Teslimiyet Kalbin Amellerindendir
Haksöz Dergisi Sayı: 412

İman itikat, söz ve ameldir; kalbin itikadı, dilin sözü, sonra da kalp, dil ve uzuvların amelidir. Bu yönüyle ameller üçe ayrılır: kalbin amelleri, dilin amelleri ve uzuvların amelleri. Bu durumda önce kalp iman eder, sonra dil şehadet getirir, arkasından da kalp ihlâs, tevekkül, teslimiyet, sevgi, korku ve recâ gibi amelleri; dil de Allah’a hamdüsena getirmek, onu tesbih ve tenzih etmek, istiğfar etmek, dua etmek, Kur’an okumak ve iyiliği emredip kötülükten sakındırmak gibi amelleri; uzuvlar da rükû, secde, oruç, cihad ve hac gibi amelleri meydana getirir.

Bu yazımızda kalbin amellerinden teslimiyeti kısaca ele alacağız.1

Teslimiyet

Teslimiyet, sâdık haberle gelen bilgiye karşı şüpheden, Allah’ın emrine karşı gelen arzudan, ihlâsa zıt bir iradeden ya da kader ve şeriata karşı gelen bir itirazdan kurtuluştur.

Teslimiyet, Allah’ın kendisi hakkında bildirdiği sıfat ve fiillere, kıyamet gününe dair verdiği haberlere iman etmeye engel olan, ister geleneksel olsun isterse modernist olsun kelamcı ve felsefecilerin bâtıl şüphelerinden kurtuluştur. Aynı şekilde, Allah’ın emrine karşı gelen arzulara, Allah’ın kulundan istediklerine karşı gelen heveslere, Allah’ın yaratma ve emirlerindeki hikmetine yapılan itirazlara karşı kurtuluştur. Yani teslimiyet, tüm bu karşı koymalardan, zihnî çekişmelerden, şüphe ve ikilemlerden arınmaktır.

Teslimiyet İslam’ın ruhudur, hatta İslam’ın ta kendisidir. Bilindiği üzere İslam ile teslim aynı köktendir. Nitekim İslam’ın lügat anlamı, boyun eğmek ve itaat etmektir. “Allah’a teslim oldu.” denildiğinde bu, Allah’a boyun eğdi, itaat etti ve O’na tâbi oldu anlamına gelir. Kalbin teslimiyeti ve boyun eğmesi inanç ve niyetle, dilin teslimiyeti ikrarla, uzuvların teslimiyeti ise amelle olur.

İbrahim (as) hakkında Yüce Mevla şöyle buyurur:

Rabbi ona: ‘Teslim ol’ dediğinde, ‘Âlemlerin Rabbine teslim oldum.’ demişti.” (Bakara, 131)

Tahâvî akidesini şerh eden İbn Ebü’l-İz (v. 792/1390) şöyle der:

“Bilinmelidir ki kulluk ve Allah’a, O’nun kitaplarına ve peygamberlerine olan imanın temeli, tam bir teslimiyetle bağlılıktır. Bu bağlılık, ilahî emir ve yasakların ya da şeriat hükümlerinin arkasındaki hikmetin ayrıntılarını sorgulamamak esasına dayanır. Bu yüzden Allah-u Teâlâ, herhangi bir peygamberin ümmetinden, peygamberlerine inanıp getirdiklerini kabul edenlerin, Allah’tan gelen emir ve yasakların hikmetini sorguladıklarını bize haber vermemiştir.”2

Allah ve Resulü, bir işe hükmettiği zaman, mümin bir erkek ve mümin bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resul’üne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.” (Ahzâb, 36)

Teslimiyet iki çeşittir:

1. Din ve ibadetle ilgili ilahi hükümlere teslimiyet.

2. Kaderî ve evrensel ilahi hükümlere teslimiyet.

İlk tür olan dinî hükümlere teslimiyet, müminlerin temel özelliğidir. Allah-u Teâlâ şöyle buyurur:

“Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem tayin etmedikçe, sonra da senin verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisâ, 65)

Burada üç mertebe görmekteyiz:

 Peygamberi hakem tayin etmek,

 Hükme karşı gönülde bir sıkıntı duymamak,

 Tam bir teslimiyet göstermek.

İkinci tür ise Allah’ın kâinattaki kaderî hükmüne teslimiyettir ki bu, kadere razı olmaktır. Allah’ın razı olduğu şeylerde bu tür teslimiyet, kulun engelleyemeyeceği musibetler gibi, övgüye layıktır. Ancak kulun engellemesi emredilen kadere dair şeylerde teslimiyet doğru değildir. Böyle durumlarda kul, Allah’ın daha çok sevdiği hükümlere başvurarak çaba göstermelidir.

İnsan bütün bu hususlarda imanî saiklerle teslimiyet gösterdiği halde teslimiyetine kusur ya da halel karışmış olabilir. Bu, teslimiyetin içten bir rıza ve isteğe dayanmaması, içine bir hoşnutsuzluk ya da sıkıntı karışması ile tezahür eder. Bu kusurdan kurtulmak için kulun gayret göstermesi gerekir.

Eğer teslimiyet bu kusurdan arınırsa kişiyi bilginin zahirinden manasına ve hakikatine götürür. Kişi taklitten yakîne (kesin bilgiye), oradan da Peygamber'in (s) haber verdiği şeyleri sanki görüyormuş gibi bir hâle ulaşır. Rabbimiz şöyle buyurur:

“Kendilerine ilim verilenler, sana Rabbinden indirilenin hak olduğunu görürler.”
(Sebe, 6)

“Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, kör gibi olur mu?”
(Ra’d, 19)

Böylece kişi, bilgiden yakîne, iman bilgisinden imanın tadını almaya, tevekkül bilgisinden tevekkül haline ulaşır. Doğru bilgi, doğru hale dönüşür. Nitekim halin (yaşanmışlığın) etkisi, salt bilginin etkisinden daha güçlüdür.

Bu açıklamalardan anlaşılmaktadır ki teslimiyet, imanın en yüce makamlarındandır. Teslimiyet, nübüvvetten sonra gelen sıddıkiyetin özüdür. Teslimiyeti en güçlü olanlar, en kâmil sıddıklardır. Bu makama ulaşan kişi, korkutucu olaylardan etkilenmez, tehlikelerden çekinmez, istenmeyen hadiselere teslim olmaz, şer gibi görünen vakaların arkasındaki hikmete iman eder, bu ve benzeri durumlarda sabrı kuşanarak akıbetin hayır olacağından şüphe duymaz. “Şu hâlde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç/akıbet takva sahiplerinindir.” (Hûd, 49)

Ezcümle kişi teslimiyetin kalesinde güvendedir.


1- Bu makale İbn Kayyim el-Cevziyye’nin “Medâric’s-Sâlikîn” adlı eserinden yararlanarak hazırlanmıştır.

2- Tahâviyye Akidesi Şerhi, c. 54, s. 11. Yine bkz. İbn Kayyim el-Cevziyye, es-Savâik el-Mürsele, c. 4, s. 1560.

Muhammed Ekrem Çavuş Arşivi