Gazze hakkında konuşmanın giderek zorlaştığı hissine kapılmamak mümkün mü? 300 günü aşan sürekli bir vahşet tablosu karşısında sözün anlamsızlaştığı bir hali soluyoruz hep birlikte. Gerçekten de tüm dünyanın gözleri önünde İsrail ve suç ortaklarınca tam 10 aydır kesintisiz bir şekilde Gazze halkına karşı işlenen ağır, vahşi, sistematik insanlık suçları karşısında söz söylemenin, zorluktan öte adeta imkânsız bir şey gibi algılanması gayet doğal. Siyonist barbarlık karşısında yükselen öfke ve nefret dalgasının acziyet ve çaresizlik hislerine dönüşmesi halini yaşıyoruz sıkça.
Oysa konuşmak, haykırmak, zulmü ve zalimleri ara vermeksizin lanetlemek zorunda olduğumuzun farkındayız. Şahitlik ettiğimiz dehşet manzaraları karşısında çaresizlik hislerine sürüklenip söz söyleyemez hale gelmemizin Siyonist işgal çetesinin ve ortaklarının iştiyakla arzuladıkları netice olduğunu biliyoruz. Siyonist katiller ve suç ortakları hiç durmadan vahşete, zalimliğe, absürtlüğe ivme kazandırarak insanlığı suskunluğa, çaresizliğe, zulüm karşısında “Yapabileceğimiz bir şey yok!” duygusuna sürüklemeye çalışıyorlar.
Bu sinsi ve despotik politikanın tezahürleriyle bilhassa ‘gelişmiş Batı’da sıkça karşılaşılıyor. Netanyahu adlı soykırım suçlusunun ABD Kongresinde ayakta alkışlanması; Almanya’da Filistin bayrağı baskılı tişört giydiği için kafede oturan bir gencin azılı bir terörist muamelesine maruz bırakılması; Fransa’da olimpiyat oyunları esnasında her türlü rezilliğin, edepsizliğin sergilenmesi teşvik edilirken İsrail aleyhtarı slogan attığı için stadyumda gençlerin gözaltına alınması ve benzeri eylemler hep aynı hedefe matuf: Haktan, adaletten yana seslere tahammülü yok küresel haramilik düzeninin.
İşte bu yüzden hiç susmamalı, durmamalı, asla yorgunluk, bıkkınlık, çaresizlik hislerinin tepkilerimizi, gayretlerimizi bastırmasına fırsat vermemeliyiz. Bunca olanlardan sonra Gazze’de yaşanan vahşete yönelik BM’nin ortak karar alıp alamayacağının; Uluslararası Adalet Divanının İsrail’i soykırım suçundan mahkûm edip etmeyeceğinin; İslam İşbirliği Teşkilatının hadiseleri değerlendirmek için toplanıp toplanmayacağının bir önemi yok. Belirleyici olan tek şey Gazze halkının direnişi sürdürmesi, zulme ve işgale teslim olmaması. İşte o direniş umudu temsil ediyor.
Tüm insanlık yeryüzüne, gelecek nesillere şanlı bir direniş mirası bırakan şehit Gazze’ye borçlu. Aslolanın bir biçimde yaşamak, hayatta kalmak değil, hayata anlam katmak olduğunu direnerek haykıran Gazze izzetin, şerefin, özgürlüğün, kıyamın evi olduğunu bir kere daha kanıyla tarihe yazarken, hepimizi, tüm insanlığı, ruhlarını cellâtlara satmamış dünyanın tüm vicdan sahiplerini harekete geçmeye çağırıyor. Bedeninizle, kanlarınızla, silahlarınızla yanımızda olamazsanız da sesinizle, ruhunuzla, dualarınızla bu savaşta yerinizi alın, safınızı netleştirin diyor.
Zulmü kanıksamanın, susmanın, alışmanın bir bilinç körelmesi, kalp katılaşması, vicdan yoksunlaşması olduğunu biliyor ve Gazze’nin mesajını her zerremizde hissetmeye, bulunduğumuz her yere taşımaya, bizden sonraki kuşaklara şerefli bir miras olarak devretmeye söz veriyoruz.


