İnsanlık tarihi, zalimin zulmünün eninde sonunda kendi ayaklarına dolandığı ibretlik vakalarla doludur. Son yıllarda özellikle yakın coğrafyamızda şahit olduğumuz tablo, Batı medeniyetinin üzerine inşa edildiği "insan hakları", "demokrasi" ve "özgürlük" gibi kavramların, konu Siyonist rejimin çıkarları olduğunda nasıl birer koca yalana dönüştüğünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir. Avrupa, on yıllardır Siyonist İsrail’in İslam coğrafyasındaki hukuk tanımaz şımarıklığını, işgalini ve katliamlarını bazen sükûtla, çoğu zaman da aktif siyasi, askerî ve ekonomik destekle finanse etti. Ancak bugün gelinen noktada destekledikleri o zalim el, ilahi adaletin tecellisi olarak şimdi Avrupa'nın kendi boğazını sıkmaktadır.
İsrail ve ABD ikilisinin bölgeyi ateşe atan, son olarak İran’ı hedef alan saldırgan politikaları, bumerang etkisiyle Avrupa’nın kapısına bir enerji ve çöküş krizi olarak dayanmış durumda. Avrupa onca tavizine ve yardakçılığına rağmen enerji krizinin dondurucu soğuğuyla baş başa bırakılmıştır.
Siyonist Şımarıklığın Avrupa Başkentlerindeki Kredisi
İkinci Dünya Savaşı sonrası şekillenen suçluluk psikolojisinin esiri olan Avrupa başkentleri, on yıllardır İsrail’in her türlü uluslararası hukuk ihlalini meşrulaştırma yarışına girmiştir. Gazze'de, Batı Şeria'da, Kudüs’te ya da Lübnan'da Müslümanlar Siyonist çete tarafından katledilirken Berlin, Paris ve Londra yönetimleri bu vahşeti “İsrail'in kendini savunma hakkı” kılıfıyla örtbas etmişlerdir.
Avrupa ülkeleri, sırf Siyonist lobileri memnun etmek uğruna kendi başkentlerinde Filistin'e destek yürüyüşlerini yasaklayacak, kendi vatandaşlarını Filistin bayrağı açtılar diye derdest edecek kadar akıl tutulması yaşamış, “demokratik” değerlerini İsrail'in ayakları altına sermişlerdir.
Ancak İslam coğrafyasını istikrarsızlaştıran bu körü körüne destek, nihayetinde küresel enerji hatlarının merkezini ateşe vererek Avrupa için bir varoluşsal krize dönüşmüştür.
ABD ve İsrail'in İran Macerası: Ortadoğu'dan Avrupa'ya Sıçrayan Kıvılcım
İsrail'in doymak bilmez kan arzusu ve bölgesel hegemonya rüyası uğruna ABD'yi de arkasına alarak İran'a yönelik başlattığı saldırılar, yalnızca bölgesel bir çatışma değil, küresel bir ekonomik fay hattının kırılması olarak karşımıza çıktı.
Ortadoğu, malum olduğu üzere dünya petrol ve doğalgaz rezervlerinin kalbidir. Özellikle Hürmüz Boğazı gibi petrol sevkiyatının yaklaşık beşte birinin (günlük 20 milyon varil civarı) geçtiği bir darboğazın çatışma riskiyle karşı karşıya kalması, küresel enerji fiyatlarının anında fırlamasına neden olmuştur. İsrail'in bölgeyi dizayn etme kibri, Avrupa'nın fabrikalarının şalterlerini indirme noktasına getirmiştir. Petrol fiyatları savaşın başından bu yana yüzde 40 civarı artış gösterirken Avrupa’da doğalgaz fiyatları yüzde 20’nin üzerinde yükseldi. Ayrıca tarım ve dolayısıyla gıda fiyatlarını da etkileyen gübrenin fiyatı da yüzde 30 arttı.
Rusya Ambargosundan Alınmayan Dersler
Bugün yaşanan krizin temelleri aslında birkaç yıl öncesine dayanmaktadır. ABD, Ukrayna savaşı sebebiyle Avrupa'yı Rusya'ya yaptırım yapmaya sevk etmiş ve kıtayı kendi en büyük enerji tedarikçisine ambargo uygulamaya zorlamıştı. Avrupa Birliği, Washington'un baskılarıyla Rus gazını (ki savaştan önce Avrupa'nın doğalgaz ithalatının %40'ından fazlasını oluşturuyordu) kesmiş ve bu uğurda kendi sanayisini riske atmıştı. O dönemde ABD, "Sizi enerjisiz bırakmayacağız!" diyerek Avrupa'ya güvence vermişti. Ancak sonuç tam bir hüsran oldu.
Avrupa Rusya’ya karşı alternatif olarak Körfez’den tedarik oranlarını artırdı. Ve bugün yine ABD’nin politikaları sonucu Körfez tedarik zinciri de kırılmış oldu. Avrupa Rusya krizinde yalnız bırakıldı ve şimdi de aynı durum, Ortadoğu menşeli bir enerji kriziyle tekrar yaşanıyor.
Avrupa, Rusya kaynaklı boşluğu kapatmak için sıvılaştırılmış doğalgaza (LNG) yöneldiğinde, ABD kıtaya kendi gazını satmaya başladı. Ancak bir müttefik dayanışmasıyla değil, tam bir kapitalist sömürü mantığıyla. Veriler, ABD'li enerji şirketlerinin Avrupa'ya sattıkları LNG'yi, ABD iç piyasasındaki fiyatın yer yer 3 ila 4 katı fazlasına fiyatlandırdığını göstermiştir. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bile bu duruma isyan edip "Dostluk bu değildir!" demek zorunda kalmıştı.
Şimdi, İsrail-İran gerilimiyle fırlayan enerji fiyatları karşısında ABD yine Avrupa'ya el uzatmamakta, aksine kendi silah ve enerji şirketlerinin artan kâr marjlarını hesaplamaktadır. Trump patlayan petrol fiyatları karşısında pişkin pişkin “Kârımız artıyor!” açıklamaları yapmaktadır.
Almanya'nın Çöküşü: Sanayi Devinden Enerji Dilencisine
Enerji krizinin en ağır faturasını, Avrupa'nın sanayi lokomotifi olan Almanya ödemektedir. Yıllarca ucuz Rus gazına güvenerek kimya, otomotiv ve ağır sanayisini büyüten Almanya, ABD'nin peşinden giderek bu vanaları kapattıktan sonra toparlanamadı. 2023 yılında ekonomisi %0,3 oranında küçülen Almanya, resesyondan bir türlü çıkamadı. Dünyanın en büyük şirketlerinden bazıları yüksek enerji maliyetleri nedeniyle Almanya'daki fabrikalarını küçültme ya da kapatma kararı alarak üretimlerini Çin, ABD ya da başka ülkelere kaydırma yoluna gitti.
Almanya'nın İsrail'e kayıtsız şartsız silah ve siyasi destek vermesi, ne yazık ki kendi fabrikalarının bacalarının tütmesini sağlamıyor. Aksine, destekledikleri savaş makinesi Almanya'nın enerji damarlarını bir bir kesiyor.
İngiltere'de Kışın Soğuk Yüzü: Enflasyon ve Enerji Yoksulluğu
Bir diğer çarpıcı örnek ise Siyonizm'in bu topraklara yerleşmesinin tarihî mimarlarından olan İngiltere'dir. Balfour Deklarasyonu'nun sahibi olan Birleşik Krallık, bugün ektiğini biçmektedir. Petrol kuyularına sahip olmakla birlikte doğalgazda aşırı derecede dışa bağımlı olan İngiliz ekonomisi, art arda gelen enerji şoklarıyla sarsılmaktadır. 2022-2024 yılları arasında İngiltere'de ortalama hane halkı enerji faturaları yıllık 1.000 sterlin seviyelerinden 2.500-3.000 sterlin bantlarına fırlamıştır. Milyonlarca İngiliz vatandaşı yakıt kriziyle karşı karşıya kalmış, insanlar ısınmak ile doymak ikilemiyle baş başa kalmıştır.
Özellikle enerji enflasyonu son 40 yılın zirvelerini test ederken, İngiliz hükümeti İsrail'in İran ve Lübnan saldırılarına arka çıkmaya devam etmiş, ancak kendi halkını soğuktan koruyacak bir çözüm üretememiştir. Bunun yerine yeni inşaatlara doğalgaz sistemi yerine güneş enerjisi panelleri yerleştirilmesini salık vermiştir.
İsrail'in Umursamazlığı: Avrupa'nın Fedakârlığına Karşı Nankörlük
Ortadaki en trajikomik durumlardan biri de İsrail'in tavrıdır. Avrupa devletleri kendi ekonomilerini batırmak pahasına diplomatik kredilerini İsrail için tüketirken, Tel Aviv yönetiminin Avrupa'nın dertleriyle zerre kadar ilgilenmemesidir.
Doğu Akdeniz'deki çalıntı gaz rezervlerini (Leviathan ve Tamar) pazarlarken Avrupa'ya alternatif enerji merkezi olma vaatleri sunan İsrail, kriz patlak verdiğinde sadece kendi güvenliğini ve işgal politikalarını düşünmüştür. Avrupa'nın içine düştüğü ekonomik dar boğaz, binlerce masumun kanını döken Siyonist yönetimin umurunda dahi olmamıştır.
Batı, besleyip büyüttüğü bu şımarık gücün, gerektiğinde kendi hamilerini bile nasıl ateşe attığını acı bir şekilde tecrübe etmektedir.
Avrupa'nın yaşadığı bu buhran sadece ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki ve sistemiktir. İslamofobiyi körükleyerek Müslümanları öteki ilan ederek ve Ortadoğu'daki zalim rejimleri/işgalcileri destekleyerek kendi refahını sürdürebileceğini zanneden Batı merkezli dünya düzeni iflas etmiştir. İsrail'in saldırganlığına sessiz kalan Avrupa, artık güvenli bir sığınak değildir.
Sosyal refah devletleri çatırdamakta, aşırı sağcı ırkçı partiler yükselmekte ve toplumsal barış bozulmaktadır. Kendi çıkarları için dünyayı ateşe veren emperyalist nizam, kendi ürettiği krizlerin altında ezilmektedir.
Sonuç: Zulme Ortak Olmanın İlahi ve Dünyevi Bedeli
"Zulüm ile abat olanın, ahiri berbat olur." Bugün Avrupa'nın yaşadığı siyasi ve ekonomik krizler, mazlum kanı üzerine inşa edilen bir refahın sürdürülemez olduğunun dünyevi bir kanıtıdır. Yıllarca Siyonist işgale arka çıkan, Gazze'de çocukların katledilmesine kulak tıkayan, Amerikan emperyalizminin dümen suyunda giden Avrupa, bugün stratejik müttefikleri tarafından bir kenara atılmış durumdadır.
Batı ya İslam coğrafyasına adalet ve hakkaniyet temelinde yaklaşmayı öğrenecek ve İsrail'in bu küstah saldırganlığına dur diyecek ya da kendi ürettiği canavarın ellerinde, enerjisiz, kışın karanlığında ve kendi kibrinin dondurucu soğuğunda kaybolup gidecektir.

