İslam Akidesinin Yılmaz Savunucusu Bir Âlim: Vâsıl b. Atâ
Haksöz Dergisi Sayı: 397/398 - Nisan/Mayıs 2024

Hayatı

Mu‘tezile'nin kurucusu olarak görülen âlim Ebû Huzeyfe Vâsıl b. Atâ el-Gazzâl el-Basrî (ö. 131/748) Ebu’l-Ca‘d künyesi ile de bilinmektedir. Tabakat kaynaklarında Mu‘tezile'nin dördüncü tabakasında gösterilen Vâsıl b. Atâ (واصل بن عطاء), 80/699 yılında Medine’de doğmuştur. Kaynaklarda lakabı olan Gazzâl’in (dokumacı), bu meslek erbabının pazarında vakit geçirerek tespit ettiği yardıma muhtaç kadınlara yardım etmesinden dolayı verildiği; aynı zamanda azatlı köle olduğu belirtilmektedir. Şu da var ki ilerleyen zamanlarda ihtiyaç sahiplerine cömertçe yardım etmesi, zamanının çoğunu ilme ayırması azat edilmiş olduğu kanaatini güçlendirmektedir.

Hayatına dair fazla bilgi bulunmayan Vâsıl’ın çocukluk ve gençlik yıllarının büyük bir kısmının geçtiği Medine’de, Muhammed b. Hanefiyye’nin (ö. 81/700) oğlu Ebû Hâşim Abdullah’tan (ö. 98/716) dersler aldığı bilinmektedir. Hocası ile bazı konulardaki görüş ayrılıkları nedeniyle Basra’ya gitmiş ve Hasan Basrî’nin (ö. 110/728) ilim meclislerine devam etmiştir. Hz. Hüseyin’in torunu ve Zeydiyye mezhebinin imamı olarak bilinen Zeyd b. Ali (ö. 122/740) de Vâsıl b. Atâ’nın talebesi olmuştur.

Yaygın rivayete göre bir gün Hasan Basrî’ye birisi gelerek büyük günah meselesinin çok tartışıldığını ve hangi görüşü benimseyeceklerini şaşırdıklarını söyleyerek bu konudaki kanaatini sormuştur. Hasan Basrî, henüz cevap vermeden Vâsıl, bu durumdaki kişinin mümin de kafir de kabul edilemeyeceğini, onun ancak fâsık biri olabileceğini söylemiştir. Oysaki Hasan Basrî, böyle birinin münafık olduğu görüşüne sahiptir. Hal böyle olunca Vâsıl, büyük günah işleyenin durumu (mürtekib-i kebire) ile ilgili Hasan Basrî’nin görüşünden ayrışarak (اعتزال) arkadaşı ve Mu‘tezile'nin kendisinden sonraki önderi kabul edilen Amr b. Ubeyd (ö. 144/761) ile birlikte aynı mescidin başka bir yerinde ilim halkası oluşturmuşlardır. Böylece bu isimlerle yeni bir fikrî hareket başlamış oldu ve takipçilerinin süreç içerisinde artmasıyla muhalifleri bunlara Mu‘tezile dedi.

Sünnî kaynaklarda genellikle Hasan Basrî’nin, Vâsıl’ın kendi ilim halkasından böylelikle ayrılmasına binaen: “Vâsıl bizden ayrıldı / اعتزل عنا واصل” dediği kaydedilmektedir ki böylece takipçileri de adeta efsaneyi andırırcasına, Mu‘tezile (معتزل) kelimesiyle anılır olmuştur. Gelişen bir ekol ve çevre olarak kendileri ise hareketlerini ashâbu’l-adl ve’t-tevhîd (أصحاب العدل والتوحيد), el-fırkatu’n-nâciye (الفرقة الناجية) gibi adlarla anmışlardır.

Basra’da Amr b. Ubeyd’in kız kardeşi ile evlenip hayatının geri kalanını burada geçiren Vâsıl b. Atâ, zâhid ve âbid bir kişiliğe sahipti. Mülhid olduğu kanaatiyle Mehdî-Billâh (ö. 169/785) tarafından öldürüldüğü iddiası bir yana 131/748 yılında vefat eden Vâsıl, çok konuşmayı sevmemesine karşın, edebiyat, cedel konusunda maharetli; naklî ve aklî delilleri yorumlamada söz sahibi bir âlimdi. Hatta o, bu vasıflarıyla Mu‘tezile'nin hatibi (خاطب المعتزلة) olarak anılmıştır. Vâsıl, ayrıca Mu‘tezile'nin içinde zuhur eden Vâsıliyye (واصلية) adlı ilk fırkanın kurucusu ve lideri sayılmıştır. Zira o, bir mezhep kurucusu olarak liderlik özelliklerine sahip bir şahsiyetti.

Eserleri ve Çalışmaları

Vâsıl b. Atâ’nın yazdığı risâle türündeki eserleri beş kısma ayırmak mümkündür.

1. Mu‘tezile mezhebinin esaslarıyla ilgili olanlar.

2. Çeşitli fırka ve mezheplere yönelik reddiyeler.

3. Mevâiz türünden risâleler.

4. Kur’anî yorumlar.

5. Verdiği fetvalar.

Ancak bu eserlerin çok azı günümüze ulaşabilmiştir. Onun eserlerine dair bilgilere genellikle Mu‘tezile tabakat kitaplarında rastlanmaktadır. Mamafih bazı risâlelerinin, başka müelliflerin kitapları içerisinde bize ulaştığı da bilinmektedir.

Vâsıl b. Atâ, ilmî kişiliği yanında edebî yönü de güçlü bir hatip olarak bilinmektedir. Öyle ki ra (ر) harfini telaffuz edemediği için konuşmalarını ve şiirlerini bu harfi kullanmadan rahatlıkla yapabilmiştir. Bu bağlamda onun “Kitâbu Hutbetihi elletî ehrece minhâ er-ra” isimli hutbesi meşhurdur. Öte yandan Şehristânî (ö. 548/1153), Hasan Basrî tarafından kaleme alınıp Emevî Halifesi Abdülmelik b. Mervân’a (ö. 86/705) gönderildiği bilinen kader konusundaki risâleyi aslında Vâsıl’ın yazdığına dair bir tahminde bulunmaktadır. Zira Şehristânî, risâledeki bazı hususları Hasan Basrî’ye yakıştıramamaktadır. Mustafa İslamoğlu ise Hasan el-Basri'nin Kader Risalesi Şerhi’nde bu yakıştıramamayı, Şehristânî’nin mezhep taassubuna bağlamaktadır. Bu tespit isabetli gözükmektedir zira Şehristânî’ye göre Basrî, selefin yolundan ayrılmış olamaz. Burada kilit soru, selefin kim olduğudur? Şayet Basrî de selef değilse ve Şehristânî kendi dönemine kadar şekilden şekle girerek oluşmuş Sünnî gömleği Hasan Basrî’ye giydirmeye çalışıyorsa ona selam olsun denir.

Vâsıl’ın adı bilinen eserleri şunlardır: Kitâbu mâ cerâ beynehû ve beyne Amr b. Ubeyd, Kitâbu’l-Hutab fi’t-tevhîd ve’l-adl, Kitâbu’l-Asnâfı’l-Mürcie, Kitâbu’t-Tevbe, Kitâbu’l-Me‘âni’l-Kur’ân, Kitâbu’l-Menzile beyne’l-menzileteyn, Kitâbu’s-Sebîl ilâ Ma‘rifeti’l-Hakk, Kitâbu Tabakati ehli’l-ilm ve’l-cehl, Kitâb fi’d-Da‘vâ, Kitâbu’l-Futyâ, Elf mes’ele fi’r-red ale’l-Ma‘neviyye.

Düşünceleri ve Değerlendirme

İslâm düşünce tarihinde belirgin bir iz ve etki bırakmış, âlim şahsiyetlerden biri de Vâsıl b. Atâ’dır. O, dinî anlayışı itibarı ile dönemine damgasını vurduğu gibi sonraki zamanlarda da kendisinden söz ettirmiştir. Vâsıl b. Atâ, kendi döneminde mevcut olan mezhep ve fırkaların görüşlerini en ince noktalarına kadar çok iyi bilen, çeşitli ilim dallarında otorite kabul edilen ünlü bir bilgindir. Mu’tezile’nin kurucusu olması yanında fesâhat ve belâgatteki yeteneğiyle de ön plana çıkmıştır. Hazır cevaplılığı, irticâlen konuşma yeteneği, üstün bir zekaya sahip olması ve özellikle cedel kabiliyeti ile de büyük bir ün yapmıştır. Edebiyatın her türlü inceliğini gayet iyi bildiği gibi, bir konu hakkında tartışmaya girdiği zaman karşısındakini hemen etkisi altına alabilecek nitelikte büyük bir ikna gücüne sahipti.

Kurucusu olduğu mezhebin esaslarını yani doğru bulduğu ilke ve prensipleri yaymak için gece gündüz demeden çalışırken, ayrıca bunları kuvvetli naklî delillerin yanı sıra inkârı güç birtakım aklî delillere de dayandırmaya büyük bir özen göstermiştir. Bugüne de örnek olacak biçimde sert ve dışlayıp yargılayan bir üslup kullanarak insanların tepkisine ve kötülükte ısrar etmelerine yol açmak yerine müjdeleyici ve yumuşak bir üslupla insanları, verilen mesajlara iknaya muvaffak olmuştur. O, karşısındaki insanların bilgi ve kültür yapısını, dinî, ahlâkî ve sosyal ihtiyaçlarını dikkate alarak eğitici, bilgilendirici ve yol gösterici bir yöntem benimsemiş; korkutucu bir üslup yerine ümit verici ve özendirici bir metot izlemiştir.

Mu‘tezile mezhebinin birçok kaynakta Vâsıl b. Atâ ile ortaya çıktığı savunulmasına karşın Mu’tezilî tabakat eserlerinde fırka, Hz. Peygamber’e kadar dayandırılmaya çalışılmaktadır. Bu durumun, söz konusu mücadeleyi veren diğer mezhep, fırka ve cemaatlerde olduğu gibi mezhebin meşruiyet ve hâkimiyet kazanmasına matuf olduğunu belirtmek mümkündür. Nitekim kısmen Mu‘tezile'de de görüldüğü üzere çoğu mezhep, fırka ve tarikat; haklılık iddiasını savunmak, kendisini “meşru” bir zeminde ifade edebilmek ve kurtulan fırka “tapu”sunu alabilmek adına özellikle müteşabih ayetleri kendisini teyit eder biçimde yorumlamış ve Hz. Peygamber’e isnat edilen rivayetleri de ne yazık ki çoğu zaman sıhhatini de ıskalayarak delil olarak kullanmaktan çekinmemiştir.

Vâsıl’ın i‘tizâl diye nitelenen görüşlerinin, genelde Hasan Basrî’nin meclisinde büyük günah işleyenin durumu ile ilgili tartışma neticesinde ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Buna göre onun, büyük günah işleyenin, mümin veya kafir olarak nitelendirilemeyeceğini, bu durumdaki kişinin, Basrî’nin münafık diye nitelemesine zıt olarak fâsık olduğunu ve iman ve küfür lokasyonları (el-menzile beyn el-menzileteyn) arasında bulunduğunu ifade ettiği belirtilmiştir.

Vâsıl’ın büyük günah işleyenin durumu ile ilgili bu bakış açısı, zamanla Mu‘tezile'nin beş temel (Usul’ul-Hamse / الأصول الخمسة) prensibinden birisi haline gelmiştir. Ne var ki muhalifleri onun bu görüşünün Haricilerin görüşü olduğunu fakat korkudan takiyye yaparak farklı şekilde ifade ettiğini savunmuş ve Mu‘tezile mensuplarını Kadınsı Hariciler veya Haricilerin korkakları anlamında “muhannisu’l-havaric / مخنث الخوارج” olarak isimlendirmişlerdir.

İslam mezheplerinde Allah’ın varlığı ve birliği hakkında görüş birliği olmasına rağmen O’nun (c) sıfatları, zamanla tartışılan konulardan birisi olmuştur. İki kadim ilahın imkânsızlığı (temanu) mevzusundaki ittifaktan hareketle Vâsıl, kıdem dışındaki sıfatların Allah’a isnat edilmesini reddetmiştir. Zira sıfatların kabulü, bu sıfatların da kadim olduğu anlamına gelmektedir ki böyle bir tanrı tasavvuru olası değildir. Çünkü Allah’ın zâtı dışında sıfatların da kabul edilmesi, O’nun dışında kadim varlıkların olduğu (teaddüd-i kudema) manasına gelmektedir ki böylesi bir düşünce kişiyi şirke götürmektedir.

Sıfatlar meselesi gibi insan fiilleri ve kader meselesi de Hz. Peygamber’den hemen sonra gündeme gelen konulardan birisi olmuştur. Bu bağlamda Kaderiyye diye anılan hür irade düşüncesinin ilk temsilcilerinden Ma‘bed el-Cühenî (ö. 83/702?) ve irade hürriyeti konusundaki fikirleriyle Kaderiyye fırkasının doğuşunu hazırlayan tâbiîn dönemi âlimlerinden Geylan ed-Dimaşkî (ö. 120/738?) tarafından insanın fiillerinde özgür olduğu görüşünün tartışıldığı bilinmektedir. Vâsıl da onların bu konudaki görüşünü benimsemiştir. Ona göre Allah’tan şer/kötülük sadır olmaz. Allah, insana fiil yapma güç ve iradesi vermiştir. İnsan bu gücü, olumlu veya olumsuz fiil işleme konusunda kendisi kullanır. Aksi takdirde Allah’ın, gücü ve iradesi olmayan insanı cezalandırması olur ki bu, adalet ilkesine uygun değildir. Bu görüşünü “Allah, hiç kimseye gücünün yeteceğinden fazla yük yüklemez. Herkesin yaptığı iyilik lehine, kötülük de aleyhinedir.” (Bakara, 2/286) ayetiyle temellendirmiştir.

Vâsıl b. Atâ; Hz. Ali ile Hz. Âişe arasında cereyan eden Cemel (36/656) ve Hz. Ali ile Muaviye arasında gerçekleşen Sıffin savaşına (37/657) katılanlar hakkında dile getirilen genel görüşlerin aksine bu savaşa katılan taraflardan birisinin hatalı ve fakat bunu tayin etmenin meşakkatli olduğunu söylemiştir. Hatalı tarafın belirlenmesinin zorluğundan mütevellit bu savaşlara katılan hatalı taraf hangisiyse o tarafın büyük günah işleyerek fâsık olduğunu ve ayrıca Hz. Osman ile Hz. Ali’nin de hata etmiş olabileceğini belirtmiştir. Yine hatalı tarafın kesin şekilde belirlenememesinden hareketle iki tarafın da şehadetlerinin kabul edilmemesi gerektiğini savunmuştur. Fırka taassubu ve fanatizme varan Sünnî taraftarlığıyla bilinen Abdulkâhir el-Bağdâdî (ö. 429/1037) kader, menzile beyne’l-menzileteyn, Cemel ve Sıffîn savaşlarına katılanlar hakkındaki görüşleri sebebiyle Vâsıl b. Atâ’yı tekfir etmiştir. Bu vesileyle Mezhepler Tarihinin Klasik Kaynakları: İçerik ve Özellikleri isimli eserimizde de örneklemelerle genişçe izah ettiğimiz gibi genel anlamda klasik mezhepler tarihi kaynak ve yazarları, yorum ve tercihlerinden oluşan paradigmalarını yegâne hakikat olarak tescilleyip siyasî ve ilmî sahaya hâkim olmak adına fırka ve mahalle refleksiyle muhaliflerini ve özellikle de vizyon ve misyonuyla tarihe geçmiş zevatı öteleyici ve karalayıcı bir dil kullanabilmektedirler. Dolayısıyla tanım, iddia ve aktarımlarının farklı kanallardan da teyit edilmesi icap etmektedir.

Vâsıl’a göre imamet konusunda, imam olacak kişide iman ve adalet şartının olması, imamın Müslümanların seçimi ile tayin edilmesi gerekir. İmamın Kureyş’ten olması şartı bulunmamaktadır. Buna göre imametin Kureyşiliği konusunda Kur’an ve Hz. Peygamber’in herhangi bir belirleme yapmadığını, bu nedenle de gerekli niteliklere sahip her Müslümanın bu görevi yerine getirebileceğini savunmuş olan Vâsıl b. Atâ, ister Kureyş’ten isterse başka bir kabileden (ve milletten) olsun gerekli şartları taşıyan her Müslümanın imam olabileceği ve her asırda bir imamın bulunması gerektiği görüşüyle imamet konusundaki tartışmalarda ideal ve mutedil bir görüş benimsemiştir.

Muhaliflerinin kendisini kâfir ve kaderci olarak nitelendirmelerine aldırmayan İbn Atâ, kendisini İslam’ı yaymaya ve müdafaa etmeye adamış; yetiştirdiği öğrencilerini muhtelif yerlere göndererek İslamiyet’in tanınmasını sağlamıştır. Onun bu gayret ve çalışmaları muhalifleri tarafından bile takdirle karşılanmıştır. Zira Vâsıl b. Atâ, ayrıca hayatı boyunca bâtınî yorumlara ve hâricî itirazlara karşı durmuş, saf İslam akidesinin yılmaz savunucusu olarak bir denge unsuru olmuştur. Allah ona ve bu dengeyi sağlamak adına ömür tüketmiş diğer âlimlere rahmet etsin.

Kaynakça

Abdulhamit Sinanoğlu, İslâm’da Akılcı Düşüncenin Önderleri Ebû Hanife ve Vâsıl b. Ata, İstanbul: Rağbet Yayınları, 2019.

Ebu’l-Feth Muhammed eş-Şehristânî, el-Milel ve'n-Nihal, thk. Emir Ali Mehna & Ali Hasan Faur, 3. Bsk., (Beyrut: Dâru'l-Ma'rife, 1993/1414), 1/40, 59-63, 180-181.

Ebü’l-Hasan e-Eş‘arî (ö. 935), Makâlâtü’l-İslâmiyyîn İlk Dönem İslâm Mezhepleri, çev. Ömer Aydın & Mehmet Dalkılıç, (İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2019), 326.

Fatih Sancılı, “Mu‘tezile Düşüncesinin Oluşum Sürecinde Vâsıl b. Atâ’nın Kelâmî Görüşleri”, Sosyal Bilimler Dergisi (Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi), 9/59, (2022), 106-143.

Fuad Seyyid, Fadlu’l-İ‘tizal ve Tabakatu’l-Mu‘tezile, nşr. Fuad Seyyid, (Beyrut: Daru’l-Farabî; Berlin: Klaus Schwarz Verlag, 2017/1439), 202-212 (234-242). [İçindekiler: Ebu’l-Kasım el-Belhî, Zikru’l-mu‘tezile min kitabi’l-makaklat, (1-81); Abdulcebbar b. Ahmed, Fadlu’l-i‘tizal ve tabakatu’l-Mu‘tezile, (85-368); Ebu’s-Sad el-Muhassin el-Cuşemî el-Beyhakî, Şerh uyunu’l-mesail, (371-428)]

Kemal Işık, “Mu'tezile'nin İlk Kurucusu Vâsıl b. Atâ ve Büyük Günah Meselesi”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, (Ankara 1981), 337-357.

Mehdî-Lidînillâh Ahmed b. Yahyâ b. Murtazâ İbnu’l-Murtazâ (ö. 840/1437), Tabakatu'l-Mu‘tezile, thk. Susanna Diwald-Wilzer, Wiesbaden: Franz Steiner Verlag, 1961/1380. (Beyrut: el-Matbaatu'l-Katolikiyye [Imprimerie Catholique]), 28-35.

Muhammed Aruçi, “Vâsıl b. Atâ”, DİA, (İstanbul 2012), 42/539-541.

Muhammed Ragıp Kaplan, “Vâsıl b. Atâ ve Sahabe Dönemi Siyasi Olaylarından Hz. Osman’ın Öldürülmesi ile Cemel Savaşını Değerlendirme Biçimi”, e-Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi, XI/23, (2019), 395-412.

Muhammet Selim İpek, “Vâsıl b. Atâ’nın ‘Râ’sız Hutbesi”, The Journal of Academic Social Science Studies [JASSS], 34, (2015), 199-204.

Mustafa Akman, Mezhepler Tarihinin Klasik Kaynakları İçerik ve Özellikleri, İstanbul: Ensar Neşriyat, 2019.

Mustafa İslamoğlu, Hasan el-Basri'nin Kader Risalesi Şerhi, 1. Bsk., (İstanbul: Düşün Yayıncılık, 2012), 61, 76, 78.

W. Montgomery Watt, İslam Düşüncesinin Teşekkül Dönemi, çev. Osman Demir, 1. Bsk., (İstanbul: Ketebe Yayınları, 2021), 14, 42, 219, 318-328, 346-347, 368, 400.

W. Montgomery Watt, İslami Tetkikler: İslâm Felsefesi ve Kelâmı, çev. Süleyman Ateş (Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, 1968), 62-64.

Mustafa Akman Arşivi
397 Sayı: 397/398 - Nisan/Mayıs 2024 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler