Gazze'ye yönelik soykırım savaşı on dokuz ayı geride bıraktı ancak İsrail'in Filistin direnişine, özellikle de Hamas'ın ortadan kaldırılmasına yönelik askerî harekâtı stratejik hedefine ulaşamadı.
Batılı güçler başından beri İsrail'in saldırılarına meşru bir "nefsi müdafaa" eylemi olarak kayıtsız şartsız arka çıktılar. Bu destek askerî yardımın ötesinde diplomatik kalkan, ekonomik yardım ve uluslararası platformlarda kurumsal korumaya kadar uzandı.
Ancak bu ezici desteğe ve Gazze'ye karadan, denizden ve havadan uygulanan tüm kuşatmaya rağmen İsrail, Filistin direnişinin belkemiğini kırmayı başaramadı.
Gazze'nin neredeyse tamamının harap olmasına rağmen Hamas ve diğer Filistinli gruplar faal kalmaya, roket fırlatmaya ve geçen ay Beyt Hanun yakınlarında kurdukları pusu gibi karmaşık taktik operasyonlar düzenlemeye devam ediyor. Bir tünelden çıkarak İsrail askerî araçlarına RPG fırlatan ve üç askeri yaralayan Hamas mücahidleri, kurtarma güçleri geldiğinde de bir bomba patlatarak bir subayın ölümüne neden oldu.
Birleşik Krallık ve diğer ülkelerde terörist grup olarak yasaklanan Hamas'ın operasyonu, İsrail'in tampon bölge konuşlandırmalarının zayıflıklarını ortaya çıkardı ve mutlak hâkimiyet söylemini zayıflattı.
İsrail defalarca Beyt Hanun gibi bölgelerin etkisiz hale getirildiğini iddia etti. Son pusu, Hamas'ın acımasız bombardıman ve işgal altında bile istihbarat toplama ve hassas hedefleme yeteneğine sahip olduğunu ve böylece dünyanın teknolojik olarak en gelişmiş ordularından birini alt edebileceğini göstererek stratejik bir mesaj verdi.
İşte Vietnam karşılaştırmasının en can alıcı olduğu yer de burası. ABD'nin bir zamanlar öğrendiği gibi, üstün ateş gücü ve dış destek, yerleşik ve ideolojik olarak kararlı bir direniş gücüne karşı zaferi garanti etmez.
Gazze savaşı gün geçtikçe İsrail'in Vietnam'ı haline geldi; askerî aşırılık, stratejik yanlışlar ve artan siyasi maliyetlerin damgasını vurduğu, kazanılamaz bir harekât.
Eleştirileri Saptırmak
İsrail'in Gazze'deki başarısızlığı yalnızca savaş alanıyla sınırlı değil. Başarısızlık siyasi sistemin ve istihbarat aygıtının derinliklerine kadar uzanıyor.
Netanyahu hükümeti, üst düzey yetkililerin istifaları ve iç ilişkide suçlamaların yer değiştirmesi nedeniyle artan bir ‘iç savaş’la karşı karşıya. Netanyahu, Gazze başarısızlığıyla ilgili eleştirileri saptırmak için günah keçileri aradı ki eski Savunma Bakanı Yoav Galant da bunlardan biriydi. Siyasi tutarlılıktaki bu erozyon İsrail'in zaten kırılgan olan iç dinamiklerini daha da alevlendirdi.
Ancak en önemli kırılma istihbarat alanında yaşandı. Hamas'ın eşi benzeri görülmemiş bir sınır ötesi saldırısı başlattığı 7 Ekim 2023 olayları İsrail'in güvenlik mimarisinin tamamen çöktüğünü ortaya koydu.
Hem Şin Bet'in hem de MOSSAD'ın Gazze'nin derinliklerine nüfuz eden gözetleme operasyonlarına rağmen bu saldırıyı öngörememesi ve engelleyememesi, İsrail'in güvenlik doktrininin uygulanabilirliği hakkında daha geniş bir tartışmanın fitilini ateşledi.
Eski Başbakan Ehud Olmert'in Haaretz'de uyardığı gibi “İsrail şu anda bir iç savaşa her zamankinden daha yakın.” Bu açıdan bakıldığında Hamas saldırıları askerî zayiat vermenin ötesinde İsrail'i içeriden parçalıyor.
İsrail kati surette kazanamayacağı bir mücadelenin içine hapsolmuş durumda; dirençli bir rakip, iç muhalefet ve artan uluslararası izolasyonla karşı karşıya.
İç çöküş ordu saflarına kadar uzanmış halde. New Arab'ın haberine göre İsrail, ordu içinde giderek artan sayıda yedek askerin görev yapmayı reddetmesi ve gazilerin savaşın hedefleri ve ahlaki sonuçları konusunda hayal kırıklıklarını dile getirmesi nedeniyle bir muhalefet dalgasıyla karşı karşıya.
İsrail'in kırılganlığının bir diğer ayağı da Gazze'ye yönelik uzun süreli savaşın ekonomik bedelinde yatıyor. Askerî operasyonları sürdürmenin, kuşatmayı devam ettirmenin ve bölgesel tehditlere cevap vermenin maliyeti İsrail ekonomisini kırılma noktasına getirdi ve hükümetin savaş çabaları için günde en az iki yüz altmış milyon dolar harcadığı bildiriliyor.
Yurt içinde ekonomik etkiler kilit sektörlerde hissediliyor. Yabancı yatırımlar ciddi şekilde azaldı. Bir zamanlar önemli bir gelir kaynağı olan turizm, sınır ötesi füze saldırılarından kaynaklanan güvenlik endişeleri nedeniyle değer kaybetti. İsrail artık iş ya da tatil için güvenli bir durak olarak görülmüyor.
Bu yükün büyük bir kısmı ABD ve İngiltere'nin desteğiyle geçici olarak dengelenmiş olsa da hükümetlerin suç ortaklıklarına son vermeleri yönünde artan kamuoyu baskısı karşısında bu yardım giderek daha fazla mercek altına alınıyor.
Büyüyen Bölünmeler
Gerçekten, İsrail ile en önemli destekçileri arasında giderek büyüyen ayrılıklar ortaya çıkıyor. ABD Başkanı Donald Trump, İsrail'den ithal edilen mallara uygulanan gümrük vergilerinin düşürülmesi çağrılarına karşı çıkarak ABD'nin İsrail'e hâlihazırda yıllık dört milyar dolar yardımda bulunduğunu belirtti. Trump ayrıca İsrail'in savaşı ele alış biçiminden duyduğu hayal kırıklığını dile getirerek çatışmanın sona erdirilmesi çağrısında bulundu.
İsrail, on yıllar boyunca kendisini hesap vermekten koruyan bir tür uluslararası istisnacılıktan yararlandı ve giderek tırmanan savaş suçu iddiaları karşısında dahi cezasız kalmasına göz yumuldu. Ancak Gazze'deki soykırım süreci uzun süredir devam edem bu kalkanı kırmaya başladı.
7 Ekim'den bu yana küresel kamuoyu, bilhassa Batı'da, dramatik bir şekilde değişti. Milyonlarca insan ateşkes talebiyle harekete geçti. Sivil toplumdan gelen ve giderek artan bu baskı, Batılı hükümetlerin koşulsuz desteğini sürdürmesini giderek zorlaştırdı. Artık İsrail'in ABD politikalarına uyum sağlaması bir kazançtan ziyade bir yükümlülük haline gelmiş durumda.
Hukuk sahasında İsrail eşi benzeri görülmemiş bir incelemeyle karşı karşıya. Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in Gazze'deki eylemlerinin soykırım boyutuna ulaşıp ulaşmadığını inceliyor. Süreç uzun olsa ve bazı ülkeler mahkeme kararlarını tanımayacak olsa da dava sembolik bir anlam taşıyor ve siyasi ağırlığı önemli. Suçlu bulunması İsrail'in uluslararası itibarını zedelemekle kalmayacak, Netanyahu da dâhil olmak üzere kilit liderleri töhmet altında bırakacaktır.
İsrail'in içinde de muhalefet sesleri yükseliyor. Yaklaşık bin İsrail Hava Kuvvetleri (IDF) personeli savaşa karşı bir protesto mektubu imzaladı ve şu anda ordudan ihraçla karşı karşıyalar. Elit askerî zümrelerdeki şedit muhalefet, savaşın gidişatından duyulan derin rahatsızlığa işaret ediyor.
İsrail'in ötesinde, Batı’daki üniversitelerde gerçekleştirilen protestolar kurumsal tepkiyle karşılandı ve Filistin karşıtlığının akademik ve sivil hayata ne denli nüfuz ettiğini ortaya koydu.
Tüm bunlar İsrail'in Gazze'ye karşı yürüttüğü savaşın giderek nasıl sürdürülemez hale geldiğini gösteriyor. Vietnam'la olan benzerlikler gün geçtikçe daha da artıyor; teknolojik olarak üstün bir güç, uzun süreli, ahlaki açıdan sıkıntılı ve siyasi açıdan maliyetli bir çatışmaya saplanmış durumda. İsrail, kati surette kazanamayacağı bir kampanyada kapana kısılmış durumda. Dirençli bir rakip, iç muhalefet ve artan uluslararası izolasyonla karşı karşıya.
Dünya bunu görmek istese de istemese de Gazze İsrail'in Vietnam'ı haline gelmiştir.
Middle East Eye / 19 Mayıs 2025 / Çeviren: Hamza Asil Gökgöz

