“Devrimin ruhu bu şehrin çocuklarının yüreğinde yaşıyor.
Biz göç edeniz, biz deniziz ve boğulanız.
Biz kılıç, kalem ve kağıdız.
Biz savaş topları ve çiçekleriz, biz güzel kokularız.”
-Abdulbasit Sarut-
Abdulkadir Salih, Hasan Abbud, Zahran Alluş, Abdulbasit Sarut… Şam’ın dişli domuzu çok kardeşimizi aldı aramızdan. Çok kardeşimiz bu tarihî devrimi sırtında taşıdı bugünlere.
Mart 2011’de Hamza el-Hatib kardeşimizin hikâyesi ile başlayan bu süreç çok ıstıraplar çektirdi bize. Türkiye haritasından daha iyi ezberledik güney coğrafyamızı. İşte Deyru’z-Zor, şurası Rakka, şurada Hama ve Humus, Halep şuralarda, M4 ve M5, Şam, Lazkiye, Tarsus… Ve Der’a. Ve Suveyde. Tabiî ki İdlib.
İdlib’in bizde ve hassaten bende önemi ve yeri büyük. Süreç içerisinde birçok şehir kazanıldı ve kaybedildi. Rakka’da sevindik ve üzüldük bir dönem. Halep çok ağır bir hüzün bıraktı üzerimize mesela. Ama İdlib bu çölleşen iklimde bir vaha gibi karşımıza çıktı. Gerek Türkiye’nin çabaları gerek Müslümanların mücadelesi ve tabiî Allah’ın yardımı ile İdlib milyonlarca insanın sığınacak son limanı oldu. Ve bu küçük şehir bugün Şam’ın zalim rejimini yerle yeksan eden o yiğitlerin yetiştiği yurt oldu.
İdlib’e kadar öyle ya da böyle parçalı ve düzensiz gelen direniş yapıları İdlib’de nizami bir teşekküle evrildi. Okullar açıldı, medreseler ve askerî eğitim veren yapılar oluşturuldu. Kısa sayılmayacak bir süre zarfında bir devlet yönetme pratiği elde edildi bu küçük beldede. Ve Müslümanlar burada mayaladığı direniş ruhunu Esed’in üzerine boca ediverdi. Şam 10 günde düşmedi. 13 yılın üzerine bir 10 gün saydı.
Sabit Olmadan Nabit Olmaz
13 yıl dedik. Bu süreçte Müslümanların sabrını gerçekten zorlayan, mücadele azmini yıpratan gelişmeler oldu. Madaya’da kedi yemek için fetva aradık bir dönem. Guta’da döne döne can verdi yavrularımız. Gelen videoları izleyemez, fotoğrafları seçemez olduk. Hiç ilgilenmesek binlerce işkence fotoğrafı gördük. Biz gördük de dayanamadık lakin milyonlar bu zulmü yaşadı. Bu zulmü yaşayan milyonlarca insan bir an olsun “Varsın Esed yönetsin ama bu zulüm bitsin.” diyerek geri adım atmadı. Zalim diktatörden af dilemedi. Mücadeleyi bırakıp rejime râm olmadı.
Milyonlar iffetle, izzetle sabretti. Allah var, hiç mahcup etmediler bizi. Şereflerine hiç leke sürmedi kardeşlerimiz. Bu zafer bu azmin, bu sabrın selametidir; bu mahsul bu sebatın nebatıdır.
Direniş Ekseni Safsatası
Bunca yıldır önümüze koyulan en büyük taşlardan birisi zalim Esed’in bir şekilde Filistin direnişinin önemli bir parçası olduğu yalanı idi. Gerçek şu ki Esed, Filistin direnişinin değil İran zalimliğinin önemli bir unsuru idi. Devrimle birlikte İsrail’in Suriye topraklarını işgal etmeye başladığını söyleyecek kadar arsız bu İrancı zalim güruh aslında o toprakların 1967 yılından beri işgal altında olduğunu ve Esed’in oraya tek bir taş bile atmadığını çok iyi biliyor.
Varsın Esed, Filistin davasına hamilik yapsın, bu onun bir başka Müslümana zulmetmesini meşru kılar mı?
Yermuk Kampı hepimizin malumu. 2011’den önce burada hatırı sayılır miktarda Filistinli yaşamakta idi. Sırf Hamas, Müslümanlardan yana tavır alıp Suriye’yi terk etti diye Esed bu kampta taş üstünde taş bırakmadı. Filistinlilerin hamisi (!) Esed binlerce Filistinliyi bu kampta katletti, açlığa ve mahpusluğa mahkûm etti.
Esed’in Filistin direnişinin önemli bir halkası olduğunu öne sürenler aslında Hamas’a Esed’i dayatanlardır. Hamas üzerinden abdest alıp meşruiyet kazanmak isteyen bu zalim güruh Beşşar Esed ve Kasım Süleymani gibi müfsitlerin kanlı ellerini Filistin ile yıkamak için bir nevi şantaj yapıyorlar. Filistinli direnişçilerin sözde desteği ile kendilerine meşruiyet edinen bu alçaklar bu argümanla katlettikleri Müslümanlara kılıf buluyorlar. Oysa ne demişti Raid Salah: “Kudüs’ün yolu Şam’dan geçer!”
Halkların Kardeşliğinden Diktatörlerin Azizliğine
Konuya yönelen yanlış bakış açıları İran kökenli tutumla sınırlı değil. Ortadoğu intifadaları sürecinde yeniden dünya ölçeğinde sosyalist-komünist bir devrim hayalleri kuran Türkiye’deki sol gruplar sürecin Müslümanlara iktidarı kapılarını açmasının ardından ise yaşanan halk hareketlerini karalama ve itibarsızlaştırma çalışmaları başlattılar. Bunun adı “İslamofobi”den başka bir şey değildir. Özellikle Suriye direnişi, bir zamanlar “halkların kardeşliği”nden bahseden ve direniş, özgürlük türkülerini dillerinden düşürmeyen sol grupların gerçek yüzlerini göstermesi açısından son derece önemli bir turnusol işlevi görmüştür.
Türkiye’nin Nusayrileri olan Alevilerden bir kesim ise dinsel bir ilinti kurarak gelinen noktada akrabalarının zulme maruz kaldığını; hatta bir Alevi soykırımı yaşandığını öne sürüyorlar. Yıllardır dökülen mazlum kanını Esed lehine sloganlar atarak sahiplenen bu ikiyüzlü kesim utanmadan insan haklarından, kardeşlikten falan bahsedebiliyor. Bu zümre kesinlikle ama kesinlikle dikkate alınmamalıdır.
Tüm bu gruplardan öte bir de mahallemizin kafası karışık bir kesimi var. Bu insanların genel tutumu masa başından Batılı metinler okuyarak Doğu’yu yorumlamalarıdır. Boğaz’dan Körfez analizleri yapan bu arkadaşlar maalesef ortaya kafaları gibi karışık izahlar koymaktan öteye geçemezler. Bunların bir kısmı eleştirilerini Suriye’de direnen Müslüman gruplara yöneltmişlerdir. Suriye’deki grupların silaha sarılmalarının hata olduğunu, silaha sarıldıkları için bu vahim tablonun ortaya çıktığını söyleyip dururlar. Gelinen noktada da zaferin geçici olduğunu, Suriye’yi daha kötü günlerin beklediğini söylemekten çekinmezler.
Bu kesim her ne kadar insancıl bir karakter çizmeye çalışsa da günün sonunda yüz binlerce insanın katilleri olan Esed, Kaddafi, Mübarek gibi diktatörleri savunduklarının farkına varamazlar veyahut daha kötüsü, bunları savunmaktan imtina etmezler.
Milyarlarca Müslüman Nerede?
Lakayt muhabbetlerin önemli gündem konularından biri dönüp dolaşıp başka diyar Müslümanlarını acımasızca eleştirmek oluyor. Dünyanın ve mahsusen coğrafyamızın kanayan yaraları karşısında herkesin tepkisi “Nerede bu Müslümanlar?” oluyor. Oysa sorunun ilk muhatabı soruyu soran olmalı.
Bunun da ötesinde bu tarz ithamlar ümmete bir haksızlık içeriyor. Bu ümmet Afganistan’da ABD’yi söküp attı topraklarından. Kabil yeniden fethedildi. Bangladeş’te kardeşlerimiz Ganabhaban Sarayı’nı düşürdü, katil Hasina’yı ülkeden kovdu. İşte Gazze’de üzerlerine dünyanın tüm konvansiyonel silahları boca edilirken direnen bir avuç yiğit Müslüman… Buyurun; kimi Rus, kimi Fars, kimi bilmem ne bela bir güruha karşı koyan Suriye’nin yiğit evlatları…
Sözün özü, Müslümanlar mücadele ettikleri her yerde yüzümüzü ağartan işler yapıyorlar. Müslümanların şerefini yine Müslümanlar koruyor; ümmet sancağını dalgalandırıyorlar.
Bize Ne Düşer?
Meselelere dışarıdan bakmak, içerisine müdahale etmeden kibirli bir edayla üst merci gibi konumlanmak bir hastalıktır bu mahallede. Başta bu tutumdan beri olmalıyız. Mütevazı bir şekilde bu zaferi kucaklayan kardeşlerimize üstten bakan, yol yordam öğretmeye kalkan cümlelerden kaçınmalıyız. Biz bu işin içinde olduğumuz sürece kendimizi nasipli saymalıyız. Allah’a, bu muzaffer mücahidlerle temas kurabildiğimiz için şükretmeli, bunu bir lütuf olarak kabul etmeliyiz. Yoksa yapıp etmelerimizin heba olma riski her an kapıda beklemektedir.
Bu zamana kadar yapageldiğimiz çabaları sürdürmeli, bizden beklenen ölçüde ve şekilde yardım faaliyetlerine devam etmeliyiz. Öğretmeye değil öğrenmeye efor sarfetmeliyiz. Uzun zaman konuşulacak bir tarihin yazıldığı şu günlerde bu tarihin bir parçası olmakla haklı olarak gurur duymalı lakin bu tarihin yazılışına karınca misali su taşımakla yükümlü olduğumuzu unutmamalı, zafere payanda koyucu bir tutumdan uzak durmalıyız.
Kardeşlerimiz direndi, geri durmadı, öldü, işkenceye uğradı ama sabırla mücadeleden vazgeçmedi. Allah’ın lütfuyla filizlenen bu mübarek fethi sahiplenip sulamaktan başka bir yol aramamalıyız. Mutlak galip gelecek olanlar Allah’ın dinine yardım edenlerdir ve her türlü güç ve irade Allah’ın iradesi karşısında mağlup olacaktır. Allah-u Teâlâ’dan Suriyeli kardeşlerimizi muvaffak kılmasını, başta Gazzeli kardeşlerimiz olmak üzere tüm coğrafyamızda mücadele eden kardeşlerimizi de muzaffer etmesini temenni ediyoruz. Yeryüzünü, ekini ve nefsi ifsad eden azgın tüm güruhun yerle yeksân olması duasıyla…


