Yeni bir yıla yeni bir küresel korsanlık eylemiyle girdik. Zaten bir hayli hırpalanmış, derme-çatma bir görünüm arz eden uluslararası hukuk düzeni Trump yönetimindeki ABD’nin Venezuela’ya yönelik eylemleriyle yeni bir ölümcül darbe daha almış oldu.
Derme Çatma Bir Uluslararası Hukuk Düzeni
Elbette dünya genelinde işleyen, etkili bir uluslararası bir düzenden söz edilip edilemeyeceği bundan önce de çokça tartışılmaktaydı. Bu manada II. Dünya Savaşı sonrasında tesis edilen Birleşmiş Milletler merkezli işleyiş güçlü devletlerce sıkça ihlal ediliyordu. Öyle ki herkesin uyması beklenen kurallar çoğu zaman sadece zayıf ülkeler için geçerliydi. Ancak onların hareketlerini sınırlıyordu.
Örneğin Saddam, Kuveyt’i işgal ettiğinde BMGK devreye girip işgale karşı harekete geçmişti. Ama aynı BMGK’nin kararlarına rağmen İsrail işgal ettiği topraklardan hiçbir şekilde çekilmeye zorlanmıyordu. Aynı şekilde Hindistan, Keşmir’de referandum yapılmasına izin vermiyor; Rusya, Ukrayna’ya ait olan Kırım’ı işgalden vazgeçmiyordu. Gerek BMGK’nin veto müessesesi gerekse küresel güç olgusu ikili bir işleyiş ortaya çıkarmıştı.
Tüm bu arka plana rağmen yine de yakın zamana kadar belki dünya genelinde aksamalarla, zorlamalarla da olsa az çok bir hukuk düzeninden söz etmek mümkündü. Genelde devletlerin egemenlik hakları tanınıyor, istisnalar haricinde bu işleyiş pek ihlal edilmiyordu.
Geldiğimiz noktada ise artık bundan söz etmek imkânsızdır. Bilhassa Siyonist çetenin 7 Ekim sonrasında Gazze’de yürüttüğü soykırım ve buna paralel bölge çapında giriştiği saldırılar yeni bir duruma, küresel barbarlık düzeninin ilanına zemin oluşturmuştur.
Gazze’de Her Şey İmha Edildi!
Gazze’de elbirliğiyle öyle büyük bir vahşet icra ettiler ki ne hukuk ne vicdan ne insanlık adına savunulabilecek bir değer kaldı. Siyonist çete intikam hissiyle Gazze’de açık bir soykırıma girişirken sözde insan hakları ve demokrasi savunucusu devletler İsrail’in kendini savunma hakkı söylemiyle doğrudan soykırıma arka çıktılar, Siyonist çete ile suç ortaklığı yaptılar.
ABD İsrail’in katliamlarına askerî, mali, diplomatik, siyasi her türlü desteği sundu. Ülke içinde soykırım karşıtlarını susturmak için kampüslerde terör estirdi. İsrailli katiller hakkında dava açan ve tutuklama kararı veren UCM savcı ve hâkimlerini tehdit etti.
İsrail bu süreçte Hizbullah’ı sıkıştırmak için Lübnan’a saldırdı. Başta Beyrut olmak üzere şehirleri bombaladı, binlerce sivili katletti. Yemen’e saldırdı. İran’a savaş açtı. Katar’da füzelerle Hamas heyetini hedef aldı. “Yeni yönetime güvenmiyoruz, sınırlarımız tehdit altına girebilir!” bahanesiyle Suriye’de var olan işgalini derinleştirdi. Dürzî azınlığın hamiliği adına Suriye’yi bölüp parçalamaya yönelik planlarını devreye soktu.
Enteresan bir şekilde sürekli gündem saptırmayı da ihlal etmediler. Bu saldırganlık zinciri yeni halkalarla mütemadiyen büyürken küresel vahşiler hiç durmadan Hamas’ı hedef tahtasına oturtmaya çalıştılar. Hamas’a karşı alınması gereken tedbirleri tartıştılar.
İki milyondan fazla Gazzeli ve tüm Filistin halkı Siyonist çetenin elinde esir durumdayken, bomba sağanağı altında, açlık, susuzluk çekerken bu sözüm ona insan hakları müdafileri 40-50 Yahudi esirin akıbetinden duydukları derin endişeleri yeryüzünün en büyük, en acil, en vahim sorunu olarak tüm dünyaya dayattılar.
Gazze ile tablo netleşmiş; insanlıktan, adaletten, erdemden yoksun zalim güçler korkularını bastırmak, çıkarlarını çoğaltmak için hiçbir kural ve sınır tanımadıklarını en yüksek perdeden ilan etmişlerdi. Gazze soykırımı karşısında takınılan tutum dünyanın yeni bir karanlık tünele doğru yol aldığının göstergesi olmuştu. Kirli düzenlerini sürdürmek için her türlü hukuksuzluk, ahlaksızlık, eşkıyalık normaldi, meşruydu, sıradan bir şeydi.
Küresel haramiler 7 Ekim’in hemen akabinde Gazze’de vahşi bir soykırım yürüten Netanyahu’nun ayağına gidip dayanışma mesajları verdiklerinde bu gerçek belirginlik kazanmıştı. 25 Temmuz 2024’te Netanyahu’nun Amerikan Kongresinde sözleri defalarca yoğun sevgi gösterileriyle ve ayakta alkışlarla kesildiğinde barbarlık düzeni tüm çirkinliğiyle kendisini dışa vurmuştu.
Uluslararası Düzenin Tabutuna Çakılan Son Çivi: Venezuela
Nihayet Trump yönetimindeki Amerikan ordusunun Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşini kaçırıp ABD’ye getirmesi uluslararası hukuk denilen şeyi tümüyle tüketti. Sömürgecilik zulmünün ardından ardı ardına gelen iki dünya savaşından sonra güya dünya genelinde insan hakları ve halkların egemenliğine saygı gösterilen yeni bir dönem başlamıştı. BM çerçevesinde sadece zayıfların değil, güçlü devletlerin de tâbi olması gereken birtakım kurallar belirlenmişti. Aşıldığı durumlar elbette oluyordu ama genel hatlarıyla bu çerçevenin çok zorlanmamasına dikkat ediliyordu.
Ne var ki bir müddettir hiçbir kural tanınmayan bir ortam gelişiyor. Dünya artık tümüyle Putinlerin, Netanyahuların, Trumpların dünyasına evriliyor. Dünya giderek gücü yetenin istediği gibi at oynattığı, emperyalistlerce zerre miktarı dahi hukukun yok sayıldığı, tam bir kaos ve keyfilik dönemine geçmiş görünüyor. Adeta sömürgecilik çağına geri dönmüş bulunuyoruz.
Sömürgeci Barbarlığın Hortlaması
Trump “Petrolü işleteceğiz, ülkeyi biz yöneteceğiz!” şeklinde konuşmalar yaparken hiç çekinmiyor, kirli hesaplarını saklama gereği duymuyor, suçuna kılıf bile aramıyor. Açık, pervasız, umursamaz bir tonla konuşuyor. Kibri ve istikbarı tepelere çıkmış vaziyette. ABD öncülüğünde vahşi, zalimane bir zihniyet yaygınlaşırken, ilkesiz, ahlaksız ve de kuralsız bir egemenlik sistemi inşa ediliyor. Hiç şüphesiz dünyanın zayıflarını, mazlumlarını, hassaten de Müslümanları daha zor günler bekliyor.
Bu durum zaten bizi ezen, hırpalayan kuşatmanın önümüzdeki süreçte daha boğucu bir niteliğe dönüşeceğine işaret ediyor. Gazze işgalle, zulümle, soykırımla dizleri üstüne çökmeye zorlanırken öte yandan tüm yeryüzüne bir ibret belgesi şeklinde sunuluyor. Adeta “Bize isyan edeni böyle yakarız, perişan ederiz!” deniliyor.
İki Temel Yanlış: Küçümsemek Ya da Abartmak
Bu noktada dikkatli olmak gerekiyor. Düşmanın gücünü, kapasitesini hafife almak da abartmak da yanlıştır. Tehdidi küçümsemek, yeterince ciddiye almamak dikkatsizliğe, tedbirsizliğe yol açar, bu da intihar manasına gelir. Tam tersine düşmanı ne yapılırsa yapılsın karşısında durulamayacak güç şeklinde tanımlamak, her istediğini yapabilecek sınırsız bir kudret sahibi olarak görmek ise acziyet duygularını besler ve teslimiyete sürükler. Burada dengeli bir yaklaşım geliştirmek ve dikkatli, temkinli ama her zaman umutlu bir tavır içinde olmak elzemdir.
Evet, gerçekten de çok büyük orduları, güçlü silahları, etkili istihbarat ağları ve adeta sınırsız mali imkânları ve devasa propaganda mekanizmaları var. Hiçbir insani, ahlaki, ilke tanımıyor; hiçbir hukuk kuralına kendilerini bağlı görmüyorlar. Bu yüzden de çok zalim ve tehlikeliler.
Ama asla yenilmez değiller. Trump böbürlenerek Amerikan ordusunun ne kadar etkili bir operasyon yaptığını anlatıyor. ABD’nin dilediği yerde dilediği operasyonu yapma kabiliyetine sahip olduğunu iddia ediyor. Böylece hem dünyaya hem Amerikan toplumuna geçmişteki tökezlemelerinden, gerilemelerinden farklı yeni bir hikâye sunmaya çalışıyor. Bush da 1989’da Panama’yı işgal ederek Vietnam’ın hayaletinden kurtulmaya çalışmıştı. Ama ardından Irak’ta, Somali’de rezil oldular. Afganistan’da ise tam manasıyla zelil duruma düştüler.
Aynı durum ABD’nin ve tüm Batılı güçlerin desteğiyle hareket eden Siyonist çete için de geçerli. Gazze’de soykırım icra ettiler ama Hamas’a diz çöktüremediler. Maduro ve eşini binlerce kilometre ötedeki Venezuela’nın başkenti Karakas’tan alıp getirmekle övünüyorlar ama iki yıl boyunca küçücük Gazze’de, taş üstünde taş bırakmamacasına yakıp yıktıkları Gazze’de Hamas’ın elindeki Yahudi esirlere ulaşamadılar. “Müzakere etmeyeceğiz!” diye iddialı cümleler kurmalarına rağmen sonunda ancak pazarlıkla esirlerini geri alabildiler.
Küresel haydutların gücünü yok saymak, hafife almak akıl dışı bir tutum olur ama zannettikleri, iddia ettikleri ve dünya halklarına kabul ettirmeye çalıştıkları gibi karşı konulamaz oldukları imajı da bir propagandadır.
Enteresandır, bazen Müslümanların bile bu propagandaya yenik düştükleri ve bu zalimlerin güç imajı karşısında ruhen çöktüklerine şahit oluyoruz. Oysa biz kadir-i mutlak olanın sadece Rabbu’l-Âlemin olduğuna iman ediyoruz. Kahhar olan Allah Teâlâ geçmişte nasıl firavunların saltanatlarını yer ile yeksan ettiyse modern zalimlerin devletlerini, ordularını, servetlerini de helak etmeye kadirdir.
Biz Vazifemize Odaklanmalıyız!
Biz üzerimize düşeni yapmalı, Allah için çabalarımızı artırmalıyız. Bünyanun mersus olma bilinciyle hareket edip önce kalplerimizi, sonra da ellerimizi birleştirmeliyiz. Allah Teâlâ’nın izniyle, rahmetiyle, lütfuyla yenildiklerini göreceğiz mutlaka. Rabbimiz vadetmiştir ve O, vaadinden dönmez.
“Allah, içinizden iman edenlere ve sâlih amellerde bulunanlara vadetmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse işte onlar fasıktır.” (Nur 24/55)
İşte gördük: Allah Teâlâ ümmete Afganistan’da lütfetti. Onlar sabrettiler, direndiler, dünyaya değil izzete talip oldular ve izzeti de yanlış yerlerde aramadılar. Rabbu’l-Âlemin de onları zafere eriştirdi.
Kural bellidir. Kendisine yardım edenlere Allah yardım eder ve onları güçlü kılar. “Ey İman edenler! Eğer Allah'a yardım ederseniz O da size yardım edecek ve ayaklarınızı sabit kılacaktır.” (Muhammed 47/7) Allah’ın yardım ettiğine ise galip gelecek yoktur. (Âl-i İmran 3/160)
Allah için adil ve tutarlı olalım. Sonsuz kerem sahibi Rabbimizin bahşettikleri karşısında karamsarlığa kapılarak; hüzne, yeise düşerek asla nankörlük etmeyelim. Gerektiği gibi hamd edelim, şükredelim.
Rabbimiz Bize Ne Çok Lütfetti; Unutabilir miyiz?
Hiç unutabilir miyiz? Suriye’de mücahidlerin hâkim olduğu bölgelerde biraz canlılık görsek mutlu oluyorduk. Sınırdan geçip de tevhid bayrağının dalgalanışını izlemek gurur veriyordu. Milyonlarca mazlumun sıkıştığı, çaresiz kaldığı bir ortamda birkaç yüz kurban kestiğimizde, birkaç kampı ziyaret edip şehit ailelerine gıda kolisi dağıttığımızda, yetimlerin gülüşlerine, koşmalarına şahit olduğumuzda çok seviniyorduk.
Bugün elhamdulillah, bütün bir Suriye’nin özgürlük sevincine şahitlik ediyoruz, tevhid bayrağı ülkenin her yerinde dalgalanıyor. Kuzeyde birkaç şehirde işbirlikçilerin ayak diretmeleri ya da ülkenin güneyinde Siyonist çetenin zaman zaman yoğunlaşan sinsi saldırıları nereden nereye geldiğimizi bize unutturabilir mi?
Allah Teâlâ bize ne kadar lütfetti? Daha yaşarken ne kadar çok zulüm kalesinin devrildiğini gördük. Yaşadığımız ülkede ordu tartışılmaz bir ilah gibi algılanıyordu; halk nezdinde Allah korkusu asker korkusu karşısında çok cılız kalıyordu. Şimdi kimse o sıkıntıları hatırlamıyor bile! Bin yıl sürecekti darbecilerin saltanatı, acınacak hale düştüler. Afganistan’da, Bangladeş’te, Suriye’de acıları konuşmaktan yorulmuştuk; kısa süreler içinde zulüm kalelerinin ardı ardına yıkıldığına şahitlik ettik.
Allah’ın izniyle hem bu beldelerimizde hem tüm coğrafyamızda yüz yüze olduğumuz diğer zorlukları, zalimlikleri de aşacağız. Filistin’de de her yerde de aşacağız inşallah. Yeter ki umudumuzu diri tutalım, sorumluluklarımızın bilincinde olalım, bize düşeni layıkıyla yerine getirmeye çalışalım. Bu manada öncelikli gündemimiz olan Gazze’yi sürekli konuşalım, infaklarımızı artıralım, eylemlerimizi sürdürelim. Gazze’nin gündemden düşmesine asla izin vermeyelim.
Önceliklerimizi Gözden Geçirelim!
Allah için yaptığımız çalışmaları, kardeşlik vazifesinin icrasına dönük eylemleri şahsi işlerimizin önünde tutalım. Gündelik meşguliyetleri kendilerine Allah için yaşama gayretini unutturan kimselerden olmayalım, sıradanlaşmayalım. “Biz ancak Allah içiniz.” şiarını sözlerimize, ilişkilerimize, eylemlerimize, öncelikle de hayata bakışımıza, niyetlerimize yansıtmaya ve her an ölecek ve Rabbine hesap verecek bir kul olma teyakkuzuyla günlerimizi değerlendirmeye gayret edelim.
Allah Teâlâ bizleri rahmetinden umut kesenlerden eylemesin!
