Emevi Camii Hutbesinde Değişimin İslami Perspektifi
Haksöz Dergisi Sayı: 406/407

Bu yazı, 27 Aralık 2024 tarihinde özgür Şam’da Emevi Camii’nde Şeyh Dr. Alaa es-Saik tarafından okunan cuma hutbesinin tercümesidir. Hutbeyi dergimiz okuyucusu için Mustafa Eğilli Arapçadan tercüme etti.

Şeyh Dr. Alaa es-Saik

Değerli cemaat, sevgili Müslümanlar!

Şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şahadet ederim ki efendimiz Muhammed (s) O’nun kulu ve resulüdür.

Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kıyamet sarsıntısı gerçekten büyük bir olaydır. Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutacak, her gebe kadın karnındaki çocuğu düşürecektir. Ve insanları sarhoş olmadıkları halde sarhoş gibi göreceksin; çünkü Allah’ın azabı (kıyametin dehşeti) çok çetindir!” (Hac, 1-2)

Ey âlemlerin rabbi olan Allah’ım! Bizi kıyamet gününün azabından koru. Amellerimizin tümünü sâlih amel kıl ve bizleri senin rızan için yaşayanlardan eyle.

Ey müminler! Allah, İslam şeriatını tüm insanlığa bir medeniyet inşası için seçti.

Sözü dallandırıp budaklandırmadan bugünkü buluşmamızda ifade edeceğim ana konuya girmek istiyorum:

Gelin hep birlikte İslam tarihinden bir sahneye göz atalım. Bu sahne, tüm insanlık için geçerli, hayatın bütün alanlarını kapsayan yeni bir medeniyet inşa etmek ve yeni bir düzen kurmak için gönderilen İslam şeriatının salahiyetini ve ilkeselliğini de açıklıyor.

Vakıamızla da örtüşen bu sahneye baktığımızda Resulullah Muhammed Mustafa (s), hicret ettiği Medine’ye ilk girdiğinde -bildiğiniz gibi- beraberinde muhacirlerle güçlü bir komutan ve lider olarak girmiştir. Medine’de onları ensar karşılıyor. Resulullah burada birtakım müşrik kesimler ve Yahudiler gibi farklı dinî ve etnik taifelerden oluşan bir topluma varıyor.

Yakinen inandığımız üzere yüce konumu, eşsiz anlayışı ve zekâsıyla Allah’ın elçisi Muhammed (s) “Eğer ben şaşırıp yanlış yaparsam bu kendi nefsimdendir ve eğer doğru kararda isabet edersem Rabbimin bana vahyettiğindendir.” diyor.

Değerli kardeşler, buraya dikkat edin lütfen!

Muhammed Mustafa (s) Medine ehline ilk hitabına ‘Ey insanlar!’ diye başlıyor. Tüm insanlara hitap ediyor:

Ey insanlar! Selamı yaygınlaştırın, yemek yedirin, sıla-i rahimde bulunun ve insanlar uykudayken namaz kılın ki selametle Rabbinizin cennetine girebilesiniz.

Siyer âlimleri, siyasal bilimciler, toplum bilimciler ve düşünce adamları bu derin nebevi hitap üzerinde durup uzunca değerlendirme yapmışlardır. Vasat bir insanın idrak edemeyeceği farklı derin boyutlara dikkat çekmişlerdir.

Efendimiz Muhammed’in (s) yeni bir toplum ve devlet inşa etmek üzere geldiği Medine çeşitli tehditlerle kuşatılmış. Büyük devletlerin tehdidi altında çatıştığı ve düşmanlık ettiği bir vasatta yeni bir devlet, yeni bir toplum inşa etmek istiyor. Bu stratejik derinlikte en önemli önceliğin iç barış ve toplumsal güven ortamının oluşması olduğunu görüyor ve buna yoğunlaşıyor. İşte ‘Selamı yaygınlaştırın.’ buyruğu bu stratejinin sembolik bir ürünüdür.

Bundan bahisle âlimler meselenin dar anlamıyla salt selam alıp selam vermek olmadığını belirtmişlerdir. Mâlikî âlimlerinden İmam Ebu Bekir İbn Arabi der ki: Selamı yaygınlaştırmak selamlaşan taraflar arasında sevgi ve muhabbeti doğurmanın yanı sıra selam kelimesinin muhtevasına uygun olarak muhabbetin yaygınlaşmasıyla ortak maslahat da vuku bulur, dinî ilkelerin ikamesine ve düşmanların zaafına neden olur. Selam kelimesi öyle güçlüdür ki ‘selamun aleyküm’ sözünü duyan kişinin kalbi nefretten sevgiye yönelir, selam verene meyleder.

Selamın yaygınlaştırılmasındaki murat toplumun güvenli hale getirilmesi ve inşasıdır. Bu pragmatik bir anlayış değildir, aksine ilkeseldir ve maslahatı gözeten bir düşüncenin sonucudur. Bölgesel boyutları olan güvenlik siyasi ve askerî taktiklerden kaynaklı değildir. Hayır. Aksine Resulullah bunca endişe, fitne ve badireden sonra toplumun maslahatı için öncelikle güven tesisine ve güvenlik meselesine yönelmek gerektiğini çok iyi biliyordu.

Muhterem kardeşlerim!

Bu kritik dönemde; gerçekten çok sıkıntılı bir merhalede üzerimize düşen nebevi yönlendirmenin bir gereği olarak hep birlikte bu yeni liderliğin etrafında kenetlenmektir.

Büyük zaferin hemen ardından ‘İntikam Alınmayacak Bir Fetih’ şiarı ilan edildi. Tabiî burada şunu belirtmek isterim ki bu şiar zalimden ve suçludan hesap sorulmayacak anlamına asla gelmiyor. ‘İntikam Alınmayacak Bir Fetih’ ilkesiyle yeni liderliğin etrafında birleşerek güven ortamının ve toplumsal barışın inşasına hep beraber yardımcı olalım.

Ben-i Ümeyye Camii minberinden dün meydanları dolduran on binlerce Suriyeliyi selamlıyorum. Yıkılmış eski rejimin bakiyesi taraftarlarının çıkardığı velveleyi ve fitneyi duyup özellikle Lazkiye’de, Tartus’ta, Humus’ta ve burada Şam’ın çeşitli bölgelerinde her kesimden binlerce Suriyeli caddelere çıkarak ‘Askerî Operasyonlar Yönetimi’ liderliğine ve rehberliğine bağlılıklarını gösterdiler. Toplumsal güvenliğin önemini çok iyi idrak ettiler ve bu liderliğin emrinde olduklarını gösterdiler.

Yine bu kritik aşamada toplumu teşkil eden farklı mezhebî ve etnik kesimlerden kanaat önderleri ve akil adamlar çıkıp halkı sakinleştirici açıklamalar yaptılar. Hiç gecikmeden sıcağı sıcağına fitne çıkaranlardan beri olduklarını ilan ettiler. Devrik rejimden ve onların artıklarından beri olduklarını güçlü ve açık bir şekilde beyan ettiler. Bu çıkışı yapan onurlu kişileri tebrik ediyorum.

Değerli kardeşlerim!

Buradan ilan ediyorum ki bu ülkeye saygı göstermeyene saygı duyulmayacaktır! Siz de bunu herkese duyurun. Ülkemizin liderliğine ve güvenliğine saygısı olmayana saygı duyulmayacaktır. Ülkenin güvenliğine kasteden rejim artıklarının ellerini demir sopalarla kıracağız!

Ülkemizin güvenliği en önemli önceliğimizdir.

Zerre kadar aklı olan ve azıcık şerefi olan biri yaptığı zulümler dünyanın gözleri önüne serilen bir rejimi savunabilir mi?

Esed rejimi azınlıkların haklarını koruduğunu iddia ediyordu, bu büyük bir yalandı. Elleri kurusun! Lanet olsun rejime tâbi olanlara, yardımcılarına ve mensuplarına!

Toplumsal barıştan bahseden rejimin bugün tüm yalanları, zulümleri ve işkenceleri ortaya çıktı. Saydnaya’da gördüğümüz işkenceler ve işlenen insanlık dışı uygulamalar kişinin saçlarını ağartacak, kanını donduracak ve insanın hayal bile edemeyeceği cinsten suçlar. Hepimiz rejimin zulmünü biliyorduk ancak bu kadarı da olamazdı.

Değerli kardeşlerim!

Bu rejim yıkıldı gitti ve asla geri gelmeyecek. Yazıklar olsun ona; yok oldu gitti! Gece karanlığı nihayete erdi inşallah.

“Ey sabah!

Senin sıran geldi.

İman gemisi yola çıktı.

Rüzgâra aldırış etme.

Hayatımız mücadele ile geçti.”

Sevgili kardeşlerim!

Bu mücadeleyi veren mücahid kardeşlerimiz akide ve inanç sahibidirler. Akidevi bir boyuta ve akidevi vizyona sahip olarak cinayetlere, zulme ve istibdada karşı çıktılar. Yola çıktıkları ilk günden itibaren bu akidevi vizyon çok açıktı.

Mücadelemiz sadece Allah rızası içindir; ne iktidar ne makam ne de dünya malı. Sadece Allah’ın rızasına nail olmaktır amacımız.

Allah aşkına, bu insanlar askerî sistem denilen şeye denk mi? Bu askerî sistemin işlevi neydi ve neden çöktü? Çünkü bu kurum asla vatanı koruma amaçlı olmadı! Yitip giden ordunun fonksiyonu ve amacı toplumun huzur ve güvenliğini korumak ve muhafaza etmek değil, bir çeteyi korumaktı.

Bakın Rabbimiz ne diyor? Kur’an ayetlerinin derin anlamına bakın:

Oralarda bozgunculuğu artıranları nasıl yok ettiğini bilmez misin?

O ülkelerde haddi aşanlara, oralarda bozgunculuğu artıranlara, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? Rabbin onları azap kırbacından geçirmiştir.” (Fecr, 11-13)

Bazı müfessirler “Ve kazıklar sahibi Firavun'a!” (Fecr, 10) ayetinde geçen ‘evtad’ kelimesinin sopalardan kinaye olduğunu söylemişlerdir. Firavun’un askerlerinin insanları sindirmek ve şiddet uygulamak için kullandıkları sopalara atıf var burada.

… Ki onların ülkelerinde azgınlık ettiler.” Evet gerçekten de azdılar!

Oralarda kötülüğü çoğalttılar. Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısını yağdırdı. Çünkü Rabbin (her an) gözetlemededir.” (Fecr, 12-14)

Kardeşler!

Bir ailenin, bir çetenin güvenliğini koruyan köhne askerî kurumla sadece Allah rızası için çalışan bu yeni yönetim bir ve eşit olur mu?

Sadece Allah rızası için mücadele ediyorlar. İnsanların beğenisi için değil, makam mevki için değil, iktidarı ele geçirmek veya bakanlıkları paylaşmak için değil sadece Allah rızası için.

“Allah’ın alayları yola çıktı!

Ne denizlerden gelen

Ne de yüce dağlardan gelen rüzgârdan etkilenir.

Yaratılmışları muhatap almıyorlar

Çünkü biliyorlar ki

Tüm mahlukat ve dünya zail olacaktır.”

İmam el-Buhari'nin ve Müslim'in Sahih'lerinde anlattıklarına göre, bir bedevi Resulullah'a (s) gelerek şöyle dedi:

“Ey Allah'ın Resulü! Bir adam ganimet için savaşır, başka biri gösteriş için mücadele eder, diğeri de şöhret ve itibar için cihad eder. Bunlardan hangisi Allah rızası için savaşmış olur?”

Buraya dikkat edin kardeşler, Resulullah (s) diyor ki: “Kim ila-yı kelimetullah için savaşırsa işte o Allah rızası için savaşmış olur.

Bizim cehdimiz, Baas Partisinin söylemi için değil, Allah’ın kelimesi yüce olsun diye sarf edildi.

Sonuç olarak kardeşlerim! Bu net ve açık vizyonla savaşan binlerce onurlu mücahid Halep’te, Hama ve Humus’ta şehit oldu. Allah'tan onlardan kabul etmesini diliyoruz. Bizim gözümüz bu kutlu fethi görse de onlar bu fethi görmediler. Ama bu onlara zarar verir mi? Vizyonları netti onların. Bunu açıkça belirtmişlerdi. Onlardan sonra olanlar önemli değildi; zira Allah rızası için yola çıkmışlardı.

Bu vizyon Resulullah'ın (s) Medine’de topluma hitabında ortaya koyduğu net vizyondu.

Yedirip içirerek insanların ihtiyaçlarını gidermek, sıla-i rahim yapmak ki bunlar toplumsal dayanışmayı sağlayan unsurlardır.

Allah rızası ve ahiret bilinciyle ortaya konan bu vizyon ile değerli kardeşlerim, bu topraklara istibdadın, zulmün ve zorbalığın bir daha geri gelmesi mümkün değildir.

Rabbimizden niyaz ediyoruz ki kardeşlerimizin ayaklarını sabit tutsun; bu topraklarda, Bilad-ı Şam’da, sevgili Suriye’de iktidarlarını sağlamlaştırsın.

Bu ahiret yurdunu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu istemeyen kimselere veririz. Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır.” (Kasas, 83)

Değerli kardeşlerim!

Allah’ın izniyle ülkemizi iktisadi, siyasi ve içtimai olarak yeniden inşa edeceğiz.

Öyle sanıyorum ki yeni yönetimin bizden beklentisi el ele verip onlara destek olmamızdır. Boşlukları doldurup açıkları kapatalım. Allah sizden razı olsun.

Haydi hep birlikte çalışalım, yardımlaşalım.

Değerli kardeşlerim!

Haydi şimdi mahalli sivil girişimleri destekleyelim, onlara katılalım. Bunlara güzel bir örnek bildiğiniz gibi üniversite öğrencileri bir araya gelip eğitim bakanının huzuruna çıkmışlar ve “Vereceğin görevlere hazırız.” demişler. Kız ve erkek öğrenciler organize olarak trafiğin düzenlenmesinde, caddelerin temizlenmesinde gönüllü gruplar oluşturmuşlar. Bu ve benzeri girişimlerle vatanımız gençlerin omuzlarında yükselecektir. Yine bazı özel okul sahipleri devlet okullarının maddi idari ihtiyaçlarını üstlenmişler.

Bu ve benzeri girişimleri, sivil toplum örgütlerini maddi manevi desteklemeliyiz. Bu ülke artık bizim. Sahip çıkmalıyız.

Değerli kardeşlerim!

Tüm bu anlattıklarımı özetleyen ve hepimizin ortak duygularını ifade eden -geçenlerde bir yakınımızdan duyduğum- veciz bir sözle bitirmek istiyorum:

“Kendisinden korktuğumuz bir hükümet vardı, şimdi ise gözümüzden sakındığımız bir hükümetimiz var.”

Alaa es-Saik Arşivi