Allah seni özgür yaratmışken başkasının kölesi olma!
Hz. Ali
Bir Sosyal Örgütlenme Biçimi Olarak Kölelik ve Cariyelik
Köle, kökeni itibariyle özgür olmayan bir toplum sınıfından gelen, satılıp alınabilen, iktisadi bir araç olarak görülen ve bir efendiye bağımlı olan kişi demektir. Başka bir ifade ile köle; keyfî, totaliter, müstebit bir güce veya şahsa boyun eğen kişi demektir. Eğer boyun eğmek zorunda kalan bu kişi kadın ise ona da cariye adı verilir.1
Cariye, hizmetlerindeki sürat ve kıvraklık sebebiyle genç kız ve taze gelinlere; yaygın olarak da efendilerinin emir ve hizmetleri dairesinde hareket ettikleri için hürriyeti elinden alınmış kadınlara isim olarak kullanılmıştır.2
Sosyal Bilimler sözlüğünde ise köle, mülkiyet nesnesi kabul edilerek aynen mülkiyete konu olan eşya, mal veya varlıklar gibi muameleye maruz bırakılan bir insan; başka insanlar tarafından sahiplenilen, alınıp satılan, yasa ve töreler çerçevesinde kendisine hiçbir bedel ödenmeksizin emeğinden yararlanılabilen ve mülkiyete konu olan insandır.3
Kölelik4 sistemi İslam’dan önce de sadece Arap yarımadasında değil hemen hemen bütün toplumlarda bir sosyal sınıf olarak görülmekteydi. Örf ve kültür tarafından sistemleştirilmiş kölelere insani yaşam hakları genellikle tanınmamıştı.
Köleliği Besleyen Tarihî Gerekçeler
Köleliğin gelişimine yardım eden kaynaklar çok çeşitli idi. Savaşlarda esir alınıp köle edinilenlerin yanında, korsanlık ve kaçırma ile insanlar köle haline getirilebiliyorlardı. Öldürmek, çalmak, zina etmek gibi birtakım suçlar işleyenler köleliğe mahkûm ediliyorlardı. Borçlunun borcunu ödeyememesi de bazı hukuklarda köle olması için yeterliydi. Babanın çocuğunu köle olarak satması mümkünken, belli bir para karşılığında kişinin kendini satma yetkisi mevcuttu. Bütün bunlarla birlikte babası hür de olsa, köle bir anneden doğan çocuğun köle sayılması kölelerin sayısının artmasına neden oluyordu. O kadar ki birçok toplumda köle adedinin özgür insanların sayısını kat kat aştığı görülüyordu.5
Hatta Antik Çağ'ın ünlü filozofları kölelik kurumunu tabiî ve gerekli görmektedirler. Ayrıca ne Tevrat'ta ne de İncil’de kölelerin azat edilmesinden bahsedilmektedir. St. Thomas d'Aquino'ya göre ise kölelik Hz. Âdem’in ilk günahının kaçınılmaz sonucudur.6
Tarihte kölelik gerek teolojik gerekçeler ile olsun gerekse ekonomik koşullardan ve sınıfçı olarak kabul edilmiş sosyal örgütlenmeden dolayı olsun hayatın vazgeçilmez bir unsuru idi. Bunun en dramatik yönü kölelerin de bu yaşam biçimini özümsemiş olmalarıdır.
Maddi ihtiyaçları köleler giderir, ev işlerini görür, tarlalarda çalıştırılırlardı. Hatta saygıdeğer meslekler sayılan hizmetleri bile köleler üstlenirlerdi, çünkü bu meslekleri para karşılığında özgür kişilerin yerine getirmesi utanç verici olarak görülüyordu.7
Köleler bu işleri yerine getirirken insanlık onuruna aykırı muamelelerle karşılaşıyorlardı. Örneğin, Roma'da bazı köleler köylerde kâhyalar tarafından işkenceye maruz kalıyor ve toprakla birlikte alınıp satılıyorlardı. Bu durum “toprak köleliği” kavramını doğurdu. M.Ö. 2. yüzyıldan başlayarak Romalılarda lüks ve eğlenceye düşkünlük artınca köleler bir eğlence aracı haline geldiler.8
İslam’ın Köleliğe Bakışı
Kölelik İslam’ın ilk indiği çağda ekonomik ve sosyal yaşamın bir parçası olarak kabul edilmekteydi. Hatta savaşların bir gerekçesi de köle sahibi olmaktı. Bu vesileyle köle, sahibi için maddi değeri olan, alınıp satılabilen ve miras olarak bırakılabilen ticari bir mal hükmündeydi.
Kölelik İslam’ın icat ettiği bir sistem değildir. Fakat o çağda doğudan batıya birçok ülke ve bölgede kölelik uygulaması vardı. İslam, bir toplum ile bu kadar bütünleşik olan bir sistem olan köleliği bir bıçak gibi tek celsede ve bir emirle kaldırmayı uygun görmemiştir, çünkü İslam’ın temel prensiplerine bakıldığında belli emir ve yasaklar toplumsal dönüşüm gözetilerek, zamana yayılarak ve belli gerekçelere bağlanarak gündeme getirilmiştir.
Ayrıca kölelik kökten yasaklanarak ani bir değişim yapılsaydı büyük bir toplumsal direnç ile karşılaşılırdı. Sosyal kuralların yavaş yavaş ve toplum tarafından özümsenerek uygulanması bugün modern sosyal bilimler tarafından da doğruluğu kabul edilen bir yöntemdir. Sosyal bir toplum inşa eden İslam, 23 yıllık bir süre içeresinde ilahi yasaların nispeten uygulanabilmesi için ancak uygun bir zemin bulabilmiştir. İşte bu gerekçeye binaen kölelik tedricî bir süre içerisinde peyderpey teşvik edilerek uygulanan sosyalizasyon yöntemleriyle ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.
Miladi 630’a kadar İslam toplumunda köleliğin ortadan kaldırılması için İslam peygamberi ve Müslümanlar mücadele ederken modern Batı’da, büyük bir medeniyet pazarladığını iddia eden ülkelerde kölelik yüzyıllarca devam etmiştir. İslamiyet’e kadar köleliğin kaldırılmasına yönelik hiçbir toplumda ciddi bir çaba gözükmemektedir.
Kölelik-efendilik düzeni, medenî kabul edilen toplumlar da dâhil her devirde ve her toplumda bir biçimde varlığını korumuştur.9 Mesela İngiliz sömürgelerinde köleliğin kaldırılması İslam’dan bin iki yüz küsur yıl sonra 1833’te gerçekleşti. Kölelik Fransa’da 1848’de, ABD’de ise kanlı bir iç savaş sonrasında 1865’te kaldırıldı. Dünyanın belli ülkelerinde 20. yüzyıla kadar kölelik devam etti. Dünyada köleliğin resmen kaldırıldığı son ülke Moritanya’dır ki orada da takvimler 1980 yılını göstermekteydi.10
İslam, sosyal ve ekonomik yaşamla paralel yürümesinden dolayı köleliği kademeli bir yöntem izleyerek kaldırmıştır. Köleliği aşamalı kaldırmak için köle azat etmenin sürekli faziletlerinden bahsedilmiş, Müslüman olanların bu ekonomik ve sosyal yönlü döngüden kendi iradeleriyle çıkmaları teşvik edilmiştir.
Köleliğin Kaldırılmasında İslam’ın Sunduğu Çözümler
Tarihin her devrinde insanlık dışı ağır işlerde kullanılan, pazarlarda satılan, zulüm ve işkencenin her türlüsü reva görülen köleler ancak İslamiyet’le beraber insani bir pozisyona kavuşup rahat nefes alabilmişlerdir. İslam’ın indiği toplumda köleleştirilen insanlar aşağılanmış, ezilmiş, insani bakıştan yoksun bırakılmış durumdaydılar. Kökü derinlerde olan sınıfçı bir toplumda köleliğin gerçek anlamda kaldırılması uzun yıllara yayılan meşakkatli çabalar ve bir zihniyet devrimi sonucunda ancak mümkün olabilmiştir.
Görüldüğü gibi, köleliği ve cariyeliği ilk defa İslam icat etmemiştir. İslam’ın indiği 7. yüzyıl koşullarında önemli bir sosyal yapı olan kölelik birtakım zaruretler sebebiyle belli bir süreye kadar devam etmiştir. Ancak hemen ortadan kaldırılmamışsa da kölelere yönelik kötü muamelelerin önü alınarak öncelikle ıslah yolu tercih edilmiştir.
İslam, insanlık ayıbı ve sosyal bir yara olan hürriyetten yoksun kölelik müessesesini ortadan kaldırmak için derin bir strateji izlemiştir. Sosyal bir gerçeklik olan kölelik müessesesini öncelikle ıslah etmek ve sonrasında tedricen ortadan kaldırmak için etkin bir dizi yöntem kullanmıştır.
Köleliğin Aşamalı Kaldırılması İçin Kur’ani Yöntemler
a) Kurumsal yapıya sokulması: İlk etapta Bedir Savaşı’ndan sonra esirlerle ilgili inen Enfal suresi 67. ayette esirliğin kurumsal bir yapıya sokulması istenmiştir.
b) Bedelli bedelsiz azat edilmeleri: Muhammed suresi 4. ayette esirlerin bedelli (fidye) veya bedelsiz serbest bırakılması istenmiştir. Ayrıca okuryazar olan kölenin on kişiye okuma öğretmesi karşılığında serbest kalması sağlanmıştır.
c) Hürriyet sözleşmesi: Nur suresi 33. ayette, bedelini ödemek suretiyle hür olmak isteyen köle ve cariyelerin, mükâtebe adı verilen sözleşme taleplerinin kabul edilmesi emredilmiştir.
d) Evlendirme: Nur suresi 32. ayette “Köle ve cariyelerinizi evlendirin. Fakir olduğu için evlenemeyen köleye yardım edin, onları destekleyin.” denilmektedir.
e) İkinci eş olarak özgürlüklerine kavuşturulmaları: Nisa 3 ve 25. ayetlerde cariyeliğin sonlandırılması için çoklu evlilik teşvik edilmektedir. (Cariyenin özgür bırakılması o çağda sahipsiz bir kadın olarak çeşitli sosyal krizlere veya ahlaki problemlere yol açabiliyordu. Böylece aile içi bir sosyalizasyon suretiyle hürriyetlerine kavuşmaları sağlanmaktadır.)
f) Mümin köle ve cariyelerle evliliğin teşvik edilmesi: Bakara suresi 221. ayette “Müşrik biriyle evlenmektense mümin bir köle ve cariye daha hayırlıdır.” denilerek kölelerin özgürlüğüne kavuşması için bir teşvikte daha bulunulmuştur.
g) Kefaret: Nisa 92, Maide 89, Mücadele 3-4 ve 20. ayetlerde çeşitli suçlar ve günahlar (yemin, zıhar, yanlışlıkla adam öldürme) için diyet (kefaret) olarak köle azat etmek teşvik edilmiştir.
h) Zekât: Tevbe suresi 60. ayette köleye zekât verilmesi suretiyle hürriyetine kavuşturulması teşvik edilmiştir.
i) Kölelere yardımın takva ölçütü sayılması: Nisa suresi 36 ve Bakara suresi 177. ayetlerde, köle/cariyeye yardımda bulunulması takva ölçüsü kabul edilmiş ve bu eylem övgüye mazhar kılınmıştır.
j) Büyük engeli (sarp yokuşu) aşmak: Beled suresi 13. ayette hayatın büyük zorluklarını aşmanın bir yolunun da köleleri hürriyetlerine kavuşturmak olduğu belirtilerek bu davranışta bulunanlar cennetle müjdelenmiştir.
Kur’an’da kölelikle ilgili inen ayetler maddeler halinde ele alındığında görülecektir ki kölelik, tedricen, zamana yayılarak ve efendi konumundakilerin iradeleriyle kaldırılmak istenmiştir. Çünkü köleliğin bitmesi için efendilik sisteminin de bitmesi zorunluydu. Her ne kadar kölelik bahsi geçtiğinde zihinler köle üzerinde odaklanıyorsa da aslında köleliğin öncülü efendilik (soyluluk) yani üstünlük duygusudur.
Efendilik ve kölelik birbirlerini tamamlayan bir pozisyon içindeydiler. Ayrıca efendi-köle olgusundan öte, bu olgunun temeline yerleşmiş olan üstünlük-aşağılık zihniyeti temel sorundu. Bundan kaynaklanan başkalarını aşağı görme ve aşağılama, karşı tarafın da kendisinin gerçekten öyle olduğu kompleksine kapılması durumu ortadan kaldırılmalıydı. O zamana kadar zihinlere yerleşmiş ve kabul edilmiş bu çarpık anlayışın kökten değiştirilmesi için uzun ve etkili olan yol seçilmiştir.
Bu noktadan hareketle sadece Müslümanlara değil, insanlık âlemine ‘gerçek insanlığın’ ve ‘efendiliğin’ ne demek olduğu anlatılmalı; ‘soyluluk’ veya ‘kölelik’ gibi pozisyonların hiçbir insanın doğuştan hak ettiği bir kader olduğu sanılmamalıdır. Bu düşüncenin hâkim olduğu çağlarda yaşanan şekliyle efendilik ve kölelik anlayışlarının, insanlıktan bir sapma olduğu gerçeği gün yüzüne çıkarılmalıydı.
Böylece kendilerini soylu veya asil kabul edenlerde dil, din, renk, ırk, cins, sınıf, statü gibi öze aykırı ayrılıkçı anlayışlar ıslah edilmeli ve bu olgu evvela Allah’a ve ahiret gününe inananların zihinlerinden silinmeliydi. Öte yandan özünde şerefli olarak yaratılan insanın Allah’tan başkasına kul olamayacağı inancının kök salması sağlanmalıydı. Bu nedenle İslam, köleliği bir celsede kaldırıp sosyal düzende kaos oluşturmamış; ıslah ve teşvik yoluyla zamana yaymış, efendi pozisyonunda olan kişilerin kendi istek ve özgün iradeleriyle köleliği terk etmelerini istemiştir. Ancak bu şekilde sınıfçılığı besleyen ve ağır koşullar altında yaşamanın adı olan köleliğin önce zihinlerden sonra da sosyal ortamdan kalkmasının önü açılmış, toplumsal barışa giden yollar için sağlam bir zemin oluşturulmuştur.
1- İbn Manzur, Ebu’l-Fadl Cemaleddin Muhammed b. Mükerrem, Lisânu’l-Arab, Beyrut, 1968, ‘ABD’ mad. III/270.
2- - Asım Efendi, Kamus Tercümesi, IV/904.
3- Demir, Ömer & Acar, Mustafa, Sosyal Bilimler Sözlüğü, İstanbul, 1993, s. 220.
4- Köle, genel anlamda hem kadın ve erkeği kapsıyorken; cariye sadece kadın köleyi kapsamaktadır.
5- Wafi, Ali Abdül Wahid, “İslamiyet’e Göre Kölelik”, A.U.L.E. Dergisi, Cilt: 9, Ankara, 1961, s. 208.
6- İslam Ansiklopedisi, ‘Kölelik’ maddesi.
7- Şekerci, Hülya, Kur’an Hayat Ekseninde Mümin Kadın, Ekin Yayınları, İstanbul, 2017, s. 172.
8- Karadeniz, Özcan & Celiban, C., Roma Hukuku, A.Ü. Hukuk Fak. Yay, 131, Ankara, 1986, s. 129.
9- Pakalın, Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul, 1983, Cilt: 2, s. 300.
10- Özdemir, Mehmet nadir, İnsan Hakları Bağlamında Hz. Peygamber’in Köleliğe Yaklaşımı, Bilimname, Sayı: XIX, 2010/2, s. 91.

