Aksa Tufanı: İmanın ve İzzetin Bedeli
Haksöz Dergisi Sayı: 402/403 - Eylül/Ekim 2024

Yaklaşık bir yıl önce, 7 Ekim 2023 sabahı işgal altındaki Filistin topraklarından gelen sarsıcı görüntülerle güne başlamıştık. Hamas’ın Aksa Tufanı adını verdiği askerî harekât on yıllardır ezilen, horlanan, hakları gasp edilen Filistin halkının çığlığı olmuştu adeta. Siyonist çete ve küresel güçler eliyle tasfiye edilmeye çalışılan, bölge ülkeleri tarafından da unutulmaya terk edilen, el birliğiyle tarih mezarlığına defnedilmek istenen Filistin davasının unutturulmasının imkânsız olduğunu mücahidler Aksa Tufanı’yla tüm dünyaya güçlü bir şekilde haykırdılar.

Siyonist çete beklendiği gibi karşılık verdi. Yaktı, yıktı, her türlü zulmü işledi, insani değerler adına ne varsa imha etti. Tüm yeryüzü küresel dünya düzeninin hukuksuzluğunun, adaletsizliğinin, barbarlığının en net biçimde ortaya çıktığı bir soykırım sürecine şahitlik etti. Bu süreç dünyanın bir ‘İsrail sorunu’ olduğunu ve bu kanser tümörü temizlenmeden haktan, hukuktan, barıştan, adaletten bahsetmenin anlamsızlığını tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. İnanılmaz bir vahşete maruz kalan, çok ağır bir bedel ödeyen Filistin halkı Aksa Tufanı ile nasıl bir dünyada yaşadığımız gerçeğini bir kere daha herkese gösterdi. Gazze şehit olurken, yeryüzünü canlandırdı, insanlık vicdanını harekete geçirdi.

Karşı karşıya olduğumuz vahşet tablosuna rağmen asla ümitsiz değiliz. Olmadık, olmayacağız inşallah. Allah için bedel ödeme kararlılığına sahip kardeşlerimizin direnci bize güç veriyor, umut aşılıyor. Zalimlerin yılgınlığı yaygınlaştırma çabalarına karşın sabrın, direnişin, takvanın belirleyiciliğine şahitlik ediyor ve İslami direnişle iftihar ediyoruz. Önderimiz, rehberimiz Resulullah’ın (s) savaşta da zaferde de buyurduğu şekilde “Asıl hayat ahiret hayatıdır!” düsturuyla hareket edenlerin asla yenilmeyeceğini, zillete düşmeyeceğini biliyoruz.

Tam bu noktada hepimiz “Yaşadığımız bu süreci gerektiği gibi algılayıp değerlendirebildik mi?” sorusunu kendimize sormamız gerekir. Katliam, soykırım, vahşet manzaraları karşısında sarsılmamanın zorluğunu kabul etmekle birlikte işgalin, tuğyanın, şirkin yaygın olduğu bir ortamda asude bir hayat özlemi içinde olmanın abesle iştigal olduğunun da altını çiziyoruz. Zulmün olduğu yerde mücadele farz, mücadelenin olduğu yerde bedel ödemek kaçınılmazdır. Bu yüzden mücadelenin devamı için ödenen bedeller asla kayıp olarak görülemez. Bilakis Allah Teâlâ’ya adanmışlığın tezahürü olan bu ağır bedeller ümmetin izzet ve felahına vesile teşkil edecektir, Allah’ın izniyle.

Eğer samimiyetle, bilerek, inanarak hayatın iman ve cihad olduğunu söylüyorsak bir yıldır yaşadığımız Gazze hadisesine gelip geçici bir hal, arızi bir durum olarak bakmaktan vazgeçmeliyiz. Hayır, işgalin, küfrün ve tuğyanın egemen olduğu bir ortamda bu yaşanılanlar olağandışı hadiseler olarak görülemez. Zalimlerden ancak zulüm beklenir, iman edenlere ise direniş yakışır. Rabbimize sonsuz kereler hamd olsun ki Allah’ın sözünü yüceltmek için her şeylerini feda edip direnen, ümmetin izzetini temsil eden kardeşlerimiz var. Rabbimiz bizleri de sadece sözleriyle, infaklarıyla, dualarıyla zalimler güruhunun karşısında saf tutanlardan değil, elleriyle de zulmü bertaraf edenlerden eylesin!

haksoz-402-403

Haksöz Arşivi