Altı yıl önce Suriye rejimi, milyonlarca Suriyeli tarafından “devrimin beşiği” olarak bilinen güneydeki Dera vilayetini ele geçirdi. Bu askerî zafer Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed için çok önemli bir anı temsil ediyordu. Ne de olsa rejim en son Temmuz 2018'de muhaliflere ait büyük bir toprak parçasını ele geçirmiş ve bunu yaparken de tüm dünyanın gözleri önünde cezasız kalmıştı. Kâğıt üzerinde Dera, ABD'nin merkezî bir rol oynadığı, aylar süren yoğun uluslararası diplomasinin ardından “çatışmasızlık bölgesi” ilan edilmişti.
Bu koruma statüsüne rağmen, rejim güçleri Rusya'nın yoğun askerî desteğiyle Dera'yı kuşatmaya, enkaza çevirmeye ve haftalar süren acımasız saldırılardan sonra teslim olmaya zorlamaya devam etti. Washington'un en güvenilir müttefiki olan Güney Cephesi, ABD'li yetkililer tarafından teslim olması önerilerek terk edildi. O zamandan beri, uluslararası aktörler yorgun ve ilgisiz bir şekilde metodik olarak geri çekildikleri için Suriye rejiminin statüsü hiçbir zaman sorgulanmadı. O belirleyici andan itibaren, birçoklarına göre Esed kazanmıştı. Suriye'deki kriz sona ermiş ve etkileri kontrol altına alınmıştı.
Gerçekte Esed hiçbir zaman “kazanmadı”; sadece Rusya ve İran'ın sürekli güçlü desteği ve aynı zamanda uluslararası duyarsızlıktan dolayı varlığını sürdürebildi. O zamandan bu yana geçen yıllarda, dünyanın “Suriye krizini çözmek için çalışmaya olan ilgisi” tamamen buharlaştı. Bugün Washington'da, politika üreten çevrelerde Suriye konusunda bir şeylerin yapılması önerisi bile ilgi görmüyor, bıkkınlık dolu iç çekişlere ve alaycı gülüşlere neden oluyor.
Suriye'deki durum pek çok açıdan hiç olmadığı kadar kötü gözüküyor. DAİŞ'in toparlandığına dair açık ve sürekli işaretler var. Rejimle bağlantılı milyarlarca dolarlık uluslararası uyuşturucu ticareti ve İsrail, İran, Türkiye, Rusya ve ABD'nin dâhil olduğu süregelen jeopolitik düşmanlıklar var. Rejimin kontrolü altındaki bölgeler üzerindeki hâkimiyeti hiç bu kadar zayıf olmamıştı.
Güney Suriye bu konuda dikkate değer bir örnek teşkil ediyor. Devrimin beşiğinin bombalanarak teslim alınmasından altı yıl sonra, Esed'in güneydeki yönetimi çatırdamaya başlıyor.
Esed ve destekçisi Rusya, güneyin muhaliflerden “arındırılmış” istikrarlı bir Suriye'yi temsil etmesini amaçlarken, bölge 2018'den bu yana Suriye'nin en istikrarsız bölgesi oldu. Syria Weekly tarafından belgelendiği üzere, sadece haziran ortası ile temmuz ortası arasında Dera ve Süveyde vilayetlerinde her gün yaşanan suikastlar, pusular, baskınlar, adam kaçırmalar ve rehine infazları sonucunda en az 47 kişi yaşamını yitirdi. Özellikle Dera, kanunsuzluğun ve kaosun vücut bulmuş haline döndü.
Bu kötü düzensizliğin ötesinde, rejimin elindeki güney vilayetleri Dera ve Süveyde'deki eski muhalif savaşçılar ve diğer yerel silahlı gruplar son haftalarda Suriye rejiminin ihlallerine karşı çıkma konusunda giderek daha cesur hale geldiler. Haziran ortasından temmuz ortasına kadar, çoğu eski muhalif olan silahlı savaşçılar, rejimin kendi bölgelerindeki sivilleri keyfî biçimde tutuklamasına misilleme olarak en az 25 Suriyeli askerî yetkiliyi kaçırdı. Rehineler daha sonra Suriye rejimini “sivil tutukluları serbest bırakmaya zorlamak” için başarılı bir şekilde koz olarak kullanıldı. Rejim daha önce hiç bu kadar zor durumda kalmamış ve boyun eğmeye zorlanmamıştı.
Kâğıt üzerinde “uzlaşmış” sayılan yerel silahlı gruplar da artık ihlallere misilleme olarak Esed rejiminin askerî kontrol noktalarına ve binalarına doğrudan saldırılar düzenlemeye başladı. Örneğin, Dera'nın Inhil kasabasından Suriyeli bir kadın 10 Temmuz'da Şam'da pasaportunu yenilemeye çalışırken alıkonulunca, Inhil'deki eski muhalif savaşçılar üç rejim kontrol noktasına ve yerel istihbarat merkezine koordineli olarak saldırılar düzenlediler. Rejim güçleri havan topu ve topçu ateşiyle karşılık verince, yerel savaşçılar takviye olarak gelen bir rejim zırhlı aracını pusuya düşürerek roket güdümlü el bombalarıyla imha ettiler. Günün ilerleyen saatlerinde kadın serbest bırakıldı.
Yanı başındaki Süveyde vilayetinde Esed'in devrilmesi talebiyle 330 günü aşkın süredir art arda protesto gösterileri düzenleyen yerel halk, 23 Haziran'da vilayet başkentinin ana girişinde beklenmedik bir şekilde yeni bir güvenlik kontrol noktası kurdu. Birkaç saat içinde en az altı yerel silahlı grup harekete geçerek rejim mevzilerine saldırılar başlattı ve Şam'dan rejim takviyelerini çeken 48 saatlik şiddetli çatışmalar yaşandı.
25 Haziran'a gelindiğinde rejim geri adım atmak zorunda kaldı ve ağır şekilde silahlandırılmış kontrol noktasını, yerel otoritesi olmayan bir karakola dönüştürdü. Rejimin güvenlik politikasına böylesine doğrudan bir meydan okuma, özellikle de hiçbir zaman muhaliflerin kontrolüne geçmemiş bir vilayet için dikkate değerdi.
Bu olay, rejimin teslimiyetini göstererek bölgesel anlamda büyük dikkat çekti. Bu durum, Süveyde'de rejim karşıtı silahlı grupların en önde gelen liderlerinden biri olan ve yukarıda bahsedilen saldırıların çoğuna komuta eden kişinin 17 Temmuz'da şafak vakti evinde suikasta kurban gitmesini açıklayabilir. Halk arasında Ebu Gayt olarak bilinen Murhac Carmani, susturucu takmış bir tetikçi tarafından oturma odasının penceresinden başından vurularak öldürüldü. Eşi de evdeydi ama silah sesini duymamıştı.
Aynı bir aylık süre içinde, Suriye'nin güneyindeki yerel silahlı gruplar da cinayet, işkence ve organize suç dâhil olmak üzere çeşitli ihlallerle suçlanan dört rejim istihbarat ajanını kaçırdı. Dördü de işkence gördü, suçlarını kamera karşısında itiraf etmeye zorlandılar ve ardından infaz edildiler. İtiraf videoları daha sonra yerel olarak yayınlandı ve sosyal medyada yayıldı. Bunun yanı sıra, Dera'nın kötü şöhretli askerî istihbarat şefi Luay el-Ali'nin sağ kolu 13 Temmuz'da vilayet başkentinin merkezinde suikasta uğradı. Genellikle Ebu Lokman olarak bilinen hedef, Dera'nın en büyük gözaltı ve sorgulama tesislerinde yaklaşık on yıl süren işkenceleri yönetmişti.
Bu tür bilgiler, Suriye'deki krizin 14. yılında rejim yönetiminin gerçek durumuna bir pencere aralıyor. Kontrolü sağlamlaştırmak bir yana, Esed'in otoritesinin çökmekte olduğu görülüyor. Bu arada rejim, yeniden canlanan DAİŞ'e karşı yürüttüğü mücadelede sürekli olarak başarısız olmaya devam ediyor. Son bir ayda, Suriye'nin merkez çölünde neredeyse her gün düzenlenen DAİŞ saldırılarında en az 69 rejim güvenlik personeli hayatını kaybetti. Ve bu, rejimin cihatçı gruba karşı bir ay süren “temizleme operasyonu” sırasında gerçekleşti. Bu arada Esed'in kıdemli danışmanı Luna eş-Şibl 3 Haziran'da -kimilerine göre içeriden birinin işi olan- gizemli bir araba kazasında ölürken, rejim ekonomisinin belkemiği Muhammed Bara Katerci de 15 Haziran'da İsrail'in hava saldırısında öldü. Ve çok daha fazlası…
Muhalefeti yok etmek için elinden geleni ardına koymamasıyla ünlü bir rejimle karşı karşıya olmalarına rağmen, güney Suriye halkı artık canına tak etmiş görünüyor. Süveyde'de yaklaşık bir yıldır devam eden halk ayaklanmasından yerel savaşçıların rejimin ihlallerine ve güvenlik politikalarına doğrudan meydan okuma eğilimine kadar, bu durum çözülmüş bir krizden ziyade bir kez daha gelişen ve potansiyel olarak tırmanan bir krize benziyor.
----
* Charles Lister, Ortadoğu Enstitüsünde kıdemli araştırmacı ve Suriye çatışması, özellikle de Suriye silahlı muhalefeti ve hem el-Kaide hem de IŞİD'in Suriye'deki rolleri konusunda uluslararası alanda tanınan bir uzmandır.
Foreign Policy / 18 Temmuz 2024 / Çeviren: Barış Hoyraz

