Unutulan Bir Kavram: Tağut
Haksöz Dergisi Sayı: 411

‘Tağut’ kavramının kökeniyle alakalı farklı görüşler mevcuttur. Bir görüşe göre aslı İbranice/Aramicedir. Kelime, Habeşçeden Aramiceye ve Süryaniceye geçmiştir. Tevrat yorumu olan Talmud’da, dinden sapma, kâhinlerin gaybi haberlerine inanma ve puta tapma anlamında kullanılmaktadır. ‘Tağut’ sözcüğü, vezin olarak ‘ceberut’ ve ‘melekût’ sözcüklerinde olduğu gibi “fealut” vezninde gelmiştir.

Fahreddin–i Razi, tağa kökünden te harfi ilave edilerek tağut sözcüğünün türetildiğini belirtmektedir. Başka bir görüşe göre kelime Arapçadır. Tağa, yetğıy, tuğyanan kökünden türetilmiştir ve manası, ileri derecede sapıtmak, haddi aşmak, sınırı geçmek, isyan etmek ve dinin emirleri dışına çıkmaktır. Araplar, cahiliye döneminde Kâbe dışındaki ibadet mekânları için tevağıt derlerdi.

Rağıp İsfehani, el-Müfredat’ta tağuta, “Allah dışında ubudiyette bulunulan ve haddi aşan kişi/kişiler” anlamı vermektedir. Sihirbaz, kâhin, inatçı münkir, cin, şeytan ve kulluğa mani olan her şey anlamında kullanılır. Her ne ki Allah’a münhasır kılınması gereken kulluğu, itaati, saygıyı, korkuyu, sevgiyi kendine çekecek biçimde bir makam edinmişse o şey tağut hükmünde kabul edilir. İtaat, kölenin, efendisine olan itaati gibidir. Basiret ve ferasetle bakan herkes toplumsal hayatta mezkûr sıfatların nasıl başka insanlara yöneltildiğini rahatlıkla görür.

Taberi, cahiliye döneminde Arapların putları kutsama eylemlerinin tağut olarak isimlendirildiğini bildirmektedir. Keza, tağut, müşriklerin kutsal kabul ettikleri mühim putlarından birisinin adıydı da.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, tağut kavramının geçtiği ayetleri tefsir ederken “Her ne kadar, putların da tağut olduğunu kabul etmek gerekirse de putlar, birinci derecede tağut sayılmazlar. Çünkü bunlar canlı varlıklar değildirler. Yaşamış veya yaşayan bir varlığın, canlının ikinci derece timsalidir. Bunlar, donuk, mücessem put olarak Allah’a isyan etmeleri de mümkün değildir. Dolayısıyla bunlar asıl tağut değil, tağutun temsilcisidirler.” demektedir.

Muhammed Ebu Zehra ise şöyle der: Tağut, hak dinden saptıran ve bozgunculuk yapan liderler, zorba ileri gelenlerdir. Bunlar, insanları bâtıla boyun eğdirmek için her türlü zorbalığı yaparlar. İnsanları zorla sapkınca bir yola davet eden veya onları ubudiyetten uzaklaştırmak için zorlayan zorba ve bâtılı dayatan kişiler, sistemler, ideolojiler tağut kavramının içine girer.

Mevdudi’ye göre tağut, hududullah’ı aşan herkese şamildir. “Kur’an’ı Kerim’de bu sözcük, Allah’a isyan eden, Allah’ın kulları hakkında maliklik ve sahiplik iddia eden, onları kendisine, rejimine, ideolojisine kul/köle olmaya, emir ve yasaklarına uymaya zorlayan kimseler için kullanılır. Allah’a asilik şu şekillerde zuhur eder: Kişi, Allah’a kul olduğunu kabul eder fakat emirlerinin aksini yapar veya yasaklarından kaçınmazsa o kişi fasık olarak isimlendirilir. Kişi, Allah ile bağını koparır ve inkâra yönelirse kâfir olur. Allah’ın rububiyetini, yaratıcılığını kabul eder fakat aracı ilahlar edinirse müşrik olur. Bir kimse, Allah’a isyan eder, kendisinden başka kişileri de kendisine boyun eğmeye zorlarsa o zaman da tağut sıfatını hak etmiş olur.”

Seyyid Kutup’a göre tağut, Allah’ın kulları için belirlediği hududu aşan düşünce, ideoloji, rejim, anlamına gelir. Burada önemli olan Allah’ın indirdiğini sözüyle veya ameliyle inkâr etmek ve onunla mücadele içine girmektir. Bu, bazen şahıs, bazen bir otorite, bazen bir güç odağı olabilir. Bu odak kimi zaman bir insan bazen de tüzel bir kişiliktir. Bu tip ideoloji, sistem ve düşünce Allah’ın ahkâmıyla taban tabana zıt hükümler ihdas ederken teşri’de helali–haramı dikkate almaz. Günahların işlenmesi için en uygun fırsatları teşkil eder. Din dışılık, baskıcılık, zorbalık karakteri en belirgin vasfıdır.

Muhammed Abduh, tağutu şöyle tarif etmiştir: İbadet ve inancıyla tuğyan eden, hak yoldan sapan, sapmaya neden olan, kendisine kulluk (emirlerine gönüllü itaat) edilen tüm mahlûkat, tâbi olunan tüm liderler, uğruna çabalanan heva ve heveslerdir.

Böyle bir kimse şeytan, rahip, imam, haham, dinî veya politik önder, devlet başkanı veya isyan, tuğyan ve küfrü emreden bir ideoloji olabilir. Bir kimse tağuta kulluğu reddetmedikçe hakiki manada Allah’a kulluğu yerine getiremez. Hayatı düalist/ikici bir formda ve düzlemde devam eder, gider.

Tağut sözcüğü Kur’an’ı Kerim’de, ikisi Mekki sure olan Zümer ve Nahl surelerinde, diğerleri de Medeni olan Bakara, Nisa ve Maide surelerinde olmak üzere sekiz ayette varid olmuştur. Bu ayetleri Mekki olanlardan başlayarak nüzul sırasına göre incelediğimizde tağutun ne olduğuna dair bir şüphe kalmayacaktır.

Zümer suresinin 17. ayetinde ilk defa şöyle buyurulmaktadır: O müminler ki tağuta kulluktan kaçınıp Allah’a yönelmişlerdir. Onlar için müjdeler vardır. Sözü dinleyip en güzeline tâbi olanları müjdele. İşte onlar, Allah’ın hidayet verdiği kişilerdir. Hakiki akıl sahipleri de onlardır. Bu ayetin Selman-ı Farisi’nin hidayet yolculuğu üzerine inzal edildiği rivayet edilmiştir.

Nahl suresi 36. Ayet şöyledir: Andolsun ki biz, Allah’a kulluk edin, tağuta kulluktan kaçının diye bir elçi göndermişizdir. Onlardan bazısına Allah hidayet vermiştir, bazısına da delalet hak olmuştur. Öyleyse yeryüzünde gezin de inkârcıların sonu nasılmış görün! Burada tağut, uğruna savaşılan bâtıl davalar, kişiler, ideolojiler ve diğer izm’ler anlamına gelir. Allah’a hakiki kulluğa mani olacak her türlü mânia tağutidir. Ayetin indiği ortamda Mekke müşrik toplumunun Resulullah’ın getirdiği kelime-i tevhidin muhtevası ve iltizamına karşı geldiklerini hatırda tutmak gerekir.

Nisa suresinde kendilerine kitap/vahiy verilen Ehl-i Kitap’ın Allah’a ubudiyetin yanında veya onu bırakarak isyan etmeleri ve tağuta gönüllü kölelik yaptıkları haber verilmektedir. Küfrü ve şirki zahir insanlarla birlikte olma, onları tasdik etme, onlarla yiyip içme, onlarla dostluk kurma da tağuta inanmanın göstergesidir.

Bakara suresi 256-257. ayetlerde ‘hak’ ile ‘bâtıl’ın, ’rüşd’ ile ‘ğayy’ın apaçık ortaya çıktığı, tağutu inkâr ederek Allah’a iman eden kişilerin kopmaz bir kulpa yapıştıkları ilan edilmektedir. Ardından da velayet ilişkisi açıklanmaktadır: “Dinde zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır. Artık kim tağutu reddeder de Allah’a inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir. Allah iman edenlerin velisidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri ise tağuttur; onları aydınlıktan çıkarıp karanlıklara sokar. İşte bunlar ateş yaranıdır, orada devamlı kalıcıdırlar.

Tağut kelimesi burada müfred olmasına rağmen cemi anlamında kullanılmıştır. Çünkü Allah’a kul olmayan kişi bir değil binlerce tağutun kölesi olur. Bunlardan birisi de insanı sürekli olarak günaha iten şeytandır. Diğeri insanı kendi arzu ve şehvetlerinin kölesi yapan nefsidir. Ailesi, anne-babası, arkadaşları, akrabası, kabilesi, kavmi, milleti ve siyasi-dinî lideri ve sistem de olabilir. Bütün bunlar o kişiyi Allah’a kulluktan ayırıyor, delalet yollarına sevk ediyorsa tağut hükmüne geçer. Peşinden gittiği ideolojisi, önderi, sanatçısı, sineması, sanal âlemi… Moda, sanat ve futbol sektörü de şahsı isyana, tuğyana ve inkâra yöneltiyorsa o kişi için tağut hükmündedir. Müzik sektörü de böyledir. Günümüz politik arena da buna dâhildir. Mezkûr şeylerin kölesi olan insan tüm hayatını bu efendilerinin uğruna, onların belirlediği şeyleri yaparak harcarsa hayat sınavını veremez; neticede tağutun önerdiği gibi tüketir enfasi madudesini.

Nisa suresi 60 ayeti, bir Yahudi ve bir münafık arasındaki anlaşmazlıkta münafık şahsın Ka’b b. Eşref’e müracaat etmeyi, Yahudi’nin ise Peygamberimize (s) gitmeyi istemesi üzerine indiği rivayet olunmuştur. Ka’b b. Eşref, Yahudilerin büyüklerinden birisidir ve rüşvet alarak hüküm vermektedir. Sonuçta ikisi Peygamberimize (s) başvurdu. Aleyhine hüküm verilince münafık, Ebu Bekir’e gitti. O da aynı yargıda bulundu. Ömer’e gitti. Münafığın Resulullah’ın hükmünü beğenememesi Hz. Ömer’i çok öfkelendirdi ve onun kellesini uçurdu. Ayet-i kerime şöyle: Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Onu tanımamaları kendilerine emredildiği halde tağutun önünde mahkemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları büsbütün saptırmanın yollarını arıyor.

Uhud Savaşı’ndan sonra Medine Yahudilerinden bir grup Kâ‘b b. Eşref, Huyey b. Ahtab gibi reislerinin peşine takılarak Mekke’ye gelmişler, Müslümanlara karşı savaşmak üzere Mekke müşrikleriyle bir antlaşma yapmak istemişlerdi. Yahudiler İslâm aleyhine, şirk lehine hüküm verdiler, şirkin İslâm’dan daha hayırlı olduğunu söylediler, hatta müşriklerin isteği üzerine putlara (cibt) secde ettiler. Nisa suresi 51. ayetin, Yahudilerin bu tavırlarını ve davranışlarını kınamak ve sahiplerinin hak ettikleri cezayı bildirmek için nazil olduğu ifade edilmektedir: Kendilerine kitaptan nasip verilenleri görmedin mi? Putlara ve bâtıla iman ediyorlar, sonra da kâfirler için ‘Bunlar Allah’a iman edenlerden daha doğru yoldadır!’ diyorlar.

Bu ayette Allah’ın hükmüne rıza göstermeyip menfaatleri gereği, tağuti vasıfları haiz cahiliye anlayışına müracaat edenler söz konusu edilmiştir. Örneğin, murislerin İslam miras hukukundaki taksimata razı olmayarak İslam dışı hükmü gönüllü kabul etmeleri veya bir kişinin, verdiği sözü yazılı olmaması sebebiyle inkâr etmesi -zira belgesiz ahdin mer’i hukukta bir esas teşkil etmediğini biliyor ve hükmün lehine olacağını hesaplayabiliyor- İslam’la olan bağlarının zayıflığını gösterir. Bile bile münzel hükme boyun eğmedikleri için bu kimselerin ahirette muaheze olunacağı aşikârdır.

Nisa 76’da savaş ve cihadın yanında, uğrunda mücadele edilen; fiillerinde isyan, inkâr ve azgınlık bulunan bütün şahıslar tağut kapsamında değerlendirilmektedir. İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise bâtıl dava uğrunda savaşırlar. Şu halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphe yok ki şeytanın planı (tuzağı) daima zayıftır.” İnsanları Allah’a kulluğa mani olmaya yönelik bütün çabalar tağutun yolunda çalışmaktır. Esaslarını insanların vazettiği komünizm, faşizm, liberalizm, ateizm, vb. bâtıl nizamlar bu vasıflarla muttasıftır.

Maide suresi 60. ayet, hakkı tanımayıp sapan, azan, Allah’ın dinine karşı duran, başka ilahlar ve otoriteler edinen kişilerin tağut olduğu haber verilmektedir. De ki: Allah katında cezası bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazap ettiği, bir kısmını maymunlara ve domuzlara çevirdiği, tağuta tapan kimselerdir. İşte bunlar, yeri daha kötü olanlar ve doğru yoldan daha fazla sapmış bulunanlardır.

Şeytan, tağutların en büyüğüdür. Rabbinin emrine ilk isyan eden, azgınlaşan yaratık odur. Diğer tağutlar onun birer şubesi konumundadır. Hak olan dini inkâr ederek onunla mücadeleye girişen kişiler, tağutun birer kölesi haline gelirler. Bunlar, Allah’ın lanetine ve gazabına uğrayan, domuz ve maymuna dönüşen Yahudilerden daha berbat, daha şerlidirler.

Hadislerde ise tağut kavramı, Allah’ın dinine muhalif, düşman ve onunla mücadele eden kişilerle alakalı kullanılmaktadır. Ayrıca nefsin, heva ve hevesin peşinde koşmaya da delalet etmektedir: “Dünyada iken tağutlara kulluk eden kıyamette de o tağuta tâbi olarak haşredilecektir.” Tâbi olmak, hayatını ona göre tanzim etmek manasındadır. Peygamberimizin (s) yatarken “Allah’a iman ettim, tağutu inkâr ettim!” şeklinde dua ettiği rivayet edilmiştir. Tağut denilen putlar adına yemin etmek cahiliye Arapları arasında çok yaygın bir adetti. Resulullah, Allah’ın dışında başka birisinin adıyla yemin edilmesini yasaklayarak şöyle buyurmuştur: “Sakın babalarınız ve tağutlar adına yemin etmeyin!” Buhari’de geçen bir hadiste de şu uyarı bulunmaktadır: “Paranın, dirhemin, konforun (elbise, mobilya, teknolojik aletler vs.) gösterişli elbisenin (moda düşkünlüğü) kulu-kölesi olanlara yazıklar olsun! Bunlar verilirse hoşuna gider, verilmezse razı olmaz.”

Ezcümle; tağut kavramı, sadece putlara veya sadece şeytana hasredilemeyecek geniş anlama sahip Kur’ani bir kavramdır. Her kim ki Allah’ın vahdaniyetini, ulûhiyetini veya rububiyetini inkâr ederek azgınlaşır, tuğyan ederek hak din olan İslam’a karşı mücadele ederse bu, ister gerçek bir şahıs olsun isterse hükmi/tüzel şahıs olsun fark etmez, bu kişi veya onun vazettikleri tağuti bir yapı olarak kabul edilir.

Yüce Allah bizleri tağutların şerrinden muhafaza etsin.

İslam Mazharoğlu Arşivi