Avusturya’nın Başörtüsü Yasağı: Müslümanların Cezalandırılmasında İlk Adım
Haksöz Dergisi Sayı: 415 Ekim 2025

Avusturya Halk Partisi (ÖVP), Sosyal Demokratlar (SPÖ) ve NEOS'un koalisyonuyla yeni kurulan Avusturya hükümeti, Şubat 2026'dan itibaren hem devlet okullarında hem de özel okullarda 14 yaşın altındaki kızlar için başörtüsü yasağı getirmeyi kabul etti.

Bu, Avusturya'nın ilk denemesi değil; 2019 yılında ÖVP-FPÖ (Avusturya Özgürlük Partisi) tarafından alınan benzer bir önlem, din özgürlüğü ve eşitliği ihlal ettiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Bununla birlikte hükümet, aşırılıkla mücadele söylemiyle örtülü, daha geniş kapsamlı bir öneriyle geri döndü.

Entegrasyon Bakanı Claudia Plakolm, başörtüsünü “radikal İslam” ile bağlantılı “aşırılık eğilimlerinin bir ifadesi” olarak nitelendirdi ve bu sonbaharda bir yasa tasarısı hazırlanmasını beklediğini belirterek güvenilir veriler olmadan 12 bin kız çocuğunun bu yasadan etkilenebileceğini iddia etti.

Başörtüsü yasağının sürdürülemezliği, onu sembolik hale getirebilir, Avusturya'nın bütçe krizinden dikkatleri başka yöne çekebilir veya aşırı sağcı seçmenlere bir jest olabilir. Zafer kazanan FPÖ ise kenardan izliyor. Ancak gerçekte, tartışma tek başına kasıtlı bir kontrol aracı, Avusturya'nın “siyasi İslam'la mücadelesi”nde hesaplı bir hamle.

Bu başörtüsü yasağı sadece yasa, politika veya genç kızları korumakla ilgili değil; Müslümanları genel olarak denetlemek, disipline etmek ve suçlu ilan etmek için tasarlanmış devlet öncülüğünde bir projenin parçası.

Luksor Operasyonu

Hicap yasağı tek başına değerlendirilemez. Bu, Avusturya'nın sözde siyasi İslam'a karşı sürdürdüğü kampanyanın en son hamlesidir ve bu kampanya 2020 yılında Luksor Operasyonu ile acımasızca görünür hale gelmiştir. Ağır silahlı polisler, uydurma terör suçlamalarıyla 70’ten fazla Müslümanın evine ve kurumuna baskın düzenlemiştir. Hiçbir tutuklama yapılmadı, hiçbir mahkûmiyet kararı verilmedi, ancak baskınlar kalıcı hasarlar bıraktı. Bu, hukuki bir durum değildi; bu bir güç gösterisiydi.

O dönemin İçişleri Bakanı Karl Nehammer'in basın toplantıları ve sahnelenen fotoğraf çekimleri açık bir uyarı niteliğindeydi: Bundan böyle Avusturya'daki Müslümanlar kalıcı bir güvenlik tehdidi olarak görülecek, hayatları gözetim ve kontrole tâbi tutulacaktı.

Bu ideolojiden bütün bir altyapı ortaya çıktı: Devlet tarafından finanse edilen Siyasi İslam Dokümantasyon Merkezi, Müslüman kurumları kamuya açık bir şekilde listeleyen kötü şöhretli “İslam Haritası”, Müslümanları güvenlik tehdidi olarak gösteren uluslararası bir konferans olan Viyana Forumu ve genişletilmiş şiddet içeren aşırılıkla mücadele (CVE) ve terörle mücadele aygıtı. Aşırı sağın gündem maddesi olarak başlayan bu konu, ana akıma taşındı ve hem merkezci hem de liberal partiler tarafından benimsendi.

Bu gündemin özünde, Avusturya'da Müslümanların ve İslam'ın sosyal, kültürel ve siyasi alanda yarattığı etkiyi ortadan kaldırmaya yönelik uzun vadeli bir proje yatmaktadır.

Daha açık bir şekilde zorlayıcı ve vahşi olan Fransız modelinden farklı olarak, Avusturya “hamster çarkı” yaklaşımını benimsemiştir: Baskılar, idari taciz, kısıtlayıcı yasalar ve bitmek bilmeyen hukuki mücadeleler, toplulukları yavaş yavaş yıpratmaktadır, zira Avusturya devleti, acil ve geniş çaplı bir baskı uygulayabilecek yasal ve yürütme yetkilerine sahip değildir.

Amaç, Müslümanları tamamen ortadan kaldırmak değil, İslam'ı ifade etme hakkını sürekli olarak aşındırmak, Müslümanları oto-sansüre zorlamak, geri çekilmeye veya devletin beklentilerine uymaya zorlamaktır.

Bu baskıyı özellikle sinsi kılan şey görünmezliğidir: Bir caminin Filistin dayanışma etkinliğine ev sahipliği yapmasının alenen yasaklanması görünür bir durumdur; korkudan dolayı sessizce iptal eden bir başkası ise geride hiçbir iz bırakmaz. Fakat sonuç aynıdır: sessizlik.

Bu sessiz baskı ortamı, otoriter yasa ve politikaların getirilmesinin önünü açarken, yorgun bir topluluk anlamlı, organize ve kolektif bir direniş oluşturmak için mücadele etmek zorunda kalır.

Müslümanları Kontrol Etmek

Hicap yasağının anayasa incelemesinden geçip geçmeyeceği neredeyse önemsizdir. Tartışmayı yeniden gündeme getirerek hükümet siyasi bir zafer elde eder: Müslümanların dinî uygulamalarını doğası gereği şüpheli olarak gösterir, kamuoyunun algısını yeniden şekillendirir ve İslam'ın Avusturya'nın sosyal veya siyasi yapısında yeri olmadığını işaret eder.

Aslında, tartışma tek başına toplumu disipline etmeye, Müslümanları savunma pozisyonuna zorlamaya ve devletin belirlediği normlara uymaya zorlamaya hizmet eder.

Genç kızları hedef almak tesadüf değildir. 14 yaşın altındaki kızların başörtüsü takmaya “bağımsız” olarak karar veremeyecekleri iddiası, ailelerin, imamların veya toplum üyelerinin onları zorladığı gibi bir safsata üzerine dayanmaktadır. Bu anlatı, kızların iradesini ortadan kaldırır, bedenlerini devlet iktidarının arenasına dönüştürür ve tüm Müslüman toplulukları şüphe altına sokar. Görünüşte giyim üzerine bir tartışma gibi görünen bu durum, aslında Müslüman aileleri ve sosyal ağları düzenlemek ve suçlu ilan etmek için bir bahane.

Hükümetin bildirdiği “eşlik eden önlemler” bu niyeti açıkça ortaya koymaktadır. Zorunlu öğretmen raporlaması, “ahlaki koruyucu” olarak hareket etmekle suçlanan gençlerin gözetimi, ebeveynlerin sorumluluğu ve okulların ve sosyal hizmetlerin seferber edilmesi, tümü uyumu sağlamak için hizmet etmektedir.

Genç kızları hedef alan CVE programları, “kendi kaderini tayin eden yaşamları” teşvik etmek olarak sunulmaktadır. Ancak gerçekte cezai önlemler söz konusudur: Birkaç yüz avrodan 1000 avronun üzerine çıkan para cezaları ve hatta ebeveynler için iki haftalık hapis cezası tehdidi, zaten bir zorlama mekanizmasının varlığını ortaya koymaktadır.

Hicap yasağı çocukları korumakla ilgili değildir; bu, Müslümanların en mahrem ve daha geniş yönleriyle yaşamlarını düzenlemek ve cezalandırmak için bir araç olarak kullanılan, cinsiyete dayalı bir CVE politikasıdır ve izole bir önlem olarak değil, Avusturya'da İslam ve Müslümanları gözetlemek ve kontrol etmek için tasarlanmış, devletin öncülüğündeki İslamofobik ekosistemin bir parçası olarak anlaşılmalıdır.

Hicap yasağını sembolik, geçici veya “ucuz siyaset” olarak görmezden gelmek, onun etkisini küçümsemek demektir. Tehlikesi, devletin daha geniş niyetleri hakkında ortaya koyduklarıdır.

Bu, Avusturya'nın CVE çerçevesinin Müslümanların günlük yaşamına pratik bir şekilde genişletilmesidir. Devlet, “siyasi İslam” ile mücadele bahanesiyle sıradan dinî uygulamaları suç sayarak inanç, şiddet ve güvenlik arasındaki sınırları bulanıklaştırmakta ve rutin ibadet eylemlerini algılanan tehditlere dönüştürmektedir.

Sonuç olarak CVE mantığı sosyal dokuya sızarak gözetim ve kontrolü kurumsallaştırmakta ve Müslümanların yaşamını düzenlenmiş ve cezalandırılabilir bir alan haline getirmektedir. Bunu fark etmek çok önemlidir: Kıyafetler konusundaki tartışmanın temel hakları zedelemesini önlemek için aktif bir uyanıklık ve kamu denetimi gereklidir.

------------

* Nehal Abdalla, CAGE International'da siyaset bilimci ve araştırmacı olarak çalışmakta ve CAGE Avusturya'yı koordine etmektedir. Devletin öncülüğündeki İslamofobi ve terörle mücadelenin Müslüman topluluklar üzerindeki etkisine odaklanmaktadır.

The New Arab / 17 Eylül 2025 / Çeviren: Barış Hoyraz

Nehal Abdalla Arşivi