Bangladeş: Diktatörlüğün Çöküşü ve Yeni Bir Şafağın Doğuşu
Haksöz Dergisi Sayı: 402/403

Bu yazı, Talha Ahmed tarafından Haksöz dergisi için kaleme alınmıştır. Bangladeşli Ahmed, aynı zamanda İngiliz vatandaşıdır. İngiliz Müslüman Topluluğu içinde önemli seslerden biri olan Ahmed, hukuk alnındaki çalışmalarıyla da bilinmektedir. Ahmed, avukatlığın yanında yayıncılık da yapmaktadır. Bu yazıyı İngilizceden Barış Hoyraz çevirdi.

-----

5 Ağustos'ta Bangladeşli diktatör Şeyh Hasina, ülkede temel insan haklarının kitlesel olarak ihlal edildiği 15 yıllık saltanatına son vererek Hindistan'a kaçtı. Yarı askerî bir yönetimin ardından 2008 yılında yapılan genel seçimleri büyük bir farkla kazanan Hasina, daha sonra seçimleri tek parti iktidarına dönüştürdü. Hasina’nın baskısı başlangıçta başta Bangladeş Milliyetçi Partisi (BNP) ve en büyük dinî parti olan Bangladeş Cemaat-i İslami (BJI) olmak üzere diğer muhalefet partilerine yöneldi. Üç kez başbakanlık yapmış olan BNP lideri Halid Ziya, önce Bangladeş hükümetinin (zayıf dayanaklarla) el koyduğu ailesinin evinden çıkarıldı ve uydurma bir yolsuzluk iddiasıyla suçlandı. Hapsedildi ve daha sonra ev hapsi şartıyla serbest bırakıldı. Bangladeş Cemaat-i İslami'nin üst düzey liderlerinin çoğu, Bangladeş'in 1971'deki bağımsızlık savaşı sırasında işlenen savaş suçları iddialarıyla suçlanarak düzmece yargılamalarla idam edildiler. Ancak yapılan zulüm hızla yayılarak BNP ve BJI'nın dışındaki kişilere de ulaştı. Giderek daha hoşgörüsüz ve baskıcı bir rejim haline gelen Hasina hükümeti, gençlerden, akademisyenlerden ve medyadan gelen en ufak bir muhalefete bile tahammül edemedi. Bangladeş, Kuzey Kore ya da Mısır gibi diğer diktatörlük rejimlerinden çok da farklı olmayan bir polis devletine dönüştü.

Bu yılın başlarında, ilk başlardaki belirsizliğe rağmen, Hasina, partisi tarafından itiraz edilen koalisyona yöneldi ve parti üyelerinin çoğunun bağımsız olarak katılmasına izin verildi. Sonuç olarak 300 parlamento sandalyesinin neredeyse tamamı, ister resmî olarak partisinin bayrağı altında ister bağımsızlar olarak partisinin vekilleri tarafından alındı. Seçim öncesinde uluslararası desteği sürdürmekte zorlanabileceği düşünülse de seçim sonrasında rejimin yakın zamanda yıkılacağına dair bir işaret görülmedi. Muhalefet partileri büyük ölçüde yara aldı. Parti liderleri ya idam edildi ya hapse atıldı ya da sürgüne gönderildi. Sonuç itibariyle baskıcı bir rejim karşısında ciddi bir hareket geliştirebilme yetenekleri büyük ölçüde yoktu. Dolayısıyla temmuz ayında öğrenci hareketi başladığında kimse bunun Hasina diktatörlüğünün devrilmesine yol açacağını tahmin etmiyor ve beklemiyordu.

Öğrenci Hareketi: Başladığı Gibi

Öğrenciler, gözde olan kamu hizmeti görevlerinin neredeyse %40'ının ülke nüfusunun küçük bir kesimine, aslan payının ise (bağımsızlık savaşına katılmış) özgürlük savaşçılarının ailelerine ayrıldığı kota sistemine karşı harekete geçti. Daha da kötüsü, sistem, bu sistemi gizli bir plana dönüştüren yozlaşmış ve kayırmacı yetkililer ve politikacılar tarafından istismar edildi. Kota sistemi, rüşvet ve himaye karşılığında insanları kontrol etmek ve kayırmak için bir araç haline geldi. İşsizliğin yüksek olduğu, kamu hizmetinin orta ve alt orta sınıfın yükselmesi için tek etkili araç olduğu bir ülkede, istihdam olanaklarının bu şekilde kısıtlanması ister istemez büyük bir mağduriyete neden olmaktadır. Kota sisteminin reforme edilmesi talebi farklı zamanlarda gündeme gelmiş ve Hasina rejimi daha önce kota sistemini feshetme vaadinde bulunmuştu. Ancak asıl sorun Hasina rejiminin veya bir kısmının rejimin destekçisi olan yargıyı kullanarak bu vaadi geri almaya çalışmasıydı. Haziran ayında Yüksek Mahkeme yargıçlarından oluşan bir heyet, hükümetin kota sistemini feshetmesinin yasadışı olduğuna karar verdi ve kota sisteminin eski haline getirilmesine hükmetti. Bu da protestoların son fitilini ateşledi.

Devletin her organının siyasallaşması nedeniyle, Hasina rejimi anlaşılır bir şekilde bu protestoları büyük bir tehdit olarak görmedi ve karakteristik bir şekilde hareketi reddetti. Ancak öğrenciler protestoların peşini bırakmadı ve hareket ivme kazanmaya başladı. Hasina 14 Temmuz 2024'te protestocuları 'rajakarerbaccha' (1971 bağımsızlık savaşının işbirlikçilerinin çocukları) olarak tanımlayınca durum daha da kötüleşti. Çünkü bu terim genellikle ciddi, iyi niyetli ve vatansever bir kişiyi aşağılamak için kullanılır. Bu, protestoları elektriklendiren ve ateşleyen bir etki yarattı. Nispeten rutin bir protesto giderek büyüyen bir kitle hareketine dönüştü ve öğrenci topluluğunun çok ötesinde bir destek buldu.

Tüm diktatörlüklerde olduğu gibi Hasina da verilmek istenen mesajı okuyamadı ve giderek büyüyen bu hareketi acımasızca bastırmaya çalıştı. Gece gündüz demeden, düzinelerce insanın kolluk kuvvetleri ve iktidar partisine mensup haydutlar tarafından öldürüldüğü bildirildi. Birçok öğrenci gece boyunca evlerinden alındı ve hareketin 6 koordinatörü de yakalanarak Dakka'daki -kötü namıyla bilinen- polis merkezine götürüldü. Öğrenci hareketinin liderleri emniyet güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra, tartışmalı polis komiseri Harun, onları iradeleri dışında bir bildiri yayınlamaya zorladı. Hasina döneminde partizanlıkla ünlenen Bangladeş Yüksek Mahkemesi Temyiz Dairesi, Yüksek Mahkemenin önceki kararını iptal eden yeni bir karar vermek için bir tiyatro sahneledi. Temyiz Mahkemesi kararında, kota hükmünün kapsamını önemli ölçüde azalttı ve Hasina liderliğindeki hükümeti düzenlemeyi resmileştirmeye yönlendirdi. Ancak bu, o zamana kadar Hasina hükümetinin görevden alınmasını isteyen tek merkezli bir harekete dönüşen protestoları bastıramadı.

15 Temmuz 2024'ten bu yana hareketi bastırmaya yönelik şiddet girişimlerinin yoğunlaştığı ve düzinelerce kişinin hayatına mal olduğu bildirilse de artık çok sayıda Bangladeşlinin de katıldığı eylemlerde öğrenciler bu durumdan çok az etkilenmiştir. Nihayetinde, uzun süren endişenin ardından, 5 Ağustos'ta Hasina'nın ülkeden kaçtığı haberi geldi.

Eşi Benzeri Görülmemiş Bir Katliam

Bangladeş ve özellikle de Hasina dönemi şiddete hiç yabancı değildir. Zulüm ve yargısız infaz nedeniyle yaşanan can kayıpları Hasina'nın iktidarına damgasını vurdu. Ancak 15 Temmuz 2024'ten itibaren öğrenci hareketini bastırmak için uygulanan şiddetin Bangladeş'in bağımsızlığını kazanmasından bu yana, tarihinde daha önce bir örneği bulunmamaktadır. Bununla birlikte, öğrenci hareketi sırasında kullanılan ölümcül/orantısız güç seviyesi ve bu dönemde bildirilen ölü sayısı aktif savaş bölgeleriyle karşılaştırılabilir. Yine de gerçek sayı hâlâ tespit edilememiştir ve birçok ölüm hiçbir zaman gün yüzüne çıkmayabilir.

Büyük öfke yaratan ve bu dönemin en karanlık yönlerinden biri olarak kalacak olan şey, kolluk kuvvetlerinin bir kısmının ve Hasina'nın partisine mensup şiddet yanlısı haydutların Bangladeş halkına karşı sergiledikleri nefret ve aşağılama halidir. Polis çoğu zaman kapalı mesafeden ateş açmış, bazen yakın aralıklarla düzinelerce mermi atılmıştır ki bu tür bir güç kullanımının kesinlikle hiçbir haklı gerekçesi yoktur. Cesetlerin üst üste yığıldığı ve ardından ateşe verildiği videolar çok dikkat çekmiştir. Hazırlanan bir dizi rapor, cesetlerin yakınlarının haberi bile olmadan gömüldüğünü öne sürmektedir.

Geçici hükümet, hesap verebilirlik ve protestocu öğrencilere uygulanan şiddet ve zulmün hesabını sorma sözü verdi. Gerçekte bu özgürlük mücadelesi için ne kadar bedel ödendiğini asla bilemeyebiliriz.

Geçici Hükümet: Tırmanılacak Bir Dağ

Nobel ödüllü Dr. Muhammed Yunus liderliğindeki yeni geçici hükümet göreve başladı. Dünyanın en yoksul kesimleri için krediyi erişilebilir kılan mikro-kredi modeliyle dünya çapında tanınan Yunus'un önünde yapması gereken çok iş var. Bütün dünya ile birlikte, 160 milyondan fazla nüfusu olan ülke ona büyük bir umutla bakıyor. Herkes ondan ülkeyi istikrar, refah ve ilerleme getirecek bir yöne doğru yönlendirmesini bekliyor.

Ancak Dr. Muhammed Yunus, 15 yıllık yaygın yolsuzluk, hukukun üstünlüğünün tamamen çökmesi ve kayırmacılıktan kaynaklanan zorluklarla dolu bir ülke devralıyor. Sivil bürokrasi, kolluk kuvvetleri, silahlı kuvvetler, sivil toplum ve iş dünyası Hasina'yı desteklemek için birbiriyle yarışırken, Hasina Bangladeş'in her bir köşesini yozlaştırdı. Önde gelen isimlerden bazıları ya saklanıyor ya da yakalanıp parmaklıklar ardına konuyor olsa da geriye kalanların büyük bir kısmı da yıkılan rejimin bir parçasıdır. Öte yandan, Bangladeş halkı ülkedeki tüm bu unsurlardan kolayca kurtulamaz; çünkü bu kesin bir kaos ve uzun süreli bir belirsizlik anlamına gelecektir.

Ekonomi cephesinde, bankacılık sektörü tamamen çökmüş durumda, yabancı sermayenin azalması ticareti engelliyor ve finansal olarak ayakta kalmanın önünde potansiyel bir zorluk oluşturuyor. Ayrıca altyapı, kanun ve düzen üzerindeki büyük baskı ve Bangladeş'in bazı bölgelerini tahrip eden büyük ve benzeri görülmemiş sel felaketinin yarattığı yeniden yapılanma zorluğu da söz konusudur.

Yeni Bir Gelecek İnşa Etme Fırsatı

Zorluklar çok ve beklentiler büyük. Rasyonel olarak bakıldığında gelecek pek de iyi görünmüyor. Yine de Bangladeş'in artık ilerlemeyi hayal edebilmesi, kalite, ifade ve toplanma özgürlüğü ve farklı görüşlere saygı ve hoşgörü idealleri üzerine inşa edilmiş adil ve müreffeh bir toplum inşa etme yolunda bir yol çizebilmesi olağanüstü bir başarıdır.

Ancak yeniden inşa etmeye başlamak için Hasina rejiminin canavarlaşmasını sağlayan bazı temel unsurları anlamak ve bu unsurları tamamen ortadan kaldırmasa bile, en aza indirecek adımları atmak önemlidir.

Otokrasinin yükselişini kolaylaştıran faktörlerin kesin bir listesini çıkarmak için çok şey yazılacak ve çok daha fazla tartışma yapılması gerekecek, ancak ben burada birkaçını sunmak istiyorum:

- Demokratik açık.

- Tarafsız yargının eksikliği.

- Silahlı kuvvetlerin kanun ve düzen konularına müdahil olması.

- Sivil katılım ve iktidardan hesap sorma mekanizmasının eksikliği.

Bangladeş, ilk turda seçimin yapıldığı bir parlamenter demokrasidir; yani parlamento üyeleri 300 seçim bölgesinden seçilir. Her seçim bölgesinde adaylar kendi aralarında mücadele eder ve en çok oyu alan o koltuğa oturur. Bu düzenlemeyle ilgili sorun, sadece %40'lık bir halk oyunun genellikle parlamentodaki sandalyelerin %66'sından fazlasını belirlemesi ve kazanana istediği zaman kanun çıkarma, değiştirme ve iptal etme konusunda kontrolsüz yetkiler vermesidir. Yeni bir siyasi çözümün parçası olarak Bangladeş'in bu ilk turda seçim sisteminden vazgeçmesi ve milletvekillerini seçmek için nispi temsil sistemini benimsemesi iyi olacaktır.

Bangladeş'in yargısı son 15 yılda neredeyse tamamen parti-politik hale geldi. Buna kısmen yüksek mahkeme ve üstündeki tüm atamaların resmî bir süreç olmaksızın siyasetçiler tarafından yapılması sebep olmuştur. Yeni siyasi düzende siyasallaşma riskini en aza indirmek için adil, iyi düşünülmüş bir yargı atama organı şarttır. Bu organ ülkenin çeşitliliğini yansıtmalı; yargı, hükümet, akademi ve sivil toplumdan üyeler içermelidir.

Son 15 yıllık Hasina rejiminin en iç karartıcı tarafı, yargısız infaz ve zorla kaybetme (ortadan kaldırma) operasyonlarının sürdürülmesidir. Hızlı Hareket Taburu (RAB) ve silahlı kuvvetlerin (çeşitli istihbarat teşkilatları da dâhil olmak üzere) suç ortaklığı buna örnektir. Bu durum RAB taburunda polis, ordu ve diğer kuvvetlerden gelen personelin birleştirilmesiyle mümkün olmuştur. Bu da Hızlı Hareket Taburuna atanan silahlı kuvvetler subaylarının, kolluk faaliyetlerinin siyasi güç oyunlarına karışmasına neden olmuştur. Çözüme giden yol olarak RAB taburu feshedilmeli ve silahlı kuvvetlerin ülkenin günlük işleyişine dair her türlü müdahalesi durdurulmalıdır.

Ülke yönetimine halkın katılımını sağlayacak ve güçlendirecek mekanizmaların geliştirilmesi için de çok ciddi bir şekilde kafa yorulması gerekmektedir. Özellikle iktidarlardan hesap sorabilecek güçlü bir sivil toplum şarttır. Bunun üzerinde düşünülmesi ve diğer ülkelerden dersler çıkarılması gerekecektir. Başlangıç niyetine geçici hükümetin dinamik bir sivil komisyon ataması ve bu komisyonun ülke yönetiminde sivillerin yer almasını sağlayacak fikirlerin geliştirilmesi için ulusal bir akımı desteklemesi çok faydalı olacaktır.

Sonuç

Geleceğin ne getireceğini söylemek için henüz çok erken. Bununla birlikte Bangladeş halkının son 15 yıldır yaşadıkları göz önüne alındığında, zalim bir diktatörün kaçışını kutlamak haklı bir gerekçedir. Geçici hükümetin görevi ciddi ve karmaşıktır. Ancak son 15 yılda yaşananların hesabını sormak; yolsuzluk, insan hakları ihlalleri ve her türlü hukuksuzluğa karışmış olanlar için adil ve sağlam bir süreç yoluyla adaleti sağlamak konusunda ciddi bir taahhütte bulunmak iyi bir başlangıç olacaktır. Ayrıca hükümetin mağdurlara verilen zararların telafisi için girişimde bulunmayı düşünmesi gerekecektir.

Nihayetinde Dr. Muhammed Yunus ve siyasi partilerin, Hasina'nın akıbetini unutmamaları oldukça önemlidir. Bangladeş siyaseti bir gecede değişmeyecektir. Bir toplumu değiştirebilmek genellikle on yıllar alır. Siyasi partilerin, yeni bir siyaset biçiminin devreye girmesi gerektiğini kabul etmeleri şarttır. İster Bangladeş Milliyetçi Partisi ister Bangladeş Cemaat-i İslami Partisi ya da başka bir siyasi parti olsun, Bangladeş'i yönetmeye ve geleceğine katkıda bulunmaya talip olan herkes bugünün gerçekliğini değerlendirmeli ve adalet, hakkaniyet, eşitlik ve ilerleme üzerine kurulu kapsayıcı eylemler inşa etmeye kararlı olmalıdır.

Talha Ahmed Arşivi