Gazze’de İsrail adlı Siyonist terör örgütünün icra ettiği soykırım en vahşi, en alçak bir tarzda ve kesintisiz devam ederken açıkçası bir başka gündem, bir başka konu, bir başka gelişme hakkında konuşmak, yazmak, yorum yapmak hiç kolay değil. Bu yüzden sadece Türkiye’yi değil, tüm bölgeyi derinden etkileyebilecek bir gelişme olan PKK’nın kendini fesih kararını iyimserlikle değerlendirdiğimizi belirtmekle yetiniyoruz.
Yaklaşık yarım asra uzanan ömründe Kürt milliyetçiliğinin bayraktarlığını yapan ve tapınma noktasında bir şiddet olgusunu öne çıkartan bu örgütün ister topyekûn ister aşamalı biçimde silahları bırakma kararının tüm bölge halkları açısından bir kazanım olduğunun altını çiziyoruz. Umarız süreç sadece Kürt milliyetçiliğinin geri çekilmesiyle kalmaz, milliyetçilik adlı cahilî dayatmaların tümünden kurtuluşumuza kapı aralar. Umarız bu gelişme Kürt’üyle Türk’üyle, her etnik kökenden insanlarıyla bölgenin daha fazla parçalanmaya değil, bütünleşmeye doğru yönelmesini simgeleyen bir adım olur ve Kemalist resmî ideoloji formunda süregelen cahilî dayatmacı zihniyetin sorgulanmasına da ciddi bir katkı sağlar.
Gazze hadisesi birlikteliğin önemini ve gerekliliğini net biçimde gözler önüne sererken, dayanışmanın küresel emperyal düzen karşısında direnme açısından belirleyiciliğini de ortaya koymuştur. Gazze etnik, ulusçu, bölgeci arayışların bir anlam ifade etmekten uzak olduğunu hatırlatmakla beraber Siyonist çetenin temsil ettiği küresel düzenin kelimenin tam manasıyla bir soykırım ve vahşet düzeni olduğunu en açık biçimde haykırmıştır.
Tam 20 aydır tüm dünyanın gözleri önünde icra edilen bu insanlık suçu, hepimizin canlı bir şekilde şahitlik ettiğimiz bu vahşet sadece Gazze’yi yakıp yıkmakla, Gazzelileri kitlesel bir katliama uğratmakla kalmamış, insanlık adına anlam ifade edebilecek her türlü değeri imhaya yönelmiştir.
Gazze ile birlikte hukuku, ahlakı, sözü taammüden ve doğrudan hedef alan Siyonist çetenin eylemleri tüm dünya için bir dolu utanç manzarası teşkil ederken tabibe bir annenin çalıştığı hastaneye bir gece vakti tam dokuz çocuğunun yanmış cesedinin getirilmesi karşısında neler hissetmiş olabileceğini düşünmek belki utancın büyüklüğü hakkında bir fikir verebilir. Evleri bombalandığı için sığındıkları okulda füzeyle vurulup yakılan insanların kömürleşmiş cesetleri ya da bu dehşetin içinde hayatta kalmak için koşarak çıkış kapısına ulaşmaya çalışan küçük bir kız çocuğunun yaşadığı korkuyu tam olarak anlayabilmek, ifade edebilmek ne mümkün!
Tüm bu hadiseler, çığlıklar ve sessizlikler bize ne söylüyor, bizi neye yöneltiyor? Öncelikle Siyonist azgınlık ve ikiyüzlü dünyanın adaletsizliği karşısında çaresizlik duygularının ağırlığı altında ezilmemeli, Gazze’de süregelen vahşet tablosunun imtihan olgusunun bir yansıması olduğunu kavramalıyız.
İkinci adımda ise elimizdeki her imkânla, her eylemimizle, her şeyimizle direnişin yanında güçlü bir irade ve net bir zihinle saf tutmalıyız. Kıyamete kadar süreceğine iman ettiğimiz bir savaşta doğru safta konumlanmanın verdiği huzur ve itminan duygusu ile geçici kaygılardan ve zihinsel bulanıklıklardan arınmalı ve Allah’tan başka galip olmadığı bilinciyle karamsarlık zaafını terk etmeliyiz. Unutmamalıyız ki cihad berekettir ve cihad varsa umut vardır!

