Başörtüsü yasağı tamam! Sıra “Siyasal İslam” yasağında

Başörtüsü yasağı tamam! Sıra “Siyasal İslam” yasağında

Dr. Bekir Tank, Avusturya’nın başörtüsü yasağından “siyasal İslam” yasağına uzanan politikalarının Müslümanların temel haklarını hedef alan daha kapsamlı bir baskı sürecine işaret ettiğini belirtiyor.

Başörtüsü Yasağı Tamam! Sıra “Siyasal İslam” Yasağında

Dr. Bekir Tank / Doğru Haber

Geçen haftaki yazımızda Avusturya’daki okulların başörtüsü yasağıyla başlayacağını bildirmiştik. 14 yaşın altındaki kız öğrencilere başörtüsünü yasaklayan yasa Eylül ayı itibariyle yürürlüğe girdi. Kamuoyu yasağı henüz tartışıyorken ve başta on binlerce mağdur öğrenci olmak üzere Müslümanlar bu hak gaspının şokunu yaşıyorken, hükümet müjdesini (!) verdiği yeni yasaklarla Müslümanlara yönelik baskının çıtasını da biraz daha yükseltmiş oldu.

Yolda olan yasağın adı “Siyasal İslam”, Almanca deyimiyle “Politischer Islam”.

Siyasal İslam! Önü, arkası, eni ve boyu ve dahi içi – içeriği belli olmayan bir kavram… Bu kavramın içini onlar dolduracak ve sınırlarını onlar belirleyecek… Böyle bir yasak çıktıktan sonra değil binlerce veya on binlerce Müslümanı, isterlerse yüz binlercesini suçlu gösterip çeşitli cezalara çarptırabilirler.

Aslında inanca yönelik kısıtlama ve yasaklar Anayasaya aykırıdır. Nitekim bu aykırılık nedeniyledir ki, Anayasa Mahkemesi, 2020 yılındaki hükümetin başörtüsünü yasaklayan yasasını iptal etmişti. Bu defa da aynı hassasiyeti gösterecek mi, bilmiyoruz.

Bu arada Avusturya İslam Diyaneti de bu yasanın iptali için anayasa mahkemesine başvurmuş ve süreç, başörtü mağdurlarının şahitliğinde devam edecektir. Hükümetin bu yasakta tutunduğu tek nokta şudur: “Karar verme çağında olmayan kız çocuklarını ailelerinin baskılarına karşı korumak”. Görüldüğü gibi oldukça sübjektif, yanlı, kötü niyetli iddiadan hareketle yapılan bir yasak… Anayasa Mahkemesi üyeleri bu kez de selefleri gibi yasağı iptal mi ederler, yoksa siyasi iradeye boyun mu eğerler, göreceğiz…

Ancak üzülerek belirtelim ki, hükümetin toplumsal barışı ve güveni tehdit eden icraatları ve söylemleri sadece başörtüsü yasağıyla sınırlı değildir. Toplumun %10nu oluşturan Müslümanları “politik İslam” kavramı üzerinden potansiyel bir tehlike gibi gösteren demeçler de bu tehdidin şiddetini daha bir arttırmaktadır. Mesela şu sözler Sayın Başbakan Stocker’e aittir: “İslamcılık ciddi bir problemdir, İslamcı terör ondan da daha ciddi. Ancak Avusturya şimdiye kadar bu hassas konuyla nasıl mücadele edeceğini kanıtlayamadı.”

Toplumsal barışı ve güveni tehdit eden demeçleriyle dikkat çeken yetkililerden bir diğeri de Entegrasyon Bakanı Sayın Claudia Bauer’dir. Bauer de, “politik İslam”ı yasaklayacak olan bir yasa üzerinde çalıştıklarını kamuoyuna duyurdu.

Tabii, Avusturya bu hak gaspında yalnız değildir. Diğer Avrupa ülkeleri de aynı şiddette Müslümanların üzerine gidiyorlar ve kendilerinin ürettikleri “politik İslam”, “aşırı İslamcılık”, “seleficilik” ve daha birçok kavram üzerinden Müslümanların anayasal güvence altındaki temel haklarını gasp etmeye çalışıyorlar.

Müslümanlar olarak genel ve dahi büyük sorunumuz, inancımızla birlikte örnek olamayışımızdır. Örneğin, İslam’ın koyduğu bütün emir ve yasaklar Müslümanları güvenli birer insana dönüştürmekle kalmıyor, aynı zamanda gayrimüslimler için de birer güven kaynağı oluyor. Bu arada gözden kaçırmamamız gereken diğer bir gerçek de şudur: Avrupa hükümetleri Müslümanlara yönelik baskı ve yasaklarla hem Gazze soykırımındaki ve Rus - Ukrayna Savaşındaki suç ortaklıklarını ve hem de artık cepleri yakan ekonomik başarısızlıklarını dikkatlerden uzaklaştırmış oluyorlar.

Hani hayat düsturu yaptığımız bir söz vardır; “her şerde bir hayır vardır”. Ancak bu ne durup dururken olur, ne de kendi kendine… Şerri hayra tebdili, Müslümanların yükümlülüklerini yerine getirmeleriyle gerçekleşir ancak. Öyleyse biz de öyle yapalım. Sonrasında da bakalım Mevla’mız neyler. Şüphesiz ki, neylerse, güzel eyler…

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir