ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne yaptığı son ziyaretin iki amacı vardı.
Birincil hedef, “Önce Amerika” sloganını küresel bir markaya dönüştürmekti. Sadece ABD halkı için değil, mümkün olduğunca çok ülke için bu sloganı siyasi ve ekonomik bir ideal haline getirmekti. Bu amaç ister Cumhuriyetçi ister Demokrat olsun, Beyaz Saray kimliğinden bağımsız olarak kabul gören, “ABD için iyi olan, dünya için de iyidir!” inancından kaynaklanıyordu.
Elbette Trump, Amerikan ekonomisine yatırım yaptırmak için dünyanın en zengin üç ülkesini seçerek kestirme bir yol izledi.
Hiç şüphe yok ki son çeyrek yüzyılda “Amerika” bir marka olarak uzun süreli itibar kaybına uğradı. Ortadoğu’daki savaşlar, kaosu ve göç akınlarını körüklerken; yaptırım politikaları hem düşmanları hem de müttefikleri kızdırdı.
Aynı zamanda, “woke kültürü” ve “iptal kültürü” etrafında dönen tartışmalar, Amerikan halkı arasında benzeri görülmemiş bir iç kutuplaşmaya neden oldu. Ekonomi politikaları en zengin elitleri ayrıcalıklı kılmaya devam ederken, eşitsizlik ve toplumsal hoşnutsuzluk arttı. Tüm bunların yanı sıra ulusal borç ise görülmemiş seviyelere yükselerek 36 trilyon dolara ulaştı.
BRICS ve Çin'in yükselişiyle ortaya çıkan çok kutuplu siyasi ve ekonomik düzen, ABD hegemonyasına potansiyel bir alternatif oluşturmaya başladı. Trump, gümrük vergileri de dâhil olmak üzere başkanlığının ilk zamanlarında attığı yanlış adımların büyük bir öfkeye yol açmasının ardından, ülkesini yeniden cazip hale getirmek ve yeni bir imaj çizmek amacıyla Körfez’e gitti.
Trump’ın koyduğu tarifeler, ABD ekonomisinin kutsallarından biri olan hazine tahvillerini bile tehlikeye atarak faiz oranlarının neredeyse yüzde 5 sınırına dayanmasına sebep oldu ve bu durum ülkenin astronomik borcunun yeniden finanse edilmesini de oldukça zorlaştırdı.
Pax Americana
Trump’ın vizyonu, ABD’yi yeniden markalaştırırken tabulardan sıyrılmayı öngörüyor. Öyle ki ABD dolarının küresel para birimi olma statüsü bile tartışmaya açıldı. Trump’ın ekonomi danışmanları, bu statünün artık bir avantaj değil, ABD’nin büyük dış ticaret açığı nedeniyle yük haline geldiğini savunuyor.
NOT: “Washington her ne kadar bunu bir yük olarak gördüğünü söylese dahi, bu ayrıcalıktan vazgeçmeye hazır değil. Bunun yerine, dünya sanki hâlâ ABD’nin borçlarını ödemek zorundaymış gibi davranıyor.”
Trump’ın Körfez ziyaretinin ikinci amacı ise Ortadoğu’da “Pax Americana” fikrini yeniden canlandırmaktı. Ortadoğu, önemli bir enerji merkezi ve ticaret yolu olarak önemini hâlâ koruyor.
Öte yandan, büyük bölgesel petrol üreticilerini kapsayan enerji politikaları OPEC+’ı bölebilir ve Körfez petrolüne büyük ölçüde bağımlı olan Çin üzerinde baskı oluşturabilir. Ortadoğu’da hedeflenen yenilenmiş bir Pax Americana, Çin’in en önemli projelerinden biri olan Kuşak ve Yol Girişimi’nin, Uzak Doğu ile Avrupa arasında gelişen ticaret yollarına karşı koymaya veya bunları kontrol altına almaya da yardımcı olabilir.
Trump’ın Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerine verdiği üstü kapalı mesaj ise şuydu: “İsterseniz OPEC+ içinde küresel petrol fiyatlarıyla oynar ve Çin ile henüz ortaya çıkmakta olan alternatif bir küresel düzende şansınızı denersiniz, isterseniz de benimle çok daha kazançlı bir ekonomik ortaklık kurarsınız, seçim sizin.”
Tel Aviv’i Pas Geçmek
Şimdilik Riyad, Doha ve Abu Dabi ikinci seçeneği tercih etti ve Trump’a üç trilyon dolarlık yatırım yaparak adeta Trump’ı şımartma yarışına girdiler. Yıllık hasılatı 500 milyar dolar civarında olan BAE ile yapılan 10 yıllık 1,4 trilyon dolar değerindeki anlaşma rakamlarına inanmak ise çok mümkün görünmüyor. Ancak şu anda Trump için önemli olan bu rakamların küresel piyasalar ve yatırımcılar üzerindeki etkisi.
Ziyaretin bir diğer dikkat çekici yönü ise İsrail’in bu yeni bölgesel tabloda nerede durduğudur. Trump, Körfez ziyaretinden hemen önce Netanyahu ve ekibini rahatsız eden kararlar aldı. ABD yönetiminin Hamas ile doğrudan müzakerelere başvurması, Husilerle yaptığı anlaşmada İsrail’i saf dışı tutması, İran ile nükleer görüşmelere yeniden başlaması ve Suudi Arabistan’la büyük anlaşmalar imzalarken İsrail’le normalleşmeyi bir şart olarak koşmaması İsrail’i en rahatsız eden unsurlardı.
Trump, büyük Ortadoğu planında İsrail’in artık bir “değer” değil, bir “yük” olduğunu fark etmeye başlamış gibi görünüyor. Trump’ın gerçekten böyle düşünüp düşünmediği, bu düşüncenin yalnızca Netanyahu ve onun soykırımcı kadrosuyla mı sınırlı kaldığı yoksa İsrail’in bölgedeki genel rolüne dair daha büyük bir bakış açısını mı yansıttığı yine zamanla ortaya çıkacak.
ABD’nin Ortadoğu politikalarının “altın standardı” artık ölmüş gibi görünüyor. Trump, yeni Suriye yönetimi kapsayıcı politikalar için henüz garanti vermemiş olmasına rağmen, Ahmed Şara ile yaptığı son görüşmede ve Şam'a uygulanan yaptırımların kaldırılması noktasında verdiği kararda olduğu gibi, her türlü tabuyu yıkmaya, diplomatik geleneği veya teamülü bozmaya hazır.
Avrupalı liderler birlikte varış noktası olmayan trenlere binerken, Trump Körfez yöneticileri ve Türkiye Cumhurbaşkanı gibi daha “istikrarlı ve güvenilir” gördüğü kişilerle ortaklık kurarak yeni kurallar koyma konusunda kararlı gibi görünüyor.
Herkes kemerlerini sıkı bağlasın, özellikle de Netanyahu.
Middle East Eye / 21 Mayıs 2025 / Çeviren: Şeydanur Ceyran

