Hz. Ömer bin Hattab (ra) Resulullah’ın (s) şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Ameller niyetlere göredir, herkese niyet ettiği vardır. Kimin hicreti Allah ve Resul’üneyse, onun hicreti Allah ve Resul’ünedir; kimin de hicreti kazanmak istediği bir dünyalık veya nikahlanmak istediği bir kadın içinse onun hicreti de hicret ettiği şeyedir.” Bu hadisi Buharî ve Müslim rivayet etmiştir.1
“Ameller niyetlere göredir.” hadisi, dinin temel taşlarından biridir. İmam Şafiî, “Bu hadis ilmin üçte biridir. Fıkıhtan yetmiş baba giriyor.” demiştir. İmam Ahmed’in de şöyle dediği rivayet ediliyor: “İslam’ın temeli üç hadis üzerinedir. Ömer (ra) hadisi: ‘Ameller niyetlere göredir.’ Ayşe (ra) hadisi: ‘Bu işimizde ondan olmayan bir şeyi kim ortaya çıkarırsa o reddolunur.’ ve Numan bin Beşir hadisi: Helal açıktır, haram açıktır.”2
Bu hadis, niyetin ameldeki bağlayıcılığına vurgu yapmakta; niyet ve örnek bir amelden yola çıkarak niyetin nasıl olması gerektiğini izah etmektedir. Kimin hicreti Allah ve Resulü içinse yani kimin günahlardan uzaklaşması, mazlumlara yardımcı olması, zalimin karşısında hakikati haykırması, kötü arkadaş çevresini değiştirmesi, gece ve gündüzünü tebliğ vazifesiyle geçirmesi, mazlum ve mustazaflara kol kanat germesi Allah ve Resulü içinse tüm bu yaptıkları Allah ve Resulü içindir. Ancak kimin günahlardan uzaklaşması, mazlumlara yardımcı olması, zalimin karşısında hakikati haykırması vb. faaliyetleri istediği bir makam mevki, ün, para ve benzeri menfaatler içinse onun hicreti de hicret ettiği makam, mevki, ün, para ve benzeri menfaatleredir. Herhangi bir menfaat adına amel eden kişi o amelinden bir şey beklemesin. Amelini kimin için yapmış ise o kişilerden/gruplardan medet ummalı.
Kur’an’ın ve Resulullah’ın açıkça belirttiği ilkelere ters düşmeyen her türlü amel Allah’ın razı olacağı ameldir. Ancak Kur’an’ın ve Resulullah’ın bildirdiği değişmez, sabit ilkelere ters düşen her türlü amel her ne kadar bizlere güzel görünse de Allah’ın gazabını celp edecek amellerdir. Kim Allah rızası için ve Allah’ın razı olacağı amellerde bulunuyorsa bilsin ki bu, Allah ve Resulü içindir. Ancak kim bu amelleri bağlı olduğu grubu, toplumunu memnun etmek adına yapıyorsa bilsin ki bu yaptıkları boşa gitmiş ameller ve boşa gitmiş ameller uğruna boşa harcanmış zamanlardır. “Kimler (yalnız) dünya hayatını ve zinetini istemekte ise işlerinin karşılığını orada onlara tam olarak veririz ve orada onlar için bir zarara uğratılmazlar. İşte onlar, ahirette kendileri için ateşten başka bir şey olmayan kimselerdir.3 (Dünyada) yaptıkları da boşa gitmiştir; yapmakta oldukları şeyler zaten bâtıldır.”4
Amelde niyet olmadığı takdirde amelin Allah katında herhangi bir değeri bulunmamaktadır. Kişinin yaptığı işler niyete göre değer kazanır; Allah nazarında da kul nazarında da bu böyledir. Bu noktada Allah’ın rızası istenilmeyen her amelin bâtıl olduğuna ve Allah’ın rızası istenilmeyen her amelin ne dünyada ne de ahirette faydası olduğuna işaret edilmektedir.
Ameller niyetlerle sahihtir veya niyetlerle makbuldür. Ameli yapanın amelinden payı niyetidir, eğer niyeti sâlih ise amelide sâlihtir ve ecri vardır, eğer niyeti bozuk ise ameli de bozuktur ve günahı vardır. Bir amelin uygun oluşu, fasitliği ve mubahlığı o amelin var oluşunu gerektiren onu, işlemeye iten niyete göre belirlenir. O ameli işleyenin sevabı, cezası ve esenliğe kavuşması yine niyete göredir. Buna göre, kişinin amelinden alacağı pay, niyetinin iyi ya da kötü olmasına göre değişir.
Amel ile niyetin beraber olması gerektiği gibi aynı zamanda amel ile imanın da beraber olması gerekmektedir. “(O zaman) iman edenler derler ki: ‘Sizinle beraber olduklarına dair var güçleriyle Allah'a yemin edenler şunlar mı?’ Bunların çabaları boşa çıkmıştır. Böylece ziyan edenler olmuşlardır.”5 ayeti buna delalet etmektedir. İman olmadan yapılan amellerin boşa çıkacağı ayetin zahirinden anlaşılmaktadır. “İşte bu, Allah'ın hidayetidir ki kullarından dilediğini buna iletip yöneltir. Eğer onlar da Allah'a ortak koşsalardı, bütün yaptıkları boşa gitmişti.”6
Her kim Filistin, Suriye, Mısır, Tunus, Çeçenistan, Arakan, Doğu Türkistan, Myanmar, Afganistan, Irak vb. ülkelerde yaşayan mazlum Müslüman kardeşlerinin sıkıntısını çekmiyor; Allah’ın rızasına erişmek adına onlara ellerinden geldiğince infak etmiyor, zekâtını vermiyor, her an onlarla aynı duygu ve düşünceleri paylaşmıyorsa; kim dünya üzerinde herhangi bir yerde zulüm gören insan veya hayvana karşı kaskatı kesilmiş kalbi ile televizyon ekranlarından onları izlemek ve sadece o an için hayıflanma kelimelerini kullanmakla yetiniyorsa ve kim “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”7 hadisini görmüyor; “Müminler ancak kardeştirler.”8 ayetine kulağını tıkamış ve ayeti sadece sohbetlerde, münazaralarda slogan olarak kullanıyorsa “Kendisi için sevdiğini, kardeşi için sevmeyen mümin değildir.”9 hadisiyle muhatap olmayı göze almış demektir.
“Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler. (Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz.”10 ayeti niyetin önemine de vurgu yaparak yetime, esire ve düşküne kısaca mazlumlara seve seve ve elden geldiğince yardım etmenin müminlerin özelliklerinden olduğunu bizlere bildirmektedir.
Aktardığımız ayet ve hadislerden de anlaşılacağı üzere amel ve niyet birbirlerinden bağımsız değillerdir. Amel ve niyet etle tırnak gibidir ve ayrılamazlar. Amel eylemlerimizin dışa yansıyan yönü, niyet ise eylemlerimizin içe yansıyan yönüdür.
Niyet amelin özüdür. Niyet olmazsa amel yapılmamış gibi olur. Buna karşın bir şartın eksikliği veya bir engelin çıkması sebebiyle amelin gerçekleşmemesi durumunda, niyet geçerli olmaya devam eder.
Amelin kendisine bağlı olduğu niyet asli konumda bulunduğundan amelin bizatihi bir gerçekliği yoktur, aksine onun durumu niyetin durumuna bağlıdır. Bu yüzden niyette Allah’a yakınlaşma kastı bulunmazsa amelde de böyle bir kasıt olmaz.
Niyet hedefe yönlendirilmiş bir istek hareketidir. İnsanın davranışlarının neye yönelik olarak yapıldığını belirler. Niyet zihniyet ile fiil arasındaki kesişme noktasıdır.
Resulullah’ın (s) buyurduğu gibi; “Allah-u Teâlâ sizin suret ve mallarınıza değil, niyet ve amellerinize bakar.”11 “Amellerin direği niyettir. Amel, hayır olması için halis niyete muhtaçtır.”12
Dikkat edilmesi gereken bir husus ise niyetin, Kur’an’ın ve Resulullah’ın açıkça belirttiği ilkelere ters düşmemesi gerektiğidir.
1- Buharî, Sehl bin Sa’d es-Saidi’den tahric etti, Eshehani İbn-i Abbas’tan (ra) tahric etti. Hadis sahihtir. Tergib ve terhib: 4/95.
2- Şerh-u İbni Recep el-Hanbeli.
7- Buharî, ‘Edeb’, 27; Müslim, ‘Birr’, 66.

