Hükümetin iş kotası sistemine karşı protestoların başlamasından bu yana 10 günden fazla zaman geçti. Ülke genelinde öğrenciler ve gençler, Bangladeş'in bağımsızlık savaşında “özgürlük savaşçılarının” çocukları olan belirli bir grubu kayıran ve adaletsiz bir yaklaşım olarak gördükleri uygulamaya karşı gösteriler düzenliyor. Ancak hükümetin benzeri görülmemiş bir şiddete başvurmasının ardından protestolar kota sisteminin iptal edilmesi talebinin ötesine geçti.
Öğrencilerin taleplerini içeren bir liste dolaşıma sokuldu:
1) Başbakan öğrencilerin toplu katliamlarının sorumluluğunu kabul etmeli ve kamuoyu önünde özür dilemelidir.
2) İçişleri ile ulaştırma bakanları görevlerinden ve partiden istifa etmelidir.
3) Öğrencilerin öldürüldüğü yerlerde bulunan polis memurları görevden alınmalıdır.
4) Dakka, Jahangirnagar ve Rajshahi üniversitelerinin rektör yardımcıları istifa etmelidir.
5) Öğrencilere saldıran polis ve güvenlik güçleri ile saldırıları azmettirenler tutuklanmalıdır.
6) Ölen ve yaralananların ailelerine tazminat ödenmelidir.
7) Bangladeş Chhatra Ligi (BCL; fiilen hükümetin kanunsuz gücü olan hükümet yanlısı öğrenci kanadı) öğrenci siyasetinden men edilmeli ve yeni bir öğrenci birliği kurulmalıdır.
8) Tüm eğitim kurumları ve yurtlar yeniden açılmalıdır.
9) Protestoculara akademik ya da idari tacizde bulunulmayacağına dair güvence verilmelidir.
Başbakan Şeyh Hasina'nın protestocularla ilgili aşağılayıcı yorumları nedeniyle kamuoyu önünde özür dilemesi önemsiz bir mesele gibi görünebilir, ancak kesinlikle düğüm noktası bu olacaktır.
Bu kadın ne yaparsa yapsın özür dileyecek biri değildir. Seçimlere hile karıştırdığı iddiaları, görev süresi boyunca yolsuzluğun en üst düzeye çıktığı gerçeği, 100'den fazla öğrencinin ve diğer protestocuların onun adamları ve güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğü gerçeği ya da kendi görüşlerine karşı çıkan herkesi “razakarlar” (1971'deki Pakistan işgal ordusunun işbirlikçileri) olarak görmesi, fark etmez...
Müzakere kampında Başbakan Hasina’ya böyle bir yol önermeye bile cüret edebilecek kimse kesinlikle yoktur ve Bangla dilinde bir deyiş vardır: “Boynunun üzerinde sadece bir başın var.”
Genel başkan yardımcıları ve rektörlerin istifa etmesi kolay bir konu. Bunlar ıskartaya çıkarılabilir kölelerdir. Avantalar cazip ve koltukları dolduracak çok kişi var. Polisin atılması o kadar kolay değil, çünkü onlar bazı önemli güçler sağlıyorlar.
Tazminat bir sorun değildir. Devlet kasası yağmalanmak için vardır ve kamu fonlarının parti emriyle dağıtılması yeterince yaygın bir uygulamadır.
Ağır işleri ise bakanlar yapar. Sokaklardaki güçleri kontrol ederler ve direniş başladığında işleri yönetirler. Bakanlar partinin üst düzey yöneticileridir ve yerlerine uygun birini bulmanın zorluğu bir yana, onları görevden almak parti içinde yanlış bir mesaj verecektir.
Dakka, Jahangirnagar ve Rajshahi üniversitelerinde BCL ve ilişkili öğrenci örgütlerinin yasaklanması talebi, öğrenci kitlesini kontrol altında tutan ve herhangi bir isyan belirtisi olduğunda çağrılan parti kadroları oldukları için bir çıkmaz nokta. Bu grup, partinin emriyle insan öldürebilen, kaçırabilen ya da ortadan kaybedebilen kanunsuz bir grup. Meşruiyetten yoksun bir hükümet için bunlar terör estiren piyadelerdir ve baskı mekanizmasının önemli parçalarıdır.
Eğitim kurumlarının yeniden açılması bir meseledir. Öğrenciler geleneksel olarak protestoların başlatıcısı olmuştur. Böylesine kaynayan bir hoşnutsuzluk varken, özellikle de yerel baskı gücü kırpılırsa bu tehlikeli olabilir. Bağımsız düşüncenin geri dönüşü tüm tiranların korktuğu bir şeydir. Tacizin durdurulmasını kâğıt üzerinde uygulamak kolaydır. Resmî suçlamaların kaldırılması ise tüm gayri resmî yöntemlere dokunulmamasını sağlayacaktır.
Tüm bu talepler arasında özür en az zararsız olanıdır, ancak belki de en önemlisidir. Tiranın yaydığı yenilmezlik imajına zarar verecektir. O hiçbir zaman hiçbir şey için özür dilemedi.
Ne babası Şeyh Mucibu’r-Rahman'ın ülkede terör estiren paramiliter güç Rakkhi Bahini'yi kurması için, ne Baksal'ı yani onaylanmış dört gazete dışında tüm diğer partilerin ve tüm gazetelerin yasaklandığı tek partili sistemi kurduğu için ne de kendi görev süresi boyunca himayesindeki kişiler tarafından işlenen çok sayıda yargısız infaz ve kayıp vakası ve yolsuzluk için…
Protestocu öğrencilerden özür dilemek basit olsa da zırhındaki bir çatlağı açığa vurmak istemeyecektir.
İronik bir şekilde, babası ve Awami Ligi 1971 soykırımı sırasında Pakistan ordusuna karşı direnişe öncülük etmişti. Devrimciler ise şimdi yeni işgalciler oldular. Bangladeş'in hâlâ bir “demokrasi” olduğunda ısrar ediyorlar.
Şimdiye kadar, ölü sayısını doğrulamak imkânsız. Elimden geldiğince ilk elden raporları bir araya getirmeye çalışıyorum. Cesetlerin çoğunda tek ve tam hedeflenmiş bir kurşun deliği var. Saçmalar gözlere hedeflenmiş.
İnternet kapatıldığı ve mobil bağlantılar ciddi şekilde kısıtlandığı için haber alamayan uluslararası medya kuruluşları, ölü sayısının 100'den fazla olduğunu söylüyor. Olayları izleyenler bu rakamların ölü ve kayıplar için önemli derecede eksik bir tahmin olduğunu düşünüyor. Hükümet haberleri daha da azını bildiriyor.
Şehir hastanelerindeki personel daha az ketum ve makul ölçüde doğru rakamlar verebiliyor, ancak tüm cesetler hastane morglarına gitmiyor. Dakka'daki eski bir hastane 200'den fazla cesedin getirildiğini bildirmiştir. Hastaneye götürülürken yolda ölen yaralılar genellikle hastaneye kabul edilmiyor. Aileler cesetleri polise teslim etmek yerine eve götürmeyi tercih ediyor. Cesetler de ortadan kayboluyor.
Polis ve otopsi raporları, mevcut olduğunda, kurşun yaralarından bahsetmiyor. Eski öğrencim Priyo'nun cesedi de kayıplar arasındaydı ama sonunda yerini tespit edebildik. Bir arkadaşı onu gömülmek üzere Rangpur'daki evine götürdü. Aktivistler tarafından yapılan sürekli izleme ve kontroller sonucunda Priyo'nun dosyasında kurşun yarasından bahsedildi, ancak bir polis memuru tarafından denetlenen hastanenin taburcu kâğıdındaki isimde yapılan kasıtlı bir hata, işleri zorlaştırmaya çalıştı. Neyse ki bu hata son anda düzeltildi.
Tüm internet ağı çökertildi; bir bilgi teknolojileri bakanı bunun “istikrarsız durumdan” kaynaklandığını söyledi.
Helikopterler alçaktan uçarak aşağıya projektörler tutuyor. İnsanların üzerine ateş açıldığı bildiriliyor. Göz yaşartıcı gaz ve şok bombası mermileri yüksekten atıldığında ölümcül hale geliyor.
Bir öğrenci, boş üst geçitte yatan bir cesedin polis tarafından sürüklenerek götürüldüğünü anlatıyor. Bir arkadaşı, plakasız bir arabanın hızla geçerken kalabalığa kurşun sıktığını anlatıyor. Şanslıymış. Tetikçi diğer taraftaki bir pencereden ateş ediyormuş. Bir anne, anlamsızca öldürülen üç yaşındaki çocuğunun yasını tutuyor.
Bir insan beyninin asfalta yapıştığına dair kanlı bir rapor bile var. Sokağa çıkma yasağı çöplerin sokaklara yığılmasına neden oldu. Bu yüzden asfalt üzerindeki beyin insanların görmesi için orada olacak, belki de kasıtlı olarak.
Bir daireye özel harekât tarzında baskın yapıldığına da şahit oldum. Ağır silahlı polis ve sivil giyimli diğer kişilerden oluşan büyük bir birliğin sadece bazı bölümleri görülebiliyor. Sonunda bir kişiyle, muhtemelen bir muhalefet lideriyle birlikte dışarı çıktılar.
Zırhlı personel taşıyıcılar sokaklarda dolaşıyor. Görüldüğü yerde ateş etme emri öfkeyi dindirmiyor ve sokağa çıkma yasağına rağmen insanlar hâlâ sokaklara çıkmaya devam ediyor. Bir de hikâyenin diğer yüzü var. Polislerin linç edildiği ve işyerlerinin ateşe verildiği haberleri, hükümet öncülüğündeki vahşete verilen şiddetli tepkilerden bazıları.
Protestoların ortalama bir insan üzerindeki etkisinden de bahsetmek gerekir, zira Bangladeşli işçi sınıfının çoğu günübirlik yaşıyor. Günlük kazançları ile ailelerini besliyorlar. Yasal olarak hakkı olmayan bir pozisyona umutsuzca tutunmaya çalışan bir başbakan ve yeterince eziyet çekmiş bir halk savaşırken, açlıktan ölenler onlar oluyor.
Özel televizyon kanalları devlete ait BTV ile yarışıyor ve hükümet propagandası yapıyor. Bir yandan halkın şikâyetlerini izlerken, diğer yandan konuştuğum sıradan insanların -çekçek sürücülerinin ve hatta bozulabilir ürünler satan manavların- öğrencilerle dayanışma içinde olduklarını ifade etmelerini unutamıyorum.
Artık herkes Hasina’nın gitmesi gerektiğini söylüyor.
-----
* Shahidul Alam, Bangladeş'te yaşayan uluslararası üne sahip bir fotoğrafçı, yazar ve sosyal aktivisttir.
Al Jazeera / 23 Temmuz 2024 / Çeviren: Gökhan Ergöçün

