Yaşadığımız dünya çeşitli sorunlarla, büyük krizlerle yüz yüze. Bunlardan bazıları insanlığın ortak sorunu olarak tanımlanmayı hak edecek evsafta. İşte Gazze’de tüm dünyanın gözleri önünde yirmi aydır devam eden soykırım süreci de bu manada yeryüzünün bir İsrail sorunu olduğu gerçeğini bariz biçimde ortaya koymuş durumda.
Öyle ki her geçen gün biraz daha vahşileşen, kudurganlaşan İsrail adlı Siyonist terör örgütü, kendisini var eden, besleyen, bugüne dek her araçla, her imkânla destekleyen, koruyan, palazlandıran emperyal güçlerin bile giderek taşımakta zorlandığı bir yüke dönüşüyor. Siyonist çetenin Gazze halkına yönelik vahşi icraatları ve Gazze’yi de aşıp tüm bölgeye yönelen saldırganlıkları artık suç ortaklarını dahi çileden çıkartma yolunda. Netanyahu çetesi ABD’den İngiltere’ye, Fransa’dan Kanada’ya, Almanya’ya kadar adeta suç ortaklarını dahi bıktırmış, herkesi usandırmış durumda.
Taşınmaz Hale Gelen Ağır Günah Yükü
Şüphesiz İsrail denilen suç örgütünün hiçbir kural, kayıt, ölçü tanımayan vahşilikleri karşısında bu devletlerin rahatsızlık belirtmeleri ve birtakım icraatlarına itiraz etmeye başlamaları asla masum oldukları anlamına gelmiyor. Bilakis tüm bu emperyal güçler bugüne dek Siyonist çeteyi koruyarak, kollayarak ve halen de çeşitli yollarla destek vermeyi sürdürerek Gazze halkına karşı işlenen tüm cürümlerden sorumludurlar. Zalimliğin, barbarlığın dozunun inanılmaz seviyelere tırmandırılması üzerine “Bu kadar da olmaz!” türünden itirazlar serdetmeleri asla onları temize çıkarmaz, işledikleri suçları örtmez.
Gerçekten de sistematik biçimde işlenen bu insanlık suçları karşısında oldukça kısık ve cılız bir sesle Siyonist çeteye yöneltilen eleştiriler, itirazlar özü itibariyle insanlık haysiyetini, vicdan ve adaletin sesini temsil etmekten çok uzaktır. Bilakis tüm bu çıkışlar aylardır süregelen barbarlığa ortaklık suçunun olsa olsa mahcup ve ikiyüzlü bir biçimde örtülme çabası olarak görülebilir. Mamafih sahiplerinin dahi artık katlanamaz, savunamaz konuma gelmeleri, kendi ürünleri olan bu canavarla aralarına mesafe koyma ihtiyacı hissetmeleri, Siyonist çetenin geleceği açısından önemli bir gösterge olup zulüm cephesinde ortaya çıkan bu ayrışma görüntüsü her halükârda mazlumlar için hayırlı bir gelişmedir.
Elbette “Bunca vahşet karşısında bahsi geçen itirazların anlamı nedir ki?” diye düşünülebilir, sorulabilir. Ne var ki Gazze’de süregelen vahşet karşısında en yakın müttefiklerinin, hamilerinin, dostlarının dahi İsrail’in arkasında daha fazla duramamaları ve araya bir mesafe koyma ihtiyacı hissetmeleri önemli bir gelişmedir. Bu olguyu Siyonist çetenin yalnızlaşma sürecinin başlangıcı olarak yorumlamak mümkündür. Yalnızlaşma tehlikesi ise İsrail açısından hiç bitmeyen, azalmayan beka korkusunun alabildiğine derinleşmesi anlamına gelmektedir. Nitekim bu psikoloji Siyonist çeteyi daha bir saldırganlaştırmakta, vahşileştirmektedir.
Siyonist Vahşet Gücün Değil, Acziyetin Dışavurumudur!
Siyonist çete her ne kadar Gazze’de korkunç bir tahribata, inanılmaz bir vahşete imza atmış olsa da savaşın hedefleri ve kazanımları açısından başarısızdır. Evet, Gazze’yi bir baştan diğerine moloz yığınına çevirmiştir. İnsanların başlarını sokabilecekleri vurulmadık, yakılmadık çadır dahi bırakmamıştır. Hastaneleri, mescitleri, okulları kullanılamaz hale getirmiştir. Gazze nüfusunun tamamını muhacir pozisyonuna düşürmüş, toplam nüfusun yüzde 10’unu ya katletmiş ya da yaralamış, sakat bırakmıştır. Tüm bu tablo kesinlikle korkunç bir tahribat, tarifi imkânsız bir yıkım demektir. Gazze insan eliyle gerçekleştirilen çok büyük bir felakete maruz kalmış, insanlık adına devasa bir utanç anıtına dönüşmüştür. Ne var ki bu dehşet manzarası asla Siyonist çete açısından bir zafer tablosu sunmamakta, bilakis onların yalnızlığını, çaresizliğini derinleştirmektedir.
Hiç şüphesiz savaşta düşmana verdirilen zayiat önemli bir göstergedir, görmezden gelinemez, hafife alınamaz ama tek başına zafer ya da başarı göstergesi de oluşturamaz. Tam bir asırdır kendisini kabul ettirme, varlığını tescilleme çabası içinde bulunan Siyonist çete açıktır ki Gazze soykırımı ile birlikte daha güçlü değil, daha kırılgan, daha zayıf, daha içe kapanık bir konuma düşmüştür. On yıllar boyunca hamilerinin de desteğiyle geliştirmeye çalıştığı imajı yerlerde sürünmekte, her geçen gün daha iğrenç bir görünüm arz etmektedir.
İsrail “Hamas ile savaşıyoruz!” iddiasıyla hastaneleri bombalıyor. “Gazze’yi Hamas militanlarından temizleme” adına çocukları, kadınları vahşice katlediyor. Vahşice ambargo uygulayarak halkı açlıktan, yetersiz beslenmeden, ilaçsızlıktan ölüme sürüklüyor. Açlıktan bir deri bir kemik kalmış çocukların bedenleri, yetersiz beslenmeden ya da tedavi edilemediği için can veren, yakılan, kavrulan çocukların görüntüleri dünyayı dehşete düşürüyor.
Tüm bu vahşet manzaraları kesintisiz bir şekilde vicdanları zorlarken dünya bir yandan da Netanyahu’nun bakanlarının, milletvekillerinin “Gazze yakılsın, herkes sürülsün, halk açlıktan ölsün!” türünden barbarlıkta sınır tanımayan beyanlarıyla, Gazze’ye nükleer bomba atma tehditleriyle karşılaşıyor. Siyonist yönetim Batılı ülkelerden kendisine yönelik tepkilere karşı Batı Şeria’yı ilhak tehdidinde bulunurken, fanatik Siyonist güruhlar Kudüs’te Arap mahallelerinde toplu imha sloganlarıyla eylem yapıyorlar.
Bazılarının zannettiğinin aksine, bu tablo bir güç ve kudret manzarası değil bilakis çılgınlık ve çirkinlik abidesidir. Siyonist çetenin her geçen gün daha bir taşınmaz yüke, katlanılamaz bir maliyete dönüştüğünün göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Elbette Batılı güçlerin kendilerinden bir parça olarak gördükleri İsrail’i koruma, kollama tutumundan vazgeçmeleri ve tümüyle İsrail’e sırtlarını dönmeleri beklenemez ama Netanyahu yönetimine daha fazla katlanmak istemedikleri ve izlediği siyasetin faturasını ilânihaye ödemeye rıza göstermeyecekleri de anlaşılmaktadır.
Netanyahu yönetimi içeriye dönük siyaseti açısından da yıpranma sürecindedir. Her ne kadar kararlı adımlarla savaşı sürdürme görüntüsü vermeye çalışsa da dışarıda olduğu gibi içeride de inandırıcılığını yitirmiştir. Zaten ideolojik açıdan çok parçalı ve çatışmaya meyilli Yahudi toplumu içinde koltuğunu koruma uğruna her şeyi yapabilecek bir politikacı kişiliğiyle büyük bir nefret figürü olarak algılanmaktadır. Netanyahu’nun esirlerin kurtarılmasından ziyade koltuğunu korumak için savaşı uzattığı suçlaması Yahudi toplumunun yaygın kanaatidir.
Gazze Direnişinin Soykırım Cephesinde Yol Açtığı Çatlak
Siyonist çete Gazze’yi büyük bir yıkıma uğratır ve Gazze halkına korkunç zulümler, acılar yaşatırken bu filleriyle aynı zamanda zayıflığını, çaresizliğini tescillemiştir. Ne bölgedeki işbirlikçileri ne de küresel güçler nezdinde sürdürdüğü politika bir anlam ifade etmektedir. Hamas’ı yok etme iddiası Gazze halkını topyekûn cezalandırma siyasetine dönüşünce ve bunda da etkili ve net sonuçlar alamayınca uluslararası güçlerden aldığı destek kaçınılmaz olarak azalmış, tepkiler artmıştır.
Burada Siyonist çetenin hedeflerine ulaşmada başarısız olmasının altını çizmekte fayda var. Eğer Netanyahu yönetimi öngördüğü şekilde kısa bir süre içinde Hamas’ı yenilgiye uğratıp Gazze halkına boyun eğdirebilmiş olsaydı bugün karşılaştığı tepkilerle, itirazlarla kesinlikle karşılaşmazdı. Gazze’de masum insanlara yaşattığı dehşet, dostlarının, Siyonist çetenin hamiliğini yapan güçlerin umurunda olmaz, yüce bir amaç için verdirilen hasar olarak unutulmaya terk edilirdi.
Ne var ki Siyonist çete Hamas’ın direnişini kıramadı, Gazze halkına da teslim bayrağı çektiremedi. Bu yüzden giderek daha vahşi yöntemlere, daha yoğun cürümlere yöneldi. Süreç uzadıkça da müttefiklerinin destek vermesi zorlaştı ve itirazlar, eleştiriler, suçlamalar yoğunlaştı. Ateşkes baskısı arttı, insani yardımların daha fazla engellenmemesine yönelik çağrılar yoğunlaştı. Siyonist çetenin suç ortakları da bir aşamadan sonra her ne kadar yüzlerinde çok iğreti durduğu kesin olmakla birlikte, insanlık ve vicdan maskesi takmaya kendilerini mecbur hissettiler.
Siyonist çetenin şefi Netanyahu, 7 Ekim’den sonra Gazze’ye yönelik saldırılarına start verirken kendinden çok emin konuşuyor, belirlediği somut hedefleri en kısa sürede gerçekleştireceğini umuyordu. Küresel emperyal güçleri temsil eden dostları, müttefikleri de benzeri bir yaklaşımla ve büyük bir seferberlik ruhuyla kollarını sıvamış her türlü vahşete amade olduklarını, Siyonist çete ile dayanışma adına hiçbir suç ortaklığından geri durmayacaklarını sözleriyle, eylemleriyle ortaya koymuşlardı.
Nitekim bu uzun zaman dilimi içinde gerçekten de çok büyük cürümlere ortak oldular. Geçmişte kaldığı düşünülen sömürgeci saldırganlık ruhunu alabildiğine canlandırdılar. Silahlarıyla, paralarıyla, siyasi, diplomatik, hukuk ve medya alanlarında ellerindeki tüm imkânları seferber ederek Gazze’de canice, vahşice katliam ve yıkıma girişen Siyonist çetenin arkasında durdular. Gazze’den yansıyan dehşet manzaralarını örtmeye, İsrail adlı haydutlar çetesinin işlediği insanlık dışı suçları kamufle etmeye çalıştılar. Vicdan sahiplerinin sesini kısmak için her yolu denediler, baskı, tehdit ve şantaja başvurarak adalet çağrılarını terörize ettiler.
Uzun Soluklu Mücadele ve Dayanıklılık Testi
Neticede ne Siyonist çete ne de küresel müttefikleri başarılı olabildiler. Yirmi ay geçmesine rağmen soykırımı kanıksatma çabaları boşa çıktı. İnsanlık vicdanında Siyonist barbarlık her gün daha geniş kitleler tarafından ve daha büyük bir alana yayılarak lanetlenmeye devam etti. Gelinen noktada kesintisiz biçimde süregelen soykırıma rağmen ne Gazze halkını sindirmeyi ne de dünyayı susturmayı başarabildiler. Zulmetmeye, katletmeye, yakıp yıkmaya güçleri yetse de hak ve adalet haykırışlarını bastırmaya muktedir olmadıklarını herkes gibi onlar da gördüler.
Sürecin bundan sonra bir dayanıklılık ve sabır testi olarak devam edeceğini söylemek mümkündür. Öncelikle bu davanın sadece Filistin topraklarıyla sınırlı ve Filistin halkının sorumluluğu olmayıp tüm İslam ümmetinin ortak davası, kimliği ve sorumluluğu olduğu hakikati net biçimde kavranmalıdır. Bu kabulleniş Gazze ile dayanışmaya güç verirken, işgalci Siyonistlerin hareket alanını kısıtlayacak, ittifaklarını zorlaştıracaktır.
Maruz kaldığı inanılmaz zulümlere, vahşiliklere, alçakça saldırılara rağmen Gazze halkının kaybedecek hiçbir şeyi kalmadığı gerçeğini kabullenip imanı için, davası için, şerefi için sebat etmesi şüphesiz düşmanı sarsmaktadır. Ödenen bedel gerçekten de çok büyük, çok ağır ve sarsıcıdır. Mamafih yüzyıldır sürekli sarsılan, tehcir edilen, katledilen Filistin halkının varlığını sürdürebilmesi mücadelenin gelecek nesillere güçlü bir şekilde devredilmesini gerektirir. Bunun yolu ise direnmektir, sebat etmektir, sabır ve namazla Allah Teâlâ’nın yardımını dilemektir. Müminler davalarına bağlılıklarını ve direnişlerini sürdürdükçe zulüm cephesinin çözülmesi, dağılması Allah’ın izniyle yakındır.

