ABD'deki en sadık İsrail yanlısı milletvekillerinden biri ve Washington'daki en üst düzey Yahudi yetkili olan ABD Senatosu Çoğunluk Lideri Chuck Schumer’in, Mart ayı ortasında senato kürsüsünden İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun görevden alınması çağrısında bulunması, İsrail'in ABD siyasetindeki rolünü takip eden herkes için bir dönüm noktası oldu.
İsrail Amerika'da o kadar uzun süredir kutsal bir ülke ki Schumer gibi savaş yanlısı bir Demokratın İsrail'de rejim değişikliği çağrısında bulunması olağanüstü bir durum. Ancak senato liderinin tutumu İsrailliler arasında oldukça yaygın. Kendi partisi içinde bile seçimlerin erken yapılması gerektiği konusunda görüş birliği var. İsrail'de Netanyahu'nun savaşı kendi siyasi bekası için uzattığına dair yaygın bir kanı var, zira savaş durduğu anda İsraillilerin 7 Ekim'deki başarısızlıkların soruşturulmasına daha da kararlı bir şekilde odaklanacağını ve kendisini görevden almak için erken seçime gidilmesini isteyeceğini biliyor.
Okların Netanyahu'ya çevrilmesi, Gazze'de süren savaşın Netanyahu'nun değil İsrail'in savaşı olduğu ve sorunun sadece Netanyahu değil İsrailli seçmenler olduğu gerçeği yanında dikkatleri dağıtmak için uygun bir yöntem.
Yolsuzluktan yargılanmasına ve ülkeyi tarihinin en büyük felaketi sırasında yönetmesine rağmen siyaseti terk etmeyi reddeden Netanyahu'yu suçlamak, İsrail'in özelde Gazze, genelde ise Filistinlilere yönelik politikaları söz konusu olduğunda pek çok İsraillinin Netanyahu ile büyük ölçüde aynı çizgide olduğu gerçeğini gölgede bırakıyor. Siyonistler büyük bir farkla Gazze'deki mevcut askerî harekâtı ve hükümetin Hamas'ı yok etme hedefini, Gazze Şeridi'ndeki Filistinliler için insani bedeli ne olursa olsun destekliyorlar.
İsrailliler yıllardır askerî ve ekonomik hâkimiyetleri sayesinde ülkenin karşı karşıya olduğu en acil meseleyi, milyonlarca Filistinli üzerindeki kontrolünü görmezden gelebiliyorlar. Ancak 7 Ekim saldırısının yarattığı şok ve travma, neyin kabul edilebilir olduğu konusunda kapıları daha da açtı.
Ocak ayında -ki o dönemde öldürülen Gazzelilerin sayısı 25 bini aşmıştı-yapılan bir ankete katılan Yahudi İsraillilerin yüzde 88 gibi büyük bir çoğunluğu, Filistinlilerin öldürülmesinin haklı olduğuna inanıyor. Yahudi kamuoyunun büyük bir çoğunluğu da İsrail Savunma Kuvvetlerinin (IDF) Gazze'de yeterli hatta çok az güç kullandığını düşünüyor. Hamas'ın İsrail'i ve Gazze halkını bu "seçeneksiz savaşa" zorladığı ve İsrail'in hayatta kalması için Hamas'ın yok edilmesi gerektiği düşüncesinden hareketle, Gazze'de yakın zamanda kıtlık yaşanacağı tehdidi bile kampanyaya karşı çıkılmasına neden olmadı.
Ayrıca İsrail Demokrasi Enstitüsü tarafından Şubat ayında yapılan bir ankete katılan Yahudilerin yaklaşık üçte ikisi (yüzde 63) İsrail'in bağımsız, askerden arındırılmış bir Filistin devletinin kurulmasını prensipte kabul etmesi önerisine karşı olduklarını söyledi. İsrailli liderler, hükümetlerin Filistin'i tek taraflı olarak bir devlet olarak tanıması için uluslararası alanda sürdürülen hareketi, 7 Ekim saldırısı için Filistinlileri ödüllendirmek olarak çerçeveliyor.
Filistinlilerin temel özgürlük ve kendi kaderini tayin hakları bir yana, iki devletli çözüme verilen desteğin son yıllarda Yahudi İsrailliler arasında giderek azaldığını ve bugün muhtemelen şimdiye kadarki en düşük seviyede olduğunu keşfetmek için esasen bir ankete ihtiyacınız yok. İsrail'deki Yahudi siyasi partilerinin tutumlarına bakabilirsiniz. Neredeyse hiçbiri iki devletli bir çözümü desteklemiyor ve iktidarda olanlar da bunu aktif olarak reddediyor, gerçekleşmesini engellemek için titizlikle çalışıyor.
Bir kez daha sokaklara dökülen binlerce İsrailli savaşı protesto etmiyor. Küçük bir avuç İsrailli, Yahudi ve Filistinli dışında, ateşkes ya da savaşın sona ermesi ya da barış çağrısında bulunmuyorlar. İsrail'in Gazze'de eşi benzeri görülmemiş sayıda Filistinliyi öldürmesini ya da kitlesel açlığa yol açan insani yardım kısıtlamalarını protesto etmiyorlar. (Hatta bazı sağcı İsrailliler daha da ileri giderek yardımların bölgeye girişini fiilen engelliyor.) 57. yılına giren askerî işgalin sona erdirilmesi gerektiğini de kesinlikle dile getirmiyorlar. Onlar öncelikle Netanyahu'nun istifa etmeyi reddetmesini ve bir rehine anlaşması imzalama konusundaki isteksizliğini protesto ediyorlar.
Kudüs'te kısa süre önce düzenlenen bir protestoda, Demokratların Netanyahu hükümeti ile halkı arasında yaptıkları ayrımı yansıtan "Biz hükümetimiz değiliz!" yazılıpankartlar ön plandaydı.
Ancak bu yanıltıcı bir ayrım.
Tüm suçu başbakana yüklemek asıl noktayı gözden kaçırmaktır. Bu tutum İsraillilerin, ülkelerinin askerî işgal ve Filistinlileri insanlıktan çıkarma sistemini uzun süredir ilerlettikleri, mümkün kıldıkları ya da kabul ettikleri gerçeğini göz ardı ediyor.
Bu durum, savaş kabinesinin genellikle başbakana karşı ağırlıklar ya da alternatifler olarak tasvir edilen diğer üyeleri için de geçerlidir. 7 Ekim sonrası Gazze'nin tamamen kuşatılması çağrısında bulunarak "Elektrik yok, yakıt yok, yiyecek yok, her şey kapalı olacak." söyleminde bulunan Netanyahu değil, Savunma Bakanı Yoav Gallant’tı. Savaşın başlangıcında "Orada sorumlu olan bütün bir ulus var." diyerek Gazze'de yaşayan herkesin meşru bir hedef olduğunu ima eden,daha sonra sözlerinin bağlamından koparıldığını söylese de“Sivillerin (7 Ekim'deki saldırıdan) haberdar olmadığı, bu saldırıya dahil olmadığı söylemi kesinlikle doğru değil." diyen Netanyahu değil, sözde merkezci cumhurbaşkanı Isaac Herzog’du. Çeşitli İsrailli politikacı ve figürlerin kışkırtıcı ve soykırımcı söylemleri, Güney Afrika'nın geçen yılın sonlarında Uluslararası Adalet Divanında görülen davasında iyi bir şekilde belgelenmişti.
Netanyahu'ya odaklanmak, ırkçılığı ve milliyetçiliği normalleştiren İsrail siyasetinin sağa kayışını da görmezden gelmek anlamına geliyor ki bu durum özellikle ana akım medyanın savaşı ele alışında açıkça görülüyor. İsrail haberleri Gazze'deki acıları nadiren gösteriyor, Filistinlileri neredeyse hiç platformlara çıkarmıyor ve askerî gazeteciler IDF'nin olaylarla ilgili tutumunu nadiren sorguluyor ya da irdeliyor.
Ayrıca İsraillilerin, Netanyahu'nun liderliğine ve güdülerine güvenmemelerine ve hükümetin adli revizyon planı nedeniyle görevi reddetme tehdidinde bulunmalarına rağmen savaşın üzerinden neredeyse altı ay geçmesine rağmen hâlâ sorgusuz sualsiz yedek askerlik görevine geldikleri gerçeği de göz ardı ediliyor.
İsrail'in Lübnan'ı işgaline ve nihayetinde çekilmesine karşı çıkılmasında önemli bir rol oynayan asker anneleri, 7 Ekim'den bu yana ölen (600) ve yaralanan (3 binden fazla, travma sonrası stresten muzdarip çok daha yüksek sayılar dâhil değil) askerlerin yüksek sayısına rağmen savaşı protesto etmiyor.
Ve liderlik değişimi mutlaka anlamlı politika değişiklikleri anlamına da gelmeyecektir. İsrail'in eski savunma bakanı ve IDF genelkurmay başkanı olan ve Netanyahu'ya karşı iyi oy alan Benny Gantz'ın başbakan olması halinde Filistinlilerle ilgili olarak Netanyahu'dan önemli ölçüde farklı politikalar benimsemesi pek olası değil.
Gantz, 2019'da, 2014'te IDF genelkurmay başkanlığı görevini yürüttüğü dönemde Gazze'nin bir kısmını ‘Taş Devri'ne geri göndermekle övünen bir seçim kampanyası videosu yayınlamıştı. Bugün de Netanyahu gibi, Hamas'a nihai ve ölümcül bir darbe vurmak için 1,5 milyon kadar yerinden edilmiş Filistinlinin bulunduğu güney Gazze'deki Refah kentinin işgal edilmesinde ısrar ediyor.
Ayrıca bir Filistin devletinin tek taraflı olarak tanınmasını da reddediyor; bunun yerine Filistinlilerin bir devlete değil, en fazla bir "varlığa" sahip olma olasılığını kabul ediyor. Nitekim 2021'de kısa ömürlü Naftali Bennett hükümetinde savunma bakanı olan Gantz'ın Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas'ı evinde ağırlaması, ordunun Filistin Yönetimini işler halde tutmanın İsrail'in ulusal güvenliğini korumak için hayati bir çıkar olduğu yönündeki köklü anlayışını benimsediğini gösteriyor.
Biden yönetiminin Filistin Yönetimini yeniden yapılandırarak Gazze'ye gönderme ve Suudi-İsrail normalleşme anlaşmasının bir parçası olarak İsrail'in bir Filistin devletine yönelik tavizler vermesini gerektirecek bir siyasi süreç oluşturma yönünde ortaya koyduğu doktrin, İsrail'in Gazze'yi uzun süreli yıkım ve işgaline karşı şu anda masada olan tek alternatif konumunda.
Bazı eski İsrail hükümet ve güvenlik yetkilileri de bu yaklaşımı benimsemişti çünkü İsrail'in Amerikan kamuoyundan daha fazla uzaklaşmasını engellemek ve uluslararası meşruiyetini korumak için en iyi seçeneğin bu olduğunu düşünüyorlar.
Şubat ayında İsrail'in Yahudi ve Filistinli vatandaşları arasında yapılan bir anket, yarısının bu çizgide bir siyasi süreci destekleyeceğini gösterdi. Bu anlamda bazı İsrailliler en azından pragmatik bir çıkış yolu arıyor.
Bu fikrin gerçekçi olup olmadığı da şüphelidir: Filistin Yönetiminin Filistinliler arasında meşruiyetini yeniden kazanacak kadar reforme edilip edilemeyeceği belli değil; aynı şekilde Hamas'ın Gazze'deki sahneden tamamen kaybolması da pek olası değil. Önerilen yol İsrail'in ne tür tavizler vermesi gerektiğinin de çerçevesini çizmiyor. Ancak en azından ateşkes şeklinde ivedi bir gerginlik azaltma sağlayabilir ki bu hayati önem taşıyor.
Her iki durumda da bunu önerenin İsrailli bir lider ya da siyasetçi değil ABD yönetimi olması dikkat çekici. Dolayısıyla böyle bir sürecin sonucu, hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin zaman içinde ateşkese nasıl tepki vereceklerine ve ABD ile diğer aktörlerin bunun gerçekleşmesi için ne kadar bastırmaya hazır olduklarına bağlı olacaktır. Şimdilik İsrailliler büyük ölçüde ateşkes çağrısında bulunmuyor.
Netanyahu iktidarda olduğu sürece savaşın sürmesi ve beraberinde Gazze'de açlıktan kitlesel ölüm riski, daha fazla bölgesel gerilimin tırmanması ve Gazze'de tutulan sevdiklerinin akıbetini bilmeksizin daralmış, güvensiz sınırlarla yaşayan bir İsrail halkı neredeyse muhakkak.
Tüm enerjilerini Netanyahu'yu devirmeye harcamaları anlaşılabilir olsa da uzun süreli askerî işgaldeki suç ortaklığı, İsraillileri Gazze'nin yıkımı ve mevcut krizden çıkış için gerçek bir siyasi yol belirlemedeki başarısızlıklarının sorumluluğunu üstlenmekten alıkoyuyor. Bu anlamda Netanyahu uygun bir günah keçisi.
---------
* Mairav Zonszein, Uluslararası Kriz Grubunun kıdemli İsrail analistidir.
ForaignPolicy / 2 Nisan 2024 / Çeviren: Hamza Gökgöz

