İsrail, Batı Şeria Direnişini Püskürtemez
Haksöz Dergisi Sayı: 402/403

İsrail’in Batı Şeria’daki büyük çaplı, ölümcül askerî harekâtı 30 Ağustos itibariyle üçüncü gününe girdi ve bu saldırı, ikinci intifadanın ardından yaşanan en büyük askerî operasyon olarak değerlendiriliyor.

İsrail güçleri şehirleri ve mülteci kamplarını kuşatarak altyapıya, yollara, su şebekelerine ve elektriğe büyük çaplı zararlar verdi.

Saldırı Cenin, Tulkarim ve Tubas vilayetlerinde gerçekleştirildi. İşgalci güçler, -saldırının üçüncü gününde- 5’i çocuk olmak üzere 20 Filistinliyi katletti.

İsrail, yurtiçi genel güvenlik servisi Şin Bet yönetimindeki istihbarat askerleri, keskin nişancılar, sınır polisi ve sivil kıyafetli polis ile birlikte askerî araçlar, dozerler, insansız hava araçları ve helikopterlerle kasaba ve mülteci kamplarına baskın düzenledi.

Hedef alınan bölgeler arasında Cenin mülteci kampı, Tulkarim'in doğusundaki Nur Şems mülteci kampı ve Ürdün Vadisi eteklerindeki el-Faraa mülteci kampı bulunuyor.

İsrail güçleri 30 Ağustos Cuma günü Tulkarim'den çekildi ancak Cenin ve mülteci kamplarına yönelik saldırılarını artırdı. Su ve elektrik bu bölgelerde hâlâ kesik durumda. İsrail güçleri ayrıca kampın merkez hastanesini kuşatarak sağlık görevlilerine ve gazetecilere ateş açtı, sivilleri katletti.

İsrail güçleri, Cenin bölgesinde Hamas komutanlarından biri olan Wisam Hazım'ı hedef alarak suikast düzenledi. Ayrıca hava saldırısı düzenleyerek Myassara el-Maşarka ve Arafat el-Emir adlı iki savaşçıyı daha katletti ve üç naaşa da el koydu.

İsrail birlikleri, Cenin'de 82 yaşındaki Tevfik Ahmed Kandil'i vurarak öldürdü, ardından ona yardım etmek için gelen ambulansa ateş açtı.

Ev ve Hastanelere Baskın

Filistinli insan hakları grupları 28 Ağustos Çarşamba günü “Cenin’de ve mülteci kampında hareket tamamen durdu; durmaksızın gözetleme uçakları dolaşıyor.” diye bildirirken DCIP (Uluslararası Çocuk Savunma Örgütü - Filistin) İsrail güçlerinin evlere baskın düzenlediğini, ev sakinlerini sorguladığını ve binaların çatılarına keskin nişancılar konuşlandırdığını rapor etti.

DCIP, “İsrail güçleri, Cenin’deki birkaç hastaneyi kuşatarak ambulansların ve sağlık görevlilerinin müdahalelerini engelledi.” dedi. İnsan hakları grupları, İsrail güçlerinin yaralı, ölü veya hasta Filistinlileri taşıyan ambulansları da durdurup aradığını belirtti.

Cenin’deki en büyük hastane olan devlet hastanesinin müdürü Dr. Wisam Bakir, İsrail güçlerinin buraya baskın düzenleme tehdidinde bulunduğunu söyledi. Hastanenin su kaynağı 29 Ağustos Perşembe günü tükendi.

İsrail güçleri, Cenin’deki Kızılay ambulansına ateş açarak bir doktoru ve iki sağlık görevlisini yaraladı. Askerler ayrıca saldırıyı kayıt altına alan gazetecilere de mermiyle ateş açtı.

Çocuklara Hava Saldırıları ve Direniş

DCIP’in raporuna göre 28 Ağustos gecesi İsrail insansız hava aracı tarafından atılan roket, 13 yaşındaki Murad Mesud Naaca ve 17 yaşındaki kardeşi Muhammed Mesud’u bedenlerini parçalamak suretiyle katletti. Çocuklar, evlerinin çatısında büyük kardeşleriyle birlikteydiler ve büyük kardeş de ağır yaralandı. Babaları ise hafif yaralandı.

İsrail güçleri, çocukların cesetlerinin alınmasını engelledi; cesetler sabaha kadar çatıda kaldı.

DCIP’in hesap verebilirlik programı yöneticisi Ayed Ebu Ektayş, “İsrail güçleri, yoğun yerleşim alanlarında hava saldırıları düzenleyerek Filistinli çocukların hayatlarına karşı gösterdikleri saygısızlığı sürdürüyor.” dedi. O haftanın başında, İsrail iki ayrı saldırıda üç Filistinli çocuğu katletti.

DCIP raporunda 15 yaşındaki Adnan Aysar Cabir ve 13 yaşındaki Muhammed Ahmed Elyan’ın, 26 Ağustos akşamı Nur Şems mülteci kampında “aranan bir grup erkeğin yakınında” durdukları gerekçesiyle İsrail insansız hava aracı tarafından atılan roketle vuruldukları belirtiliyor.

Bir gün önce, İsrail güçleri, Salfit’in kuzeyindeki Marda köyü girişinde 17 yaşındaki Musab Hassan Mukaskas’ı vurarak katletti. Mukaskas, bir Filistinli ile araçta birlikteydiler, İsrail güçleri araca ateş açtı. Mukaskas’ın cesedi İsrailli yetkililerce alıkonuldu.

İsrail güçleri, 7 Ekim’den bu yana Batı Şeria’da düzenli olarak hava saldırıları düzenliyor. İsrail, Batı Şeria’da bu tür saldırılara yirmi yıl önceki ikinci intifadadan bu yana pek nadiren başvuruyordu.

BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi OCHA'ya göre, Ekim’den Ağustos sonuna kadar Batı Şeria’da yapılan yaklaşık 50 hava saldırısında 130’dan fazla Filistinli öldürüldü ve 40’tan fazla kişi yaralandı. Bu ölümlerin neredeyse tamamı, devam eden İsrail saldırısının gerçekleştiği Batı Şeria’nın kuzey vilayetlerinde yaşandı.

OCHA’nın verilerine göre 2020 ile Ekim 2023 arasında hava saldırılarında 6 Filistinli öldürüldü; bunların tamamı 2023 yılında gerçekleşti.

İsrail, Batı Şeria’da dronlar kullanarak 13 Filistinli çocuğu, ABD yapımı Apache helikopterleriyle 4 çocuğu ve savaş uçağıyla bir çocuğu katletti.

Direniş Liderlerinin Öldürülmesi

İsrail hava saldırıları, Batı Şeria'daki silahlı direnişi de vurdu.

The Electronic Intifada'dan editör Jon Elmer, “Hava saldırılarının yeniden başlaması önemli çünkü kara operasyonları, lider ve direnişçilere kara operasyonlarına karşılık verme, savunma ve pozisyon alma fırsatı verir. Bu da direnişçilere savunma yeteneği kazandırır.” dedi.

Elmer, “Hava saldırıları gökten düşen yıldırımlar gibidir. Onlara karşı savunma yapmanın hiçbir yolu yok.” diye ekledi.

Devam eden saldırılar sırasında, İsrail güçleri, İslami Cihad hareketinin askerî kanadıyla bağlantılı Tulkarim Tugayı lideri Muhammed Caber gibi birkaç direnişçiye suikast düzenledi. Ebu Şuca’a olarak bilinen Caber, İsrail’in onu öldürdüğünü iddia ettiği bir saldırının ardından Nisan ayında Nur Şems mülteci kampında yas tutanlar arasında görüntülendiğinde bir efsane haline gelmişti.

Sosyal medyada yayımlanan fotoğraflarda, silahlı Caber’in Filistinli kalabalığın omuzlarında taşındığı görülüyor.

İsrail’in Batı Şeria’daki direniş liderlerini hedef alarak katletmesi, bölgedeki askerî organizasyonlar için bir gerileme olsa da yeni liderler sürekli olarak ortaya çıkıyor.

Jon Elmer, şu ifadeleri kullandı: “Liderleri öldürdüğünüzde, hareket içindeki en güçlü insanı hedef almış ve onları hareketten çıkarmış oluyorsunuz.” İsrailliler bunu yerel liderleri hapsederek ve suikast düzenleyerek gerçekleştiriyor.

“Elbette bunun bir etkisi oluyor.” diyen Elmer, bu durumun, organizasyonların seyrini değiştirmediğini de belirtti. Elmer, İsrail’in ikinci intifada sırasında karşılaştığı direnişçi grupların, bugün de karşılaştığı gruplar olduğunu vurguladı.

Gazze Taktikleri

Filistinliler arasında, İsrail'in Gazze'deki kitlesel katliam, su kaynaklarını tahrip etme ve yerli halkı zorla yerinden etmeye yönelik operasyonlarını Batı Şeria'ya da genişletmek istediğine dair artan bir korku var.

Filistinli insan hakları grupları, İsrail’in Gazze’deki soykırım operasyonlarında kullandığı taktikleri bu bölgede tekrarladığını belirterek bu konuya dikkat çekiyor.

İsrail’in Batı Şeria’daki hastaneleri ve sağlık tesislerini hedef alması bu durumun bir göstergesi. Hava saldırılarındaki artış da yine bu görüşü destekler niteilkte.

İsrail, Gazze’nin sağlık tesislerinin neredeyse tamamen yok edilmesini durdurmak için uluslararası müdahale eksikliğini, Batı Şeria’da şiddeti artırmak için açıklık olarak görebilir.

Son günlerde, İsrail Dışişleri Bakanı İsrael Katz açıkça Batı Şeria’da Gazze tarzı taktiklerin kullanılması çağrısında bulundu.

Katz, X’te (eski adıyla Twitter) şunları yazdı: “Bu tehdidi, Gazze'deki terör altyapılarına karşı gösterdiğimiz kararlılıkla ele almalıyız. Filistinli sakinlerin geçici olarak tahliyesi ve her türlü gerekli olan önlem de buna dâhil.”

Yerleşimci liderler bu çağrı üzerinde duruyor.

İşgal altındaki Batı Şeria'da Yahudilere ait yerleşim birimi ve karakolu yöneten bölgesel konsey başkanı Yisrael Gantz, işgal altındaki Batı Şeria'da 7 Ekim'deki olayların tekrarı uyarısında bulundu. Mevcut durum yerleşimcilerin Filistinlileri etnik olarak temizleme konusundaki uzun süreli hedefleri için bir bahane olarak kullanılıyor.

Gantz, Gazze’deki Nuseyrat mülteci kampında yaptıkları şeyi Nur Şems’te yapmazlarsa “Tanrı korusun, Bat Hefer’de yaptıkları şeyi Be’eri’de yapacaklar!” dedi ve 7 Ekim’de kan dökülen Gazze’ye yakın kibbutzlardan birine atıfta bulundu.

İsrail’in saldırısı, son haftalarda işgal güçlerinin desteğiyle, Yahudi yerleşimcilerin Filistin köylerine yönelik saldırılarındaki artışla birlikte gerçekleşiyor; bu saldırılarda Filistinli toprak sakinleri katlediliyor ve mülkleri yok ediliyor.

Öldürme Artışı

İsrail işgal güçleri ve yerleşimciler, 7 Ekim’den bu yana Batı Şeria’da yaklaşık 640 Filistinliyi öldürdü ve binlerce kişiyi yaraladı; bu artış, Gazze'deki soykırımın büyük ölçeğinden dolayı gölgede kaldı.

Ölenlerin 150'den fazlası çocuk.

BM İnsan Hakları Sözcüsü Ravina Shamdasani “Bu, BM’nin Batı Şeria’daki ölümleri ilk kez kaydetmeye başladığı yirmi yıl öncesinden bu yana sekiz aylık bir süre içinde görülen en yüksek ölüm sayısıdır.” dedi.

İsrail yerleşimcileri en az 11 Filistinliyi öldürdü, diğer 7 kişi ise ya ordu ya da yerleşimciler tarafından öldürüldü.

Yerleşim Alanlarının Genişlemesi Yön Verici Faktör

Filistinli insan hakları grupları, yaptıkları açıklamada “İsrail’in kuzey Batı Şeria vilayetlerine yönelik askerî saldırısı, Filistinlileri kalıcı olarak uzaklaştırma ve yerine İsrail kolonist yerleşimlerini (yeniden) kurma niyetleri ışığında değerlendirilmelidir.” dedi.

Yerleşim alanlarının genişlemesi, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve kilit müttefikleri Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ile Milli Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir için öncelikli bir hedef.

Son birkaç ayda, Gazze'ye odaklanılmışken, bu iki İsrail yetkilisi yerleşim genişlemesini agresif bir şekilde teşvik etti.

Bu, mevcut yerleşimlerin genişletilmesi ve “karakollar” olarak adlandırılan yeni kolonilerin hukuki olmayan bir biçimde kurulumunu içeriyor; bu karakollar, yerleşimciler tarafından kurulan yeni koloniler.

Batı Şeria ya da İsrail’in yasa dışı işgaline tarihsel ve dinî meşruiyet kazandırmak için yeniden adlandırmaya çalıştığı “Yudea ve Samarya”, Siyonist yerleşimci-kolonist projesinin merkezinde bulunmakta.

1948’de, Siyonist güçler Filistin’in yüzde 78'ini alarak İsrail devletini kurdular. Filistin’in yüzde 20’si olan Batı Şeria, Ürdün kontrolünde kaldı, yaklaşık yüzde 2’lik bir alanı oluşturan Gazze ise Mısır kontrolünde kaldı.

Haziran 1967’de, İsrail Mısır’a sürpriz bir saldırı başlattı ve Batı Şeria, Gazze, Mısır’ın Sina Yarımadası ve Suriye’nin Golan Tepeleri’ni işgal etti. O zamandan beri, İsrail sadece Sina’dan geri çekildi. İsrail, işgal sonrasında bu toprakları kolonileştirmeye başladı.

Batı Şeria’da, Doğu Kudüs dâhil, 1993’te Oslo anlaşmalarının imzalanmasından bu yana, sadece Yahudilere ait yerleşimlerin sayısı neredeyse üç katına çıktı. Temmuz ayında, İsrail Oslo anlaşmalarından bu yana en büyük devlet toprak gaspını sessizce duyurdu.

Şu anda, işgal altındaki Batı Şeria’da 700 bin Yahudi yerleşimci bulunuyor. Bu kişilerin tümü uluslararası hukuka göre yasa dışı olarak oradalar.

İsrail, 2005’te Gazze'deki yerleşimcileri geri çekti; çünkü varlıkları şiddetli direniş nedeniyle sürdürülemez hale gelmişti. Ancak İsrailli yetkililer şimdi orada yeniden koloniler kurmaktan bahsediyorlar.

Toprak gasbının ana odağı her zaman Batı Şeria olmuştur.

Batı Şeria’daki yerleşim genişlemesi, etnik temizlik ve yerleşimci şiddeti, her zaman Filistin tarihinde silahlı direnişin tetikleyicisi olmuştur.

Mayıs 2021’deki Gazze savaşı, Hamas’ın silahlı kanadı Kassam Tugaylarının, Kudüs’teki Mescid-i Aksa üzerindeki İsrail ihlalleri ve Doğu Kudüs’teki Şeyh Cerrah mahallesinde etnik temizlik planlarına dair İsrail’e yaptığı uyarı ile başlamıştı.

İnsan Hakları Grupları

Birleşmiş Milletler Sözcüsü, Genel Sekreter António Guterres’in, İsrail’in askerî saldırısının “derhal durdurulması” çağrısında bulunduğunu bildirdi. Sözcü, “Sadece işgalin sona ermesi ve iki devletli çözümü sağlayacak anlamlı bir siyasi sürece geri dönüş, şiddeti sonlandırabilir.” diye ekledi.

İki devletli çözüm çağrıları, siyasi olarak işleri ertelerken, İsrail’in Filistinlileri etnik olarak yok etmesi ve topraklarını çalması, yani sahada faaliyetlerine devam edebilmesi için bir taktik olarak görülüyor. Bu tür çağrılar, uluslararası eylemlerle desteklenmeden yapılmakta ve bu durumun Filistinliler arasında azalan desteğine rağmen bu “çözümler”in gerçekleştirilmesi için hiçbir adım atılmamaktadır

The Electronic Intifada’dan Elmer, kaç kişiyi öldürürlerse öldürsünler, kaç kişiyi tutuklarlarsa tutsunlar, direnişin nihayetinde yeniden doğacağını belirtti ve şunu ekledi:

“İsrail’in 11 aydır süren ve açık bir şekilde artış gösteren katliamı, tutuklamaları ve mülteci kamplarındaki baskınlarına rağmen, Batı Şeria’daki direniş bugün 7 Ekim’de olduğundan daha güçlü.”

The Electronic Intifada / 31 Ağustos 2024 / Çeviren: Sevranur Ayar

Tamara Nassar Arşivi