Şam Devrimi ve Selahaddin’in Kılıcı
Haksöz Dergisi Sayı: 406/407

Ekin Yayınlarının sahibi, büyüğümüz Hamza Türkmen rehberliğinde Türkiye İslami mücadele sürecine emek vermiş, 17 aydın dostumuzla 25 Aralık 2024 tarihinde zalim Esed zulmünden kurtulmuş olan Suriye’ye İslami şahitliğimizin gereği olarak bir seyahat gerçekleştirdik.

61 yılın sonunda her türlü vahşetin, soykırımın, katliamın sonlandığı Bilad-ı Şam topraklarına gidişimiz kuşkusuz tarihe, ümmete karşı bir sorumluluğumuzdu. Bu yolculuğumuzun ana hikmeti, Allah Resulü’nün bir gün Kâbe’nin karşısında durup “Ey Allah’ın evi! Senin sahibine yemin ederim ki kuşkusuz sen çok mübareksin, çok azizsin. Fakat senin sahibine gene yemin ederim ki insanın hürmeti ve haysiyeti senden daha değerlidir.” diyerek verdiği mesajı yaşamamız ve bundan sonraki süreçte bunca kirletilen, yok edilen mümin hürmetlere karşı tarihsel vebalimizi hatırlamak içindi.

Yeni yüzyılımızın ilk çeyreğinde dünyanın hiçbir yerinde Suriye halkı kadar sıkıntı çeken başka bir toplum olmamıştır, hürmeti düşmemiştir, incitilmemiştir. Filistin halkı da kuşkusuz çağımızın en büyük vahşi terör devletinden çok çekti. Soykırıma uğradı. Mazlumiyet yönüyle eşit kaderi paylaşan aynı coğrafyanın sakinleri… Musibetleri kıyaslamak belki ahlaki değil; ama Filistin halkına gene vicdan temelinde dünya sahip çıktı. Suriye halkı ise büyük işkenceler ve katliamlara rağmen ümmet nezdinde hep tartışıldı. “Burası Ortadoğu; ne olacağı belli değil!” yaklaşımıyla değerlendirildi. Komplo teorileri havada uçuştu. Kafalar karıştı. Bu sürecin baş sebebi de İran ve destekçileriydi. Onlar “Diriliş Ekseni” adı altında Rafizi/Şii hegemonyasını yıllarca gerçekleştirme idealinde oldular. Suriye’de bir ailenin beş ferdi beş ayrı ülkeye dağıldı. Afrika kıtasına bile sığınanlar, sınır hatlarında vurulanlar, okyanuslarda boğulanlar oldu. Kendi öz ülkesinde parya olan soylu bir halk birçok yerde incitildi. Dilenci muamelesi gördüler. Kast sistemine uğradılar. Şartları en kötü cezaevlerinde işkencelere maruz kaldılar. Sanayi makinelerinde preslendiler. Hayvan muamelesi gördüler. Muhasara altında Yermuk ve Guta gibi kamplarda ölmemek için otlarla beslenmek zorunda kaldılar. Fakat bu şanlı, şerefli halk, bugün Şam Emeviyye Camii’nde Selahaddin’in kabrinin yanı başında sıkılan yumrukları ile tekbirlerle zaferlerini kutluyorlar. Cami avlusundaki mücahidlerin gözlerinde Kudüs’ün fethi görünüyor. Allah’a hamdolsun dün kendileriyle İdlib kırsalında mağarada görüştüğümüz mücahidlerle, bugün zalimlerden geri aldıkları saraylarında görüşüyoruz.

On bir yıllık direniş döneminde mücahidler hiçbir zaman yılmadı; cesaretlerini, metanetlerini hep korudular. Bu gözlemimi 2013 Ramazan’ında Genel Başkanımız Rıdvan Kaya ile beraber bir dost grubuyla Sermede şehrinde katıldığımız İbrahim suresini ezberleyen üç yüz mücahid için düzenlenen ödül töreninde görmüştüm. Camideki bu etkinlikte söz aldım. Mücahidlere hitaben “Gözlerinizde Kudüs’ü fetheden Hittin’deki Selahaddin’in askerlerinin bakışlarını görüyorum.” şeklinde başlayan duygusal hitabımızdan sonra konuşmam bitince bugünkü tuğgeneral rütbesinin sahibi o zaman Muhtar et-Türki diye bildiğimiz Ömer Muhammed Çiftçi tarafından: “Hocam bu hitabınız, bu mücahidleri Şam’a götürür.” dedi. Zira mücahidlerin hepsi tarihî konuşmamız bitinceye kadar bizi ayakta tekbirlerle karşıladılar.

Bu ziyaretimizde bu anıyı mücahid komutanın Muhtar’a hatırlatınca çok güldü. Hatırlıyorum dedi. Allah’a şükürler olsun o günleri de gördük.

Ümitsizlik, mümine yakışmaz; ama doğrusu ben böyle bir fethi hiç beklemiyordum; çünkü Suriye bizi çok yormuştu. Briket evler, kurbanların dağıtımı, yetimhanelerin inşası, mücahidlerin mutfak ihtiyaçları, öbür taraftan Türkiye içinde kendi bölgemizde ne yazık ki bu dev musibetin ihalesinin sadece bizde kalması kaldıramayacağımız bir yük durumuna dönüşmüştü artık. Ümitlerimi yitirmiştim. Fakat “kaderin üstünde bir kader vardı” ve Allah’a hamdolsun ki ilahi yasa tecelli etti.

Büyüklerimizin gerek uyum ve nezaketi gerekse düşünsel donanımlarındaki seviyesi programımızda çok güzel bir uyuma dönüştü. Hamza abinin buna benzer iki gezi programını daha önce Libya ve Tunus’ta yaşamıştık. Aynı manevi tadı aldığımızdan zatıalilerine duacıyız.

Bu süreçten sonra Suriye halkının bazı toplumsal imkân ve dinamikler açısından şanslı olduğunu düşünüyorum. Öncelikle rejim sicili açısından bütün dünyada meşruiyeti tartışılır hale getirecek görseller beklendiğinden daha fazla yayıldı Saydnaya ve Tedmur zindanlarındaki vahşilikler tüm dünyada ibretle izlendi. Rejimin çökmesi öngörülenden daha fazla toplumsal bir heyecan oluşturmuştur. Bu heyecan ve ödenen bedel toplumun her kesiminde, ülkenin inşasında gereken görev ve sorumlulukları alma konusunda güçlü bir özveriyi de besleyecektir.

Suriye’de devrim kutlamalarında artık sembol durumuna gelen Halep Kalesi, Şam Emeviyye Camii gibi yerlerin bile başlı başına halkı dinamik tutmada önemli bir role sahip olduklarını düşünüyorum.

Bilad-ı Şam halkının çok ağır bedeller ödemesi de yakalanan devrim nimetlerinin ucuza satılmayacağının garantisidir. Birçok ülkenin halkıyla toplumsal dinamikleri ile tarihi ile sosyal yaşamıyla hemhal olup sosyalleşmiş bir halkın kendi ülkesinde bir araya gelip dinamik bir toplum oluşturmasını hiçbir harici güç engelleyemez. Altmış yıldır özgürlüğe susamış, onurları rejimin hayvanca dürtülerine kurban edilen bir halkın sesini hiçbir güç kısamaz.

Yakın tarihimizde İslami devrim ve direnişleri düşündüğümüzde ve Cezayir, Mısır, Libya, Tunus örneklerinde olduğu gibi kısmen stratejik kusurlu bazı uygulamaları göz önünde bulundurduğumuzda HTŞ kurmaylarının intikam, dinî azınlıklar, kılık kıyafet vb. hususlardaki söylem ve pratiklerini tedricî bir yaklaşımla ele almaları hikmetle okunması gereken uygulamalardır. Dünya emperyalizmi tarafından terörist ilan edilen bir yapının böyle stratejik bir hamlede bulunmasını müminlerin feraseti olarak değerlendirmek mümkündür.

Toplumsal değişim ve dönüşümle ilgili yaklaşımlarını bizimle paylaşan Başyargıç Dr. Mazhar’ın bakış açısı devrimin geleceği açısından umut vericiydi.

Hülasa gözlemlerimizi şu temel hususlar üzerinden özetleyebiliriz:

- Altmış yıldan sonra Müslüman halkın özgürlüğe kavuşması, fıtri hakları kazanmalarından dolayı ülke genelinde büyük bir motivasyonla sevinç atmosferi oluşturdu. Fakat ülkenin baştan sona altyapısının tahrip olması; elektrik, su, yol, sağlık hizmetlerinin nerdeyse sıfırlanması ülkenin toparlanması için geniş bir zamana ihtiyaç olduğu gerçeği ile bizleri yüzleştirmektedir. Suriye’nin yeniden inşasında Türkiye başta olmak üzere komşu ülkelerle hikmetli ve sabırlı politikalar geliştirilmeli.

- Yeni yönetim kadrolarının liyakatli insanlardan oluşması ülkenin kısa vadede toparlanabilmesine büyük bir katkı sunacaktır.

- Ortadoğu’da birçok ülkede Saydnaya ve Tedmur zindanları gibi işkence hanelerin olduğuna dair bir gündemin insan hakları kuruluşları nezdinde sürekli gündeme getirilmesi gerekir.

- Suriye sınavında dünya Müslümanlarının İran’ı bütün yönleriyle tanımlayıp netleştirmesi gerekir. Bunca kirliliğe, vahşete, katliamlara eli bulaşmış bir gücün halen hem suçlu hem güçlü rolünde oynayabilmesi ve Şam Devriminin bir proje olduğu ithamlarıyla ümmetin bazı unsurlarını etkileyebilmesi çok acıdır.

- Bugünkü yönetimin Kürt bölgesine yönelik çok sabırlı, hikmetli ve tedricî politikalar geliştirmesi gerekir. O bölgede dindar halkı yanına alarak gençleri iyi inşa etmesi ve devrimin büyük işleyişinde bu gençleri değerlendirmesi gerekir. Bugünkü devrim kadrolarının Kürt bölgesinde Müslüman gençlerle ve bu bölgeden olup Türkiye, Avrupa, Irak gibi bölgelere göç eden Müslüman Kürt aydınlarla iletişim geliştirmesi görevi belki de bizim gibi Müslümanlara düşmektedir.

- Devrimin yakın geleceği ile ilgili en büyük endişem -Allah korusun- SMO ile HTŞ arasında yetki hesaplaşmasının yaşanması ihtimalidir. Çünkü SMO düşünsel bir gelenekten gelmediği gibi bu geleneğin gereği olan terbiye sürecinden de geçmemiştir. Aralarında çok da samimi olmadığını bildiğimiz unsurlar var. Bu saatte çok ayrıntılı bir değerlendirme yapmak hikmete aykırıdır. Bu konuda tek umut verici avantaj Türkiye’nin konumudur. Türkiye’nin böyle bir gerginliğe müsaade etmemesi gerekir.

- Türkiye’de bazı İslami camialarda Şam Devrimi ile ilgili çok can sıkıcı değerlendirmeler ve bakış açları mevcut. Belki de IŞİD’in geçmiş yıllarda bölgede oluşturduğu gerginlik sonucunda oluşan bir kanaat olabilir. Herkes komplo teorileri çerçevesinde olaya bakıyor. Eğer HTŞ’nin öncü kurmaylarının kanaatleri, bakış açıları ve bugünkü pratikleri iyi takip edilirse bu algının hiçbir kıymet-i harbiyesinin olmadığı anlaşılacaktır.

Şefik Sevim Arşivi