İsrail’e Meydan Okuyan Berber
Haksöz Dergisi Sayı: 402/403

Batı Şeria’da yükselen direniş hattı, işgalciyi zorlamaya devam ediyor. Son olarak 29 Ağustos 2024 günü İslami Cihad hareketinin askerî kanadı olan Kudüs Tugaylarına bağlı Tulkarm Taburu komutanı Muhammed Cabir (Ebu Şuca’a / Cesurların Babası) işgalcilerle girdiği çatışma sonrası 4 direnişçi ile birlikte şehit oldu. Henüz 26 yaşında olan komutan Ebu Şuca’a, işgalci İsrail tarafından en çok aranan isimlerin başında yer alıyordu. Defalarca suikast girişimlerinden kurtulan Ebu Şuca’a, ne yazık ki son saldırıda hayatını kaybetti.

Ebu Şuca’a’nın peşinde olan sadece işgalci İsrail değildi. Aynı zamanda Batı Şeria’daki Filistin yönetimi de onu arıyordu. 26 Temmuz 2024’te, bomba hazırlığı yaparken yaralanan Muhammed Cabir, yıllardır pek çok mücahide şifa kaynağı olan, işgalciler tarafından defalarca basılıp ambulanslarına saldırılan meşhur Thabet Thabet Devlet Hastanesine kaldırılmış ve akabinde Filistin polisi onu gözaltına almak için hastaneyi kuşatmıştı. Bölge halkı akın akın hastane çevresine gelerek Cabir’e sahip çıkmış ve Abbas yönetimine teslim etmemişti.

Muhammed Cabir, Filistin direnişinin öne çıkardığı karizmatik lider tipine girmeyen bir isimdi. Fiziki olarak zayıf bir sima idi. Karizmatik bir yüzü yoktu, fotojenik değildi. Hitabetinin de etkileyici olduğunu kimse söyleyemezdi. Avurtları iyice çökmüş yüzüyle, hızlı konuşması ve sigarayı içiş biçimiyle mahallenin bıçkın delikanlılarını andırıyordu. Mesleği de öğretmen, imam, doktor, mühendis değildi. O bir berberdi. Nekbe’yi derinden hisseden, Hayfa’dan sürülüp Nur Şems kampına yerleşen Filistinli bir aileden geliyordu. 1998 doğumlu idi. 17 yaşında iken ilk kez gözaltına alındı ve 5 yıl boyunca İsrail hapishanelerinde tutuklu kaldı. Hapishaneden çıktıktan sonra dükkanındaki eşyaları satıp kendini tamamen cihada adayan Cabir, kısa süre içerisinde adından söz ettirmeye başladı. Hazırladığı bombalı tuzaklar sayesinde işgalci zırhlıları için ciddi bir sorun teşkil etti. İşgalci İsrail, Muhammed Cabir'in birçok saldırıya karışmakla suçlandığını ve bu saldırılardan birinde -geçen haziran ayında- İsrailli bir sivili (Siyonist işgalci) öldürdüğünü belirtti. Sonraki yıllarda farklı zamanlarda Tulkarm’da direniş istemeyen, işbirlikçi tavırlarını değiştirmeyen Mahmud Abbas yönetimi tarafından iki kez daha tutuklandı.

Muhammed Cabir, yüzü açık bir şekilde sokaklarda, caddelerde elinde silahıyla defalarca görüntü verdi. İşgalci İsrail tarafından aranırken verdiği mücadele Mahmud Abbas yönetimini de rahatsız etti. Batı Şeria’nın direniş bölgesi olarak Cenin’in yanında artık Tulkarm da anılıyordu. Batı Şeria’nın farklı şehirlerinde görülen taburlardan biri de Tulkarm’da kuruldu. Bu tugayın kurucuları Seyf Ebu Lebde ve Muhammed Cabir idi. Lebde’nin 2022 baharında şehit olmasından sonra taburun liderliğini devralan Muhammed Cabir, Tulkarm’daki mücadeleyi genişletip büyüttü. Onlarca silahlı mücahid tugaya katıldı ve bunların pek çoğu İslami Cihad ile ilgisi olmayan insanlardı. Cabir’in içinde bulunduğu Nur Şems kampı, açık hedefti artık. Kardeşi Mahmud Cabir 2023’ün sonlarında şehit edildi. Evi tamamen yıkıldı. Kardeşlerinden Uday bir süre tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılmışken diğer kardeşi Ahmed‘in ise tutukluluğu devam ediyordu.

Defalarca suikast teşebbüslerinden kurtuldu Cabir. Son kurtuluşu 2024 yılının Nisan ayında yaşandı. Muhammed Cabir ile işgalciler arasında 55 saati aşan bir çatışma yaşandı. Tulkarm Tugayında pek çok şehit vardı. Nablus direnişinin komutanı İbrahim Nablusi’de de olduğu gibi Muhammed Cabir de hayattayken şehadet haberi servis edildi. Herkes onun öldüğünü zannediyordu. Minarelerden salâlar okundu. Öldüğü bilgisi haber kanallarından servis edilirken, o, arkadaşlarının cenazesine katılmak için silahıyla birlikte alandaydı, tıpkı şehit İbrahim Nablusi gibi. Nur Şems kampında herkes sevinçten tekbir getiriyordu. Ebu Şuca’a omuzlara alınmış, işgalciye meydan okuyordu. Bu olaydan sonra Muhammed Cabir, daha çok konuşulur oldu.

Şehadetinden birkaç hafta evvel The Guardian’a verdiği röportajı izlerken, bu direnişçinin her an ölebilecek bir çember içinde yaşadığını, bunun farkında olarak dik durup bir yandan da mücadeleye devam ettiğini, edecek olduğunu görmek hüzünlendirmişti beni. 26 yaşında defalarca suikast girişimlerinden kurtulmuş bu direnişçi böylesine bir kuşatmanın olduğu bölgede daha ne kadar saklanabilirdi ki? Silah arkadaşlarıyla yaptığı gece devriyesi kameralara yansıyordu. “Direniş nasıl gidiyor?” sorusuna “Sokaklarımızda onların çığlıklarını duyuyor, kanlarını görüyoruz.” demişti. Röportajın en kritik cümlesi şu idi: “Buldozerin gelip evimi başıma yıkmasını bekleyemem. Buldozer bana ulaşmadan önce onu yok etmem gerek.” Bu bilinçle el yapımı bombada kendini geliştiren Cabir, Batı Şeria’da işgalciye en fazla zarar veren adam olarak öne çıktı.

Hemen hemen tamamı kuşatma altında olan, kameralarla, ajanlarla takibat halinde olan Batı Şeria’da direniş liderliği yapmak, kelle koltukta gezmek gibi bir şeydi. Böylesine yakıcı bir görevi alan, etrafında gençleri toplamaya, direnişi harlamaya devam eden Muhammed Cabir’i bulmak için işgalci İsrail, büyük bir operasyon başlattı. Batı Şeria'da II. İntifadadan bu yana en büyük askerî saldırı için düğmeye basıldı. Söz konusu saldırıda Batı Şeria'nın kuzeyindeki üç şehir olan Cenin, Tulkarm ve Tubas'a kuşatma uygulanarak Filistin topraklarının geri kalanıyla bağlantıları kesildi. Alt ve üst yapılar yok edildi. Asfalt yollar kuma çevrildi.

Çatışmalar sürerken Cenin’de direnişçilerin araçlarıyla işgalci aracı yolda karşı karşıya geliyor. Filistinliler araçtan inip düşmana ateş açarken, işgalciler korkularından dışarı çıkamıyorlar. Yardıma gelen hava unsurları mücahidleri vuruyor. Kassam Tugayları komutanı Visam Eymen Hazm şehit düşüyor. Hazm, tam bir direnişçi profiline sahip. Onun gibi nicesi sahada gün be gün direnmeye devam ediyor.

Uçaklarla bazı noktalar bombalandı, kampların elektriği kesildi. Batı Şeria yıllar sonra uçaklarca bombalanıyordu. Baskın üzerine baskın yapıldı. 20 Filistinli şehit edildi. O şehitlerden birisi de tüm cesaretiyle işgalciyle yüzleşmiş, korkup kaçmamış, onu takip eden gençlere rol model olmuş olan Muhammed Cabir idi. Ebu Şuca’a bu sefer gerçekten şehit olmuştu. Kimse inanmak istemese de gerçek buydu. Direniş ruhu bir berberi alıp imrenilecek bir direniş liderine dönüştürebiliyordu.

Kudüs Tugayları, soğukkanlılıkla şu açıklamayı yaptı: “Ağıta ve ağlamaya zamanımız yok. Yemin ederiz intikam alacağız.” Kudüs Tugayları, hızlı bir yanıtla, Batı Şeria'nın kuzeyinde İsrail piyade gücüne yönelik bir patlayıcının infilak ettiğini ve doğrudan yaralanmalara neden olduğunu duyurdu. Eş zamanlı olarak Gush Etzion’daki bir petrol istasyonunda bomba yüklü araç patlatıldı, Carmei Tzur’daki eylemde bir direnişçi aracıyla Siyonistleri eziyordu. Cenin’de Cebriyat mahallesindeki çatışmalarda en az 1 işgalci öldürülmüş 10’dan fazlası da yaralanmıştı. Nablus’ta Neita köyü girişinde direnişçilerin yaktığı lastiklerden göz gözü görmüyordu. 82 yaşındaki Tevfik Kandil, Cenin’de işgalci İsrail tarafından 9 mermiyle şehit ediliyordu. Korkudan dedelerin üzerinde şarjör boşaltan işgalciler, savaşı kazanabilir mi? Asla. Direniş fitili ateşlenince tutana aşk olsun. Batı Şeria’nın hemen her bölgesinden çatışma haberleri ajanslara düşmeye devam ediyor. Öncüler şehit oldukça arkasından onu izleyenler artarak çoğalıyor.

Filistin direnişi liderler, öncüler, dava adamları yetiştirmeye devam ediyor. İslami Cihad, mezhebî taassupları aşarak mücadeleyi ortak bir zeminde sürdürmeye devam ediyor. İşgalci işgale, direniş de mücadeleye devam ediyor. Kassam Tugayları, Batı Şeria’da intikam ve ayaklanma çağrısı yapıyor. Tek fark, 7 Ekim 2023’ten sonra İsrail’in göründüğü kadar güçlü olmadığının herkes tarafından fark edilmesi oldu. Bu algı da Filistin’de hiçbir yerin, işgalci İsrail için güvenli olmadığı anlamına geliyor.

Süleyman Ceran Arşivi