İsrail’in Gazze ve Lübnan Savaşı: Arap Dünyası İçin Kırmızı Çizgiler Nerede?
Haksöz Dergisi Sayı: 402/403

İsrail'in savaşı Lübnan'a genişletme kararı, tüm bölgeyi etkileyecek bir dizi hedef üzerine ortaya çıkmıştır. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun Orta Doğu'da yıllarca sürecek savaş ve orantısız yıkımla ilgilendiği fikrine alışmalıyız.

Gazze'deki soykırımın başlamasından bu yana neredeyse bir yıl geçti; İsrail'in bölgedeki altyapıyı yerle bir etmesi, II. Dünya Savaşı sırasında şehirlerin yıkılmasını andırıyor. İsrail bunu uluslararası hukuku açıkça ihlal ederek ve Batı'dan büyük bir destek alarak yaptı.

ABD dışında başka bir ülkenin tüm bunları önemli bir bedel ödemeden başarabileceğinden şüpheliyim.

Ancak bu, İsrail'in, Batı'nın ahlaki ve hukuki başarısızlıkları üzerine inşa ettiği tek başarısı olabilir. Gazze'de İsrail zorlu bir ikilemle karşı karşıya: Lübnan savaşı nedeniyle kamuoyunun gündeminden düşmüş olan rehine krizi.

İsrail'in siyasi haritası savaş konusunda iki ana kampa bölünmüş durumda: Ordunun Gazze bölümünün komutanlığına atandıktan sonra İsrail'in “hedonist” yaşam tarzını eleştiren Tuğgeneral Barak Hiram'ın da bahsettiği gibi, İsrail toplumunun kültürünü Batılı bir kültürden militarist bir kültüre dönüştürmesi gerektiğine inanan militarist, sağcı bir kamp. Öte yandan, seküler elitler ve rehinelerin aileleri: İsrail toplumunu Batı'nın bir parçası olarak gören ve devletin rehineleri eve getirmek için elinden gelen her şeyi yapması gerektiğine inanan bir kamp.

İsrail'deki her iki ana kamp da savaşı destekliyor. Bu durum en iyi şekilde, 6 rehinenin cesedinin bulunmasının ardından Tel Aviv'de düzenlenen protesto gösterileri sırasında rehine aileleri tarafından atılan bir sloganla özetlenebilir: “Bir anlaşmadan sonra geri döneceğiz.” Bu, Hamas ile bir anlaşma yapmak, rehineleri geri getirmek ve ardından Gazze'yi fethetmeye geri dönmek istediklerini gösteriyor.

İronik bir şekilde, İsrail'in tüm cephelerde savaşını destekleyen geniş mutabakatını böyle bir muhalefet sayesinde anlayabiliriz.

Bir Bedel Ödemek

Netanyahu İsrail'in zihniyetini ve askerî hedeflerine ulaşmanın zorluğunu çok iyi anlıyor. Yaklaşık bir yıllık savaşın ardından Hamas devrilmedi, Gazze'de onlarca rehine kaldı ve herhangi bir ateşkes anlaşması “Hamas'ı yok etme” konusunda başarısızlık olarak görülecek.

Gazze'deki başarısızlığın ortasında Netanyahu, odağını, Lübnan'a kaydırdı ve görünüşe göre İsrail'in kuzeyinde potansiyel olarak büyük bir yıkımın yanı sıra hem İsraillilerin yaşamları hem de ekonomik gerileme açısından bir bedel ödemeye hazır.

Ancak Gazze'de devam eden soykırım ve Lübnan'da ikinci bir cephenin açılması, bazı analizlerin öne sürdüğü gibi Netanyahu'nun sadece iktidara tutunma çabası değildir. Bu tür akıl yürütmeler İsrail zihniyetini derinlemesine anlamaktan yoksundur.

Netanyahu iki ana temele dayanıyor: İsrail'in askerî üstünlüğünü kaybetmesi halinde var olma hakkını da kaybedeceğine dair ülke bilincine yerleşmiş varoluşsal korku (klasik bir sömürge perspektifi) ve siyasi kültürü Filistinlilerin ve Arapların öldürülmesini görmezden gelen ve hiçbir özeleştiri yapmadan orantısız ve acımasız adımlar atmaya istekli olan İsrail toplumunda Araplara duyulan derin bir nefret.

Netanyahu bu iki duyguyu Gazze'deki başarısızlıklardan daha fazla savaş ve yıkımla kaçmak için kullanıyor. Daha da kötüsü, İsrail bu savaş meydanlarında başarılı olamazsa bölge genelinde hiçbir kısıtlama olmaksızın saldırıya geçmeye hazır olacaktır.

Netanyahu diğer Arap rejimlerine, İsrail'in, hedeflerine ulaşamaması halinde daha fazla Arap'ın öleceği ve bunun sosyal ve siyasi sonuçlarıyla baş etmek zorunda kalacakları mesajını vermeye çalışıyor.

Yemen, Suriye, Irak ve Lübnan'dan gelen askerî tehditler yoğunlaşmaya devam ederken İsrail, Gazze'deki çatışmaların başlangıcında belirlediği hedeflere ulaşmakta şu ana kadar başarısız oldu.

Yahudi üstünlüğü kültürü ve devam eden Batı desteğinin ortasında İsrail yıllarca sürecek bir savaşa hazırlanıyor. Hem Gazze'de hem de işgal altındaki Batı Şeria'da etnik temizlik politikası yürütüyor ve Filistinlileri Mısır ya da Ürdün'e göç ettirmekten bahsediyor.

Ancak Filistin Yönetimi de dahil olmak üzere Arap dünyası, İsrail daha fazla toprak ele geçirmek için mevcut durumu istismar ederken büyük ölçüde sessiz kaldı. Arap bölgesi kırmızı çizgiler çekmeden ne kadarını kabullenmeye razı olacak?

Middle East Eye / 25 Eylül 2024 / Çeviren: Gökhan Ergöçün

Abid Ebu Şehade Arşivi