İslam medeniyetinin temelini oluşturan önemli öğretilerden biri, toplumsal dayanışma ve kardeşlik anlayışıdır. Peygamberimizin (s) “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerine şefkat göstermekte bir beden gibidir. Ondan bir organ rahatsızlanırsa diğer organlar da uykusuzluk ve ateş ile ona iştirak eder.” hadisi, bu dayanışma ilkesinin ne denli hayati olduğunu vurgular. Bu hadis, bireysel ve toplumsal düzeyde dayanışma sorumluluğumuzu hatırlatmakla kalmaz; aynı zamanda çağımızın en büyük trajedilerinden biri olan Filistin, Doğu Türkistan, Arakan, Suriye vb. coğrafyalardaki gelişmelere nasıl yaklaşmak gerektiği konusunda da bir rehber niteliği taşır.
Hadis-i şerifin anlaşılması için öncelikle onun temel kavramlarına odaklanmak gerekir. Peygamber Efendimiz burada “müminler” tabirini kullanarak imanın getirdiği kardeşlik bağını öne çıkarmıştır. Hadisteki “sevgi”, “merhamet” ve “şefkat” unsurları, toplumsal dayanışma ve yardımlaşma anlayışının özüne işaret eder.
İmam Nevevî, bu hadisi şerh ederken, müminlerin birbirlerine olan sevgi ve yardımlaşma bağlarının insan bedenindeki organların uyumuna benzediğini belirtmiştir. Ona göre, bir bedenin herhangi bir uzvu rahatsız olduğunda diğer organlar nasıl bundan etkileniyorsa ümmetin herhangi bir bölgesinde yaşanan bir acı da tüm ümmetin ortak derdi haline gelmelidir. Bu dayanışma sadece manevi bir his değil, aynı zamanda fiilî yardımı da kapsar.
Benzer şekilde, İbn Hacer el-Askalânî, bu hadisi açıklarken toplumsal sorumluluk bilincine vurgu yapar. Ona göre, bu hadis, müminlerin birbirlerine destek olmasının dinî bir zorunluluk olduğunu gösterir. Bu destek, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde gerçekleştirilmelidir.
Suriye’de 2011 yılından bu yana devam eden katliamlar, büyük bir insani felaketi beraberinde getirmiştir. Bu kriz, sadece Suriyelileri değil, tüm dünyayı etkileyen bir yara haline gelmiştir. Milyonlarca insan yerinden edilmiş, yüz binlerce kişi hayatını kaybetmiş ve çok sayıda çocuk yetim kalmıştır.
Bu noktada Peygamberimizin (s) hadiste belirttiği dayanışma ilkesini hatırlamak gerekmektedir. Ancak ümmetin bu konuda büyük ölçüde duyarsız kaldığı görülmektedir. Bazı bölgelerde savaşın getirdiği acılara karşı farkındalık eksik kalmıştır. Bu durum, bedenin bir parçası acı çekerken diğer parçaların bunu hissetmemesi gibi bir paradoks yaratmaktadır.
Ümmetin tüm mensupları Suriye hadisesine dair bilinçlenmeli ve bu konuyu kendi meseleleri olarak görmelidirler. Medya ve toplumsal kampanyalar, bu farkındalığı artırmak için etkin bir şekilde kullanılmalıdır.
Hadis, dayanışmanın fiilî eylemleri kapsadığını ifade eder. Bu kapsamda sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları çok büyük bir öneme sahiptir. İnsani yardım kampanyaları, mülteciler için barınma projeleri ve eğitim desteği gibi faaliyetler yoğunlaştırılmalıdır.
Müslüman liderler, dünyanın neresinde olursa olsun sıkıntılı süreçler yaşayan kardeşlerimiz için siyasi ve diplomatik çözümler bulma konusunda daha aktif rol oynamalıdırlar. Peygamberimizin (s) dayanışma çağrısı, liderlerin de bu konuda sorumluluk alması gerektiğini hatırlatır.
Örneğin Suriye özelinde her birey, Suriye halkı için dua ederek ve manevi destek sunarak bu dayanışma zincirine katılabilir. Hadis, şefkat ve merhametin hem manevi hem de fiilî yönlerini kapsamaktadır.
Peygamberimizin (s) “Müminler bir bedenin uzvu gibidir.” hadisi, ümmetin sosyal sorumluluk ve dayanışma bilincinin ne kadar önemli olduğunu bize hatırlatıyor. Bugün Suriye’de yaşananlar, bu dayanışma bilincini hayata geçirmek için somut bir sınav niteliği taşıyor. İslam dünyasının yaşananlara sessiz kalması, hadisin ruhuna ve Peygamber Efendimizin öğretisine aykırı bir duruştur. Bu nedenle her mümin, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli ve ümmetin birliğine katkıda bulunmalıdır. Suriye halkı için yapılacak her destek, aslında ümmetin kendi yaralarını sarma çabasıdır.
“Birbirinize haset etmeyin, birbirinize buğzetmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun.” (Müslim, Birr ve Sıla, 25)
“Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” (Buhari, Edeb, 18; Müslim, Fazail, 66)
Bu hadisler Müslümanların birlikteliğinin nasıllığına ilişkin bize bir perspektif kazandırmaktadır.
Suriyeli Müslümanların ülkelerini yeniden özgürleştirmeleri ve zalim yönetimi devirmeleri karşısında bazı kesimler Müslümanların sevinçlerine ortak olmayı dahi başaramamışlardır. Müslümanların sevinciyle sevinmek, dertleriyle dertlenmek elbette bir nasip meselesidir. Ancak hadis kapsamında düşündüğümüzde herkesin, halisane bir şekilde imanını gözden geçirmesi de bir gereklilik olarak görünmektedir.
“Sizden biriniz kendisi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe gerçek iman etmiş olamaz.” (Buhari, İman, 7; Müslim, İman, 71)


