Dijital medyanın en büyük mağduru hiç şüphesiz genç kuşaklardır. Gençlerimiz daha önceleri kimlik oluşumunu ailesinden, okuldan ve çevresindeki canlı örneklerden belli ahlaki ölçütler ve yaşanmışlıkların süzülmüş deneyimlerinden almaktaydı. Dijital medyanın en önemli ve yaygın araçlarından olan cep telefonu ve üretilen uygulamalar ile gençlerin kimlik edinme kaynakları da tamamen değişti. Bugün gençlerin rol modelleri anne, baba, dayı, amca, teyze, mahallenin saygın delikanlı abisi/hanımefendisi veya okulun öğretmeni değil artık. Ekranlarında boy gösteren oyuncular, sanatçılar, medya fenomenleri ve sporculardan oluşan yeni rol modeller kimlik oluşumunda daha etkili olmaya başladı.
En etkin rol model oluşumunu şüphesiz popüler müzik yapmaktadır. Özellikle gençlerin hemen her ortamda etki kapasitesi yüksek olan çağın popüler müzik akımlarına kapılması oldukça kolay olmaktadır. Mesela pop, rap, rock, hip hop, R&B (rhythm and blues), elektronik dans, country, jazz, kpop ve reggae vb. gibi dönemsel ve cazibeli imgeler kullanan popüler sanatçılar üzerinden rol model üretilebilmektedir.
Sesin yüksekliği, protest tavırlar, kafa sallayışlar ile kendini kaybedişlere eşlik eden anlamsız, hırçın hareketler, çoğu anlamsız ve küfürlü sözler özellikle kimlik arayışında olan ve fiziksel aktivite arayan gençler üzerinde etkili olmaktadır. Bu aktiviteler gençlerde fokurdayan dinamik enerjiyi harekete geçirirken, müziğe eşlik eden söz yığınları, temel dinî inanç, kültürel formları tiye alan, erotik heyecan uyandıran, ahlak sınırlarını zorlayan karmaşık sahneler, duygu ve düşünce dünyası her türlü kabule açık gençliğe hayatın ciddiyet ve gerçeklerinden uzak eğlence içinde yoz bir kimlik aşılamaktadır.
Medya ekranlarına günün her saatinde defalarca yansıtılan, sanatçı, sporcu ve adları medya fenomeni olarak anılan ünlü kişilerin yaşayışı, davranışı ve sözlerinin popüler olarak üretilmek istenen rolleri benimsetmek ve özdeşim kurmak açısından gençliğe rol model olarak sunulduğu yapılan çeşitli araştırmalarla ortaya konulmaktadır. Bu rollerde dinî ve ahlaki değerleri çoğu zaman alaşağı eden, bireyselliği önceleyen ve hiçbir kural tanımayan unsurlar öne çıkmaktadır.
Diğer bir husus ise Batı’nın adına “cinsiyet eşitliği” dediği, artık cinsiyeti biyolojik bir kabulden çok kültürel bir forma ve hatta cinsel tercihlere kadar indirgemeye çalıştığı tavırdır. Medya ekranlarında erkek ve kadın sanatçıların birbirine benzeyen unisex görünümleri, gençliğin cinsel kimliğini silik bir hale getirmektedir. Özellikle Batılı küresel endüstri, medyada dizi film ve müzik klipleri içinde empoze etmeye çalıştığı LGBT tarzı sapkın cinsel birliktelikleri hızlı akan görüntüler içine ustaca süblime ederek bilinç dışı imgelerle gençlik hafızasına yerleştirmektedir. Böylece bilinçaltı imge yığınlarıyla işgal edilen gençliğin ekranlarda boy gösteren sapkın modellere özenti duymaları sağlanmaktadır.
Son zamanlarda çarşıda, pazarda ucube kıyafetler içinde vücudunu harita gibi saran dövmeler ile boy gösteren, cinsel kimliği flulaşan gençlere sıklıkla rastlanmaktadır. Özellikle kız çocuklarına dayatılan crop1 tarzı bedeni ifşa eden dar, kesik kıyafetler ve abartılı makyajları gençliğe moda olarak sunmak, bu tarz kılık-kıyafete özendirmek cinsel kimliğe yapılan büyük bir saldırıdır. Bilincinin yanında bedeni de bu süslü dünya tarafından esir alınan gençliğin gerçek anlamda tutunacağı ve hayatına anlam katacağı bir değer sistemine itibar edecek ne vakti ne de ilgisi kalmıştır.
Medya, özellikle diziler ve filmler yoluyla “iyi” ve “kötü” rollerini ters yüz eden anlatılar üretmektedir. Mafya dizileri, suç örgütlerini sempatik gösterebilmekte; adaletin temsilcisi gibi sunulan karizmatik karakterlerin yasaları çiğneyerek cezalandırma yetkisini kendinde görmesi meşru hukuk sistemine karşı güveni ve adalet duygusunu zedelemektedir. Mafyatik karakterlere duyulan ilgi ve özentinin son yıllarda kanun dışı çetelerin sayısında artışlara sebep olduğu haber kanallarında işlenmektedir.
Medya genellikle tüketim kültürünün temsiline hizmet etmektedir. Lüks yaşam, pahalı arabalar, yalılar ve şatafatlı yaşam gençleri heveslendirerek onları gerçek hayattan koparmaktadır. İdealize edilen şatafatlı lüks hayata kavuşmak için hızlı ve illegal para kazanma yöntemlerine başvuran gençlerin suç işleme oranı artmaktadır. Son zamanlarda online kumar, bahis, dolandırıcılık, adam kaçırma, gasp, uyuşturucu ticareti ve para karşılığı cinsel birlikteliklerin artışı bu konudaki iddialarımızı kuvvetlendirmektedir.
Konuyla ilgili son bir husus da sosyal medya uygulamalarına olan yüksek ilgi ve bağımlılığın getirmiş olduğu dijital uyuşukluktur.2 Daha önce sahte cenneti uyuşturucuyla gençliğe empoze eden küresel güçler, bugün bu işi medya uygulamalarıyla sürdürmektedir. Son zamanda medya araçlarında hızlı akan görselliklerle heyecan uyandıran arzuları kışkırtan ve salt hazlara teslim olan gençlik adeta dijital cennet diyebileceğimiz sosyal medya uygulamalarına sıkı sıkıya bağlanmış bulunmaktadır. Her anını, her halini story, tiktok veya reels gibi anlık akışlara bırakan insanlar ekranda görünmediği anları yaşanmamış görecek kadar garip bir yanılgı içine düşmektedirler. Nesli uyuşturan ve gerçek hayattan kaçmasını kolaylaştıran, sahte cennet sunan bu teknolojilerden kurtulmak artık imkânsız gibi görünmektedir. Hızlı akan görüntüler içeresinde bilinçleri uyuşan, sabırsızlık ve konsantrasyon güçlüğü çeken, asabileşen ve sosyal izolasyonlara itilen gençlerin geleceğe dair bir plan yapması, meslek edinmesi, ev-yuva kurması da gittikçe güçleşmektedir.
Neticede medya, gençliğin her anını ekranlara taşıyarak gerçekçi ilişkileri bitirmektedir. Ayrıca enerjilerini ticarileştirip onları marka bağımlısı yaparak küresel pazarın müşterisi kılmaktadır. Gençler dinî, kültürel ve ahlaki köklerinden kopartılarak haz ve hız merkezli bireylere dönüştürülmekte, kimlik çözülmesi yanında anlam, değer ve amacı yok eden nihilist3 bir yaşam özendirilmektedir.
Nihayetinde, ekranlara hâkim olan Batılı seküler kültür tarafından insanların zihinleri gibi bedenleri de teslim alınmış görünmektedir. Ekran hâkimiyetinin özel-genel tüm alanlarda boy göstermesi aile mahremiyetini bitirdiği gibi aile fertleri arasında olması gereken ilişki biçimlerini de hızla yozlaştırmaktadır. Anne-baba-çocuk ilişkisi hiç olmadığı kadar sorunlu hâle gelmektedir. Artık aile içinde bile yüz yüze iletişim kurmak hiç olmadığı kadar azalmış durumdadır. Kuşak çatışmaları sadece ebeveyn ile çocuk arasında değil artık kardeşler arasında bile yaşanır olmuştur. Bu çatışmaları ne yazık ki duygusal kopuşlar takip etmektedir. Bu şekliyle toplum ve aile kontrolünden çıkan yeni nesil için söylenecek çok şey olsa da yapılabilecekler maalesef çok sınırlı kalmaktadır. Böylelikle toplumun en küçük birimi olan ailenin çözülmesi, sosyolojik anlamda toplumsal dağılmanın en büyük göstergesidir.
Bugün geldiğimiz noktada, Batı’nın hazza ve gösteriye dayalı kültürü, her geçen gün daha fazla taraftar kazanmakta, geleneksel değerleri kendine benzeterek dönüştürmektedir. Batı medeniyetinin tüketime ve gösterişe dayalı haz medeniyeti köksüz olsa da taraftarlarını her gün daha çok etkisi altına alarak önüne çıkan tüm değerleri kendi potasında eriterek dönüştürmektedir. Dev adımlar ile üzerimize gelen bu tehlikeye karşı bilinçlenme yanında yapılabilecekleri masaya dökerek tüm kesimlerle etkin bir iş birliğine ihtiyaç vardır. Bu küresel etkiye karşı koymak, sadece eleştiriyle değil, aynı zamanda ahlaki içerik ve değer temelli alternatif medya üretimleriyle mümkün olacaktır.
Nihayetinde; gençliğin medya aracılığıyla yönlendirilmesi, sosyolojik anlamda sadece bir “kültürel saldırı” değil, aynı zamanda bir “kimlik inşası” savaşıdır. Artık çağımızın savaş konseptleri medyanın yaygınlık kazanmasıyla boyut değiştirdi. Fiziksel işgal yerini zihinsel ve psikolojik işgale bıraktı. Milyonlarca bot hesap4 üzerinden algılarımız manipüle edilmektedir. Özellikle yeni neslin hedef alındığı bu manipülasyonlarda ekran fenomenleri üzerinden Batılı seküler kültür rahatlıkla empoze edilmektedir. Gerçeklik algısı da ekranların hızlı akan ışıltılı dünyası arasında kaybolup gitmektedir.
Gördüğümüz veya duyduğumuz şeylerin doğruluğuna karar veremeyecek bir içerik bombardımanı altındayız. Bu yeni işgal modeline karşı etkili bir mücadele için kolektif bir eylem birliğine ihtiyacımız var. Konuyla ilgili devlet kurumları önderliğinde sivil toplumu da kapsayacak planlı eğitimlerin, eleştirel medya okuryazarlığı yanında kendi dinî ve kültürel değerimizi merkeze alan inşa süreçlerinin vakit kaybetmeden ana gündemlerimizde yer edinmesini sağlamak hayati bir önem arz etmektedir.
1- Crop: Genellikle göğüs çizgisinin altında olan kısa gömlek, body, büstiyer veya tişört tarzı kısa bir üst giyimdir.
2- Dijital uyuşukluk: Denge kaybı, gerginlik, terleme, sersemlik, baş dönmesi, bitkinlik, konsantrasyon güçlüğü.
3- Nihilizm: Kelime anlamı hiççiliktir. Nihilistler, ahlak, erdem, sorumluluk gibi tüm toplumsal değerleri reddederler. Onlara göre insanın var olması tamamen tesadüfidir ve herhangi bir dayanağı yoktur. (TDK)
4- Bot Hesap: İngilizce robot kelimesinin kısaltması olan “bot”, gerçek bir sosyal medya hesabı gibi davranan ama bir algoritma tarafından yürütülen sosyal medya hesaplarını ifade ediyor.

