Aslolan Doğru Safta Durmaktır!
Haksöz Dergisi Sayı: 412

Gazze yaramız oluk oluk kanamaya devam ediyor. Siyonist soykırım karşısında yapılan edilenlerin son kertede caydırıcı olamamasının yol açtığı burukluk içimizde bir sancı olarak büyüyor. Peki, bu durum İslam ümmetinin hiçbir hayır üretmediği, varlığının anlamsızlaştığı, toptan bir yok oluşa sürüklendiği ve benzeri eleştirileri, ithamları haklı çıkarır mı? Hayır, bu aşırı gitmektir, haksızlıktır. Bazı vahşilikleri engelleyememek, bazı zulümlere güç yetirememek var olan güzellikleri örtmemeli, Allah için ortaya konan fedakârlıkları değersizleştirmemeli. Daha da önemlisi bizi kesinlikle acziyet ve karamsarlık duygularına sürüklememeli.

Rabbu’l-Âlemin, müminlerin samimiyetle, ihlasla icra ettikleri çabalarını hor görmenin münafıklara has bir tutum olduğunu Tevbe suresinin 79. ayetinde şöyle hatırlatır: “Sadakalar hususunda gönüllü bağışta bulunan müminlerle, güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya; işte Allah asıl onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.”

Resulullah (s) Tebük Seferi hazırlığı esnasında ashabına savaş giderleri için çağrıda bulunmuş, onlar da buna karşılık vermişler, imkânı olanlar servetlerinin önemli bir kısmını bağışlarken imkânı olmayanlar da mütevazı katkılarda bulunmuşlardı. Bu durumdan rahatsızlık duyan münafıklar çokça bağış yapan müminleri gösteriş yapmakla suçlarken, bu hayır yarışına katılan fakat daha fazlasını yapamadıkları için üzüntü duyan müminlere de verdikleri miktarın azlığından dolayı sataşıyor ve “Allah’ın bu kadar sadakaya ihtiyacı mı var?” diye alay ediyorlardı. Allah Teâlâ “Allah da onlarla alay edecektir.” buyruğuyla münafıkların bu densizliklerini karşılıksız bırakmayacağını bildirmiştir.

Evet, kimse istenilen sonucu üretemediği için müminlerin çabalarını küçük görme, zalimlere karşı mücadelede Müslümanları zayıflıkla, etkisizlikle, çaresizlikle yaftalama hakkına sahip değildir. Müslümanlar sömürgeciliğin ve diktatörlüğün müthiş güç ve yoğunluk kazandığı modern dönemde de her yerde direndiler, hâlâ da direniyorlar. Yakın dönemde Afganistan’da, Bangladeş’te ve Suriye’de zulüm kalelerinin yıkılışı bunun ispatı olmuştur. Tüm bu süreçler ağır bedeller ödenerek ve büyük fedakârlıklar göze alınmak suretiyle yaşanmış ve bugünlere gelinmiştir.

Allah Teâlâ’nın izniyle Filistin’de de özlediğimiz tabloya ulaşacağız. Karamsar değiliz, umutsuzluk ve yeise asla düşmüyoruz. Hamd olsun Rabbu’l-Âlemin’e ki bunca zalimliğe, vahşete, alçakça, barbarca icra edilen insanlık suçlarına rağmen kardeşlerimiz zillete düşmemişlerdir. En yakınlarını, en sevdiklerini kitleler halinde kaybetmelerine, üzerlerine yağan bombalara ilaveten bir de açlıkla, susuzlukla boğuşmalarına rağmen düşman karşısında teslim bayrağı çekmemişlerdir. Ve adeta umutları tüketen bir vahşet tablosuna rağmen İslam ümmeti de “Yeter artık, unutalım Filistin davasını!” dememiştir. Filistinliler direnmeye ve ümmet de bu direnişe imkânları nispetinde destek vermeye devam etmektedir.

Gelişmelere bu zaviyeden bakarak moralimizi yüksek tutmalı, karamsarlık ve atalet getiren söylemlerden kaçınarak daha güçlü, daha etkili çabalar ortaya koymak için çalışmalıyız. Allah’ın izniyle bugünler gelip geçecek, dönüp baktığımızda bu dehşetli süreçte kimin nerede durduğu, ne yaptığı ya da yapmadığı belirleyici olacaktır. Allah Teâlâ bizleri, kardeşlerimizi, tüm müminleri doğru safta yer alanlardan eylesin! Bizleri çaresizlik duygularının esiri olmaktan kurtarsın ve daha fazla direnişe, daha fazla dayanışmaya, daha fazla kardeşliğe sevk etsin. Direnişi dirilişimize vesile eylesin!

haksoz-412

Haksöz Arşivi