Şam’da bulunan Yermuk Mülteci Kampı, Siyonist İsrail’in katliam, tehcir ve yıldırma politikaları nedeniyle hicret eden Filistinlilerin Suriye’deki en belirgin mekânlarından biriydi. Suriye’de Mart 2011’de başlayan Esed rejimi karşıtı halk ayaklanmasından önce burada 400 binden fazla kişi yaşıyordu. Suriye halkının hak, adalet ve özgürlük taleplerinin başladığı dönemde Yermuk Kampı da yavaş yavaş rejimin hedefi haline gelmeye başladı.
Baas cuntası şefi Beşşar Esed devrilmemek için Suriye topraklarına çağırdığı İran, Hizbullah ve Rusya güçleri, ülkenin diğer şehirlerini yakıp yıktığı gibi Yermuk’a da kan kusturmaya başladı. 2012’den itibaren kampta bulunan muhalif unsurları bahane eden rejim ve Şii milisler kuşatmayı karadan başlatırken, resmî olarak iki-üç yıl sonra Suriye sahasında varlık gösteren Rusya ise havadan bomba yağdırmaya başladı. Kampa yönelik saldırı ve tacizler hiç kesilmezken 2014 yılına gelindiğinde Suriyeli Filistinliler korkunç bir muhasarayla karşı karşıya kaldı.
Filistinli mülteciler günlerce aç ve susuz bırakıldı. Devasa bir alana kurulu olan kampın bombalanmayan, kurşun sıkılmayan ve hedef alınmayan bir yeri kalmadı. Filistinliler ilk kez kendi toprakları dışında açlık ve susuzluktan hayatını kaybetti. 200’e yakın kişi açlıktan olmak üzere 4 binden fazla Filistinli şehit edildi. 2015 yılına gelindiğinde İran ve Rusya destekli Esed rejiminin ülke genelini kana boğmasıyla Yermuk Kampı sakinlerinin tahliye olmaktan başka seçeneği kalmadı. Sağ kalan Filistinliler tekrar hicret edip Lübnan, İdlib ve Türkiye’ye sığındı.
Suriyeli mücahidlerin 27 Kasım 2024’te rejim ve destekçilerinin yıllardır süren mütecaviz tutumunu kırmak amacıyla başlattıkları “Saldırıları Caydırma” operasyonu Suriye tarihinde yeni bir sayfa açtı. Bu operasyonla birlikte Esed rejiminin çürümüşlüğü ve güçsüzlüğünün sanılandan da fazla olduğu anlaşıldı. Kısa sürede Halep, Hama, Humus, Dera ve nihayetinde Şam özgürleştirildi. Tüm Suriyelilerin yılların zulmünden kurtulup derin bir oh çekmesiyle birlikte Filistinli mülteciler de Siyonistleri aratmayan Baas zulmünden kurtuldu.
Rejimin yıllardır Rusya, İran ve Hizbullah milislerinin desteğiyle gasp ettiği beldeler özgürlüğüne kavuşur kavuşmaz Suriye’ye gitme imkânını elde ettik elhamdülillah. Şehirlerin çok ağır bir yıkıma maruz kaldığını yerinde müşahede etmek zulmün boyutunun sanılandan daha fazla olduğunu gözler önüne serdi. Halep, Humus ve Şam’ın banliyöleri en çok yıkımın meydana geldiği yerler. Şam’ın merkezinde bulunan Yermuk Mülteci Kampı ise adeta hayalet şehre dönüşmüş vaziyette. Rejim ve destekçileri burada taş üstünde taş bırakmamış! Bombalanmadık ev, bina ve alan neredeyse yok gibi! Distopik bir filmin platosunu andıran bölgede gidecek yeri olmayan 4 bin Filistinli aile yaşıyor sadece. Az hasar almış, kapısız, penceresiz evlerde yaşamaya çalışan Suriye’nin Filistinlileri ekmek, su ve barınma gibi en temel ihtiyaçlardan yoksun olarak hayata tutunmaya çalışıyorlar.
Tüm bunlara şahit olurken “Yermuk sakinleri ne gibi bir suç işledi de bu kadar korkunç bir zulme maruz kaldı?” diye sormak insanın zihnini kemirip duruyor. Bu yıkımı Türkiye’deki sol-sosyalist güruhun kahir ekseriyetinin anti-emperyalist sıfatını yapıştırdıkları katil Esed rejimi, İran ve ona müzahir Şii milisleri ve Sovyet kalıntısı Rusya gerçekleştirdi.
Sözde Filistin’in savunucusu olan İran ve Hizbullah, Esed rejimi ile birlikte İsrail’in Gazze’ye yaptığı yıkımın aynısını Yermuk’te gerçekleştirdi. Yermuk’te yaşanan korkunç yıkım İsrail’e karşı dillendirilen “direniş ekseni” masallarının ne kadar sahtekârca ve ikiyüzlü olduğunu ziyadesiyle gösteriyor. Katil İsrail’den kaçan Filistinlilerin sığındığı Yermuk’u Gazze’ye çeviren, adeta Siyonistlerle katliam yarışına giren İran ve Hizbullah’ın “direniş ekseni” adlı yalan perdesi yırtıldı. İran’ın İsrail’e karşı direnişin bir ayağı olarak nitelendirdiği Baas cuntasının Nusayri şefi aslında Siyonistlerin güvenliğini temin eden bir kukladan ibaretti. Kaçtığında Suriye’deki silah depolarının ve stratejik öneme haiz yerlerin koordinatlarını İsrail’e vermesi İran’ın tiyatrosunu yeterince ifşa ediyor zaten.
Nasıl Gazze'de büyük bir katliam yapan, tam anlamıyla soykırım icra eden Siyonist İsrail'in işlediği suçların ortağı ABD ise Suriye'de de rejimin yaptığı tüm katliamların ortağı İran'dır. ABD nasıl İsrail'e her türlü desteği verdiyse İran da Esed rejimine her türlü imkânı sağlamaya çalıştı. Dolayısıyla ABD soykırımcı olduğu gibi İran da soykırımcıdır. ABD Gazze’de, İran ise Şam’da Filistinlileri katletti. Mamafih ABD ve İran daha önce de iş birliği yaparak ortak katliamlara imza attılar. Afganistan ve Irak’ta yaşananlar bunun en müşahhas örneklerini teşkil ediyor.
1967’den beri işgal altında olan Golan Tepelerini kurtarmaya yönelik tek bir mermi dahi atmayan, Siyonistlerin mütecaviz, cüretkâr ve küstahça tutumuna karşılık tavır göstermekten aciz bir çete rejimini “direniş ekseni”nin bir parçası olarak pazarlayan İran, İsrail’den kaçan Filistinlileri dahi katlederken uydurduğu yalanlarla bu iddiasını sürdürdü. Suriye’nin geleceğinde İran’ın hizipçi, sahtekâr, emperyalist politikalarının yeri yok artık. Direniş ekseni safsatasının Suriye ayağı çöktü. Bundan şüphesiz en çok tedirgin olan, rahatsızlık duyan Siyonistlerdir. Diktatör Esed gider gitmez 350’den fazla stratejik alanı vurmaları bunu yeterince ortaya koyuyor.


