Apartheid
TEMMUZ Sayı: 19 - Şubat 2018

Steve Biko öldüğü gün

İnci gibi dişleriyle çocuk

İşte o tarlanın ucunda bir başına

Beyaz işgalcinin bakışına doğru

Yeniden dirildi koşarcasına.

Hep düşünürüm

Dünyanın dört bir yanında

Nice acılar depreşiyor da biz

Kendi halimizde yarı hevenk

Bal karışımı huzurumuzla

Simya arıyoruzdur kim bilir.

Aşıları tam endazesi yerinde

Diyet yapıyor perhiz hem 8 öğünde

Sağlıklı bir yaşam diğerine yabancı

Teslim alıyor direncin taşını

Dağıtıyor suların dibine.

İşte burada başlar insanın hikâyesi. Merkezinde dünyanın bir kendisi, âlemin efendisi. Her gün aynada baktığı çehrede yabancılaşan o rengini göremez. Körlüktür bu biraz da mayalanmış tarih yazımı. Herkes kendi kitabını yazmak derdinde bir ömür. Kendisiyle başlayan ve kendisiyle biten… Atlasın her hangi bir yerine elini koysa ve dese ki işte burada insanlar yaşıyor. Kendisi de inanmaz görmedikten dokunmadıktan sonra. Böylece insanlık cenahının en bariz acısıyla karşılaşır zavallı. Avustralya’da ve Yeni Zelanda’da da katledilen milyonlarca yerli ne ifade eder? Kızılderililer, Brezilya yerlileri, Peru, Şili, Meksika, Kanada, Güney Afrika, Filistin… Aradan asırlar geçer ve zalimin torununun torunu özür diler olur biter değil mi! İşte beyazın kirlendiği çağ burası. Vahşi kapitalizm, gösterimde insanlık curcunası.

Steve Biko öldüğünde hani o gün

Beyazlar sopalarını biliyordu başında

Tarih törpüsü kanını aldatıyordu

Hani sonra o sarışın korkularıyla

Hayvandan daha aşağı bir hayvan gelip

Kara gözlerindeki tebessümü yağmalıyordu.

Geçen Biko’yu Kudüs’te görmüşler

Sesinden bilenmiş çocuklar saçıyorken ortaya

Yirmileş cani baş edemiyormuş.

Yunus Emre Altuntaş Arşivi