1. OKUMA HİKÂYELERİ
Duran Boz editörlüğünde 2013 yılında Hangar Kitap’tan çıkan Okuma Hikâyeleri’nin genişletilmiş ikinci baskısı İz Yayıncılık tarafından yayımlandı.
Kitap, Duran Boz’un önsöz niyetine yazdığı Okuma Hikâyeleri başlıklı metinle başlıyor. Adı geçen metinde yazar; “Her insanın bir hikâyesi vardır sonuçta. Okuma Hikâyeleri’ndeki metinlerin her birinden tutkuların en asiline sevdalanan beyinlerin ürpertisi süzülür. Bir yüreğin, hülyalara açılan bir yüreğin ilk çarpıntıları görülür bu metinler toplamında. Çeşitli deneylerden geçerek okumak ülkesine ram olan bu seslerin hepsinden öğrenilecek güzellikler vardır. Bu güzellikleri paylaşmak, yeni güzelliklere kapı aralamak gayretini göstereceklere bir pusula olsun amacıyla söz konusu metinler bir araya getirildi. Bu yazıların her birinden taşan okuma deneyimleri içselleştirilerek yeni yaşantılar örülebilir. Yeni yollara, yeni yolculuklara başlanabilir.” diyerek böylesi bir çalışmaya girişmesindeki amacını ortaya koyuyor. Bu paragraf, her iki baskının da arka kapak metni aynı zamanda.
Yazarların kimisi serüven, kimisi süreç, kimisi eylem, kimisi ödev, kimisi sorumluluk, kimisi fark ediş, kimisi kavrama biçimi, kimisi hikâye, kimisi yolculuk, kimisi yol, kimisi merak, kimisi sevgi, kimisi keşif, kimisi sorgulama biçimi… olarak tanımlıyor ‘okuma’yı. Her biri kendince, kendi okuma hikayesini anlatıyor. Hikâyelerde, doğal olarak, ayrışan yanlar olmakla beraber örtüşen ya da benzer yanlar epey dikkat çekmekte. Kimi Teksas-Tommiks ile başlamış okumaya kimi Kur’an-ı Kerim ile... Ama hepsi bir düzey kazanmış okudukça. Ve çeşitlenmiş okumaları. Okudukları için; azar işiten de var, övgü ve destek alan da. Kimi zorluklara rağmen okumuş kimi bir imkânın içinde bulmuş kendini. Nihayetinde yaşantılar benzer değil mi?
“Öğrenmek için değil yaşamak için okuyorum.” demiş Flaubert. Elbette öğrenme boyutu yadsınamaz okumanın. Ancak birincil amaç öğrenme olursa sonuç malumatfuruşluk olacaktır. O vakit, öğrenmek için yaşamış olursunuz; yaşamak için öğrenmiş değil. İbrahim Demirci’nin dediği gibi; “Okumak iyidir ama bir şartla: yaşamı ıskalamayacaksınız.”
İlk baskıda, elli dokuz okur/yazarın okuma serüveni ardı sıra; katılımcıların yaşam öykülerinin ve sınıf seviyelerine göre kitap önerilerinin yer aldığı bölümler var. İkinci baskıda katılımcı sayısı seksen dört olmuş. Sıralama da kronolojik yapılmış. İkinci baskıda okur/yazarların yaşam öykülerine yer verilmemiş, keşke verilseymiş. Sanırım, hacim sorunu yüzünden çıkarılmış bu bölüm. Sınıf seviyelerine göre kitap önerileri bölümü ise, daha da zenginleştirilerek birinci baskıda olduğu gibi alfabetik sıralamaya göre düzenlenmiş. Okul öncesi dönemden başlayarak bütün öğretim düzeyleri için hazırlanmış olan okuma listeleri, gerçekten önemli bir kılavuz.
Kitabın birinci baskısında olmayıp ikinci baskısında yer alan bölüm ise; “Bilinç Işığı: Kitaplar” bölümü. Bu bölümdeki kitaplar, tabiri caizse, üst düzey okuma için düşünce/felsefe odaklı eserler. Şahsen, okuma listelerine çok sıcak bakan biri değilim. Çünkü; genellikle tek boyutlu, sığ ve fazlasıyla kişiseldir bu tür listeler. Ayrıca muhatabın okuma düzeyi bilinmeden sunulan listeler, yarardan çok ziyana sebebiyet verebilmektedir. Ancak Okuma Hikâyeleri’deki listeler, her bir okurun aynı düzeyde kendince seçme yapabilmesine imkân sunuyor. Bu bakımdan farklı ve önemli.
Sözün özü: Okuma Hikâyeleri, titiz bir çalışma. Umarız yeni okuma hikâyelerine kapı aralar…Bu hikayelerden; yeni yollara ve yeni yolculuklara çıkılır… Öncelikle, “doğru anlama”yı ve “anlamlandırma”yı öğreten ve beraberinde “soru sorma”yı ve “sorgulama”yı düstur edinen okumalara…
2. YAZMA HİKÂYELERİ
Yazma Hikâyeleri, Okuma Hikâyeleri ile eş zamanlı yayımlandı İz Yayıncılık tarafından. Yine temiz ve düzgün bir baskı ve güzel bir kapak çalışmasıyla.
Duran Boz; “Yazma Hikâyeleri’ndeki metinlerde, bir yazar adayının öncü işaretlerinden başlayarak yazarın yazmayı bir yaşama biçimine dönüştürüşüne kadarki süreçler toplamı yer alır. Usta yazarların yazma deneyleri, işin başlangıcındaki yazma heveslilerinin dikkatine sunularak bir birikimin fark edilmesi istenir. Böylelikle yazma heveslisi yazar adaylarının bilinçli yazarlık durumunu kazanabilmesi için gerekli olan yol azığı ortaya konur. Özellikle yazma deneyini yaşayanların yazıya yaklaşımları yazıyla içlidışlı oluşları gündem konusu yapılarak yazarın ruh everenini taşıran yolculukların hasılası açığa çıkartılır. Sonuçta da varoluşunu yazmaya hükümlü sayan bir yazın adamının içtenlikli çabası okurun istifadesine sunulur. Yazma Hikâyeleri’ndeki bütün metinler toplamında, böylesi incelikli bir yaklaşımın örüldüğü hissedilir. Metinler boyunca yol alan dikkatli bir okur, buradaki anlatılardan bir yaşantının örgütleniş basamaklarını algılama ve açıklama durumuna ermiş olur.” diyor Yazma Hikâyeleri başlıklı ilk metinde.
Bu satırlardan editörün “yazma”ya önemli bir anlam yüklediği aşikâr. Sayfalarda ilerledikçe benzer, hatta tabiri caizse, kutsayıcı ifadelere rastlamak da mümkün. Elbette önemli bir edim yazmak. Doğrusu ben, “Yazmasaydım ölürdüm.” diyenlerden değilim. Böyle düşünenleri de kendi gerekçeleri bağlamında anlayabiliyorum. “Yazmak, bir yolculuk benim için, her şeyden önce kendime… Arada bir yolda olup olmadığımı sınıyorum. Menzil, kendim; yol, yazmak. Kendimle konuştuğum bir yolculuk bu.”
Nuri Pakdil ise; “Yazmak: Uzun yürüyüşe başlamaktır.” diyor. Yazmayı, bir eylem olarak niteliyor Rasim Özdenören. Atasoy Müftüoğlu’na göre ise; bir sorumluluk yazmak. Bu bağlamda; “Yazarak bir bilinç yürüyüşünü sürdürdüğümüzü düşünüyorum.” diyor.
Yine her yazarın kendine göre farklı bir yazma hikâyesi ve anlam yüklemesi var Yazma Hikâyeleri’nde. Sayfalara aktarılan her bir yazma macerasının başlangıcı kimileyin benzer kimileyin farklı olmakla birlikte; ‘yazma’nın “bilinçli ve dikkatli okurluk”la gelişerek devam ettiği muhakkak. Bu bağlamda şöyle der Duran Boz: “Bilinç ve dikkat ateşinin yürürlüğünü başlatmadan yazının evrenine yolculuklar düzenlemek imkânsızdır çünkü. Söz konusu ateşi, her hâlükârda harflerin, kelimelerin, cümlelerin yankılaştığı kitap sayfalarından edinmemiz karşı durulamaz gerekliliktir. Yani emeğin, alın terinin depolandığı kitap sayfalarına gide gele yazarlık ediminin ön birikimi elde edilmiş olur. Bundan dolayıdır ki yazmak birikimi okurluk birikimiyle kol kola yürür. Okurluk birikimi kazanılmadan yazarlık hakikati kuşanılamaz.” Her okurluk birikimi yazarlık’a ne kadar dönüşmektedir, tartışmaya açık olmakla birlikte, yazarlık yolunda önemli bir başlangıç olduğu yadsınamaz.
Yüz okur/yazarın katkı sunduğu Yazma Hikâyeleri’nin sonunda “Sanat-Edebiyat Yazı ve Yazmaya Dair Kitaplar” başlıklı bir bölüm var. Bu bölümde editör, yazma konusunda çaba sarf edeceklerin ve halen yazmakta olanların mutlak surette yararlanabilecekleri, “yazmanın önemini ve temel dinamiklerini anlatan eserler” listesi sunmakta. Bir yazma kaynakçası yani, “yol mühimmatı”.
Duran Boz’un emeğine sağlık.

