir duyuruya kadar izin verilmeyeceğini açıklamak zorunda kaldı.
12 ülkeden (Bolivya, Kolombiya, Küba, Endonezya, Irak, Libya, Malezya, Namibya, Nikaragua, Umman, Saint Vincent ve Grenadinler ve Güney Afrika) Lahey Grubu geçtiğimiz Temmuz ayında Gazze soykırımını durdurmayı amaçlayan altı önlem üzerinde anlaştı. Önlemler arasında mühimmat, silah, yakıt, askerî teçhizat ve çift kullanımlı teknolojinin İsrail'e gönderilmesinin veya verilmesinin durdurulması; mühimmat, silah, yakıt, askerî teçhizat ve çift kullanımlı teknolojiyi İsrail'e getirmek için kullanılma riski yüksek olan gemilerin limanlardan geçişinin, yanaşmasının veya limanlarda bakımının durdurulması ve önlemi kabul eden devletlerin bayraklarını taşıyan gemilerle İsrail'e mühimmat, silah, yakıt, askerî teçhizat ve çift kullanımlı teknoloji gönderilmesinin durdurulması yer alıyordu. Daha sonra Bogota zirvesi katılımcısı Türkiye de önlemleri benimseyen diğer 12 ülkeye resmen katıldı.
Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre İtalya, İsrail için ABD ve Almaya ile birlikte en büyük silah tedarikçilerinden biri konumunda idi. İtalya da Ekim 2024'te İsrail'e tüm askerî teçhizat sevkiyatlarını askıya aldığını duyurdu. İsrail'in Gazze Şeridi'ni işgal etmesinin ardından Japonya da İsrail'e silah satışlarını askıya aldı. Bir Japon şirketi olan Itochu Corporation Şubat 2024'te İsrailli silah üreticisi Elbit Systems ile ortaklığının sona ereceğini duyurdu.
Küresel Eylemler
Hükümetlerin ve resmî makamların attığı veya atmak zorunda kaldığı adımların yanında dünyada bu makamları zorlayan ciddi sivil eylemler gerçekleştirildi. En önemlilerin birisi herhalde ABD ordusunda görevli bir asker olan Aaron Bushnell’in kendisini ateşe vermesi hadisesi idi. Şubat 2024’te Bushnell, kendisini ateşe vermeden önce artık soykırıma ortak olmayacağını ilan etti. Bushnell, yanarken defalarca “Özgür Filistin!” diye slogan attı.
Son günlerde gündemimizden düşmeyen Sumud Filosu da bir başka fedakârlık örneği olarak karşımıza çıktı. Birçok ülkeden vicdanlı insanları bir araya getiren bu filo, geri adım atmadan hedefine doğru ilerlemeyi sürdürüyor. Mavi Marmara ile özdeşleşen Özgürlük Filosunu anımsatan bu girişim bu sefer arkasında zayıf da olsa bir askerî güvenlik desteği de temin etti. İspanya donanmasına ait bir gemi filoya yakın bir noktada önlem amaçlı konuşlandı. Arızalanan bir tekneye ise Türkiye’den bir askerî gemi yardım yönlendirdi. İspanya gibi gemi yollayarak destek olan bir diğer ülke ise İtalya oldu.
Birkaç sene önce Avrupa’dan savaş gemilerinin Gazze’ye giden bir yardım filosuna koruma sağlayacağı söylenseydi sanırız kimse inanmazdı. Konunun bu aşamaya gelmesi dahi Gazze’de yaşanan elim hadiselerin yansımalarının ne boyutlara ulaştığını gösteriyor.
Sivil eylemler bu kadarla da kalmıyor. İki yıldır neredeyse dünyanın her yerinde öğrenciler, akademisyenler, memurlar, işçiler, siyasiler, sağlıkçılar… Herkes bulunduğu yerde protestolar düzenliyor. Kimisi okuldan atılmayı göze alıyor, kimisi bursunu yakıyor, kimisi sınır dışı olma ihtimalini kale almıyor. Böylece dünyanın her yerinde Filistin bayrakları dalgalanıyor. Elhamdülillah!
İnsanlığın tamamının buluştuğu ortak paydalardan bir diğeri de boykot hadisesi oldu. Tüm dünyada İsrail’e yatırım yapan, maddi destek sunan, askerî iş birliği sağlayan, özetle o ya da bu şekilde soykırım suçuna ortak olan firmalar yoğun şekilde boykota maruz kaldılar. Bu emperyalist ve sömürü gücü olan markalar yer yer geri adım atmak zorunda kalırken bu sırada da çeşitli ölçülerde zararlarla karşılaştılar.
Müslümanlar bildiğimiz üzere sefer ile emrolondular. Zafer ise Rabbimizin takdirinde. Filistin onlarca yıldır bir sefer halinde ve son iki yıldır bu sefer hali çok daha şiddetli bir durumda seyrediyor. Rabbimizden niyazımız zaferdir ve fakat nasip olmasa da hüznümüzden fazla gurur yaşayacağımız açıktır. Hayır bildiğimizde şer, şer bildiğimizde ise hayır olabileceği malumumuzdur. Yüz milyonlar insanlığı ve erdemi ayaklandırırken ye’se düşmek bizlere yakışmaz. Kardeşlerimiz bizden ne istiyorsa yapmakla mükellefiz. Yılmadan yorulmadan sefere destek olmak boynumuzun borcudur!

