Suriye Devrimi: Süreç, Sorunlar ve Sorumluluklar
HAKSÖZ Sayı: 418 Ocak 2026

Gençlik yıllarımızdan beri Filistin hem duamız hem davamız olmuştur. İran Devrimi, büyük bir heyecan yaratmıştı. Akabinde bu devrime yönelik umutlar sarsıldı, ancak Rabbimiz bize yeni ümit kapıları açtı. Afganistan ve ardından Suriye zaferi geldi.

Yeryüzündeki sahih İslam mücadeleleri gerek anlam ve amaç gerekse mücadele ahlakı açısından birbirinden kopuk değildir. Bunun en güzel örneği, tarihsel süreçte Filistin ve Suriye coğrafyalarının ilişkisidir. Geçmişte Kudüs’e giden yol Şam’dan geçmiştir. Yakın tarihte de Şam, Kudüs ve Gazze’ye mücahidler ve liderler yetiştirmiştir. İnşallah yakın gelecekte Kudüs’ün yolu yeniden Şam’dan geçecektir. Allahu a’lem.

Aksa Tufanı ile Gazze ayağa kalkınca Allah bize Şam’ın fethini nasip etti. Tarih adeta tekerrür ediyor. Bugün İdlib’de yetişen çekirdek kadro, Suriye önderliğinde İslam ümmetinin yeniden ayağa kalkmasının fitilini yakacak bir potansiyele sahiptir.

Suriye’de Müslümanlar mücadele azmi ve ümidi açısından hepimize örnek oldular. İslam’ın hakikatleri ile ilmek ilmek örülen bir desen gibi ilerlediler. “Sen azimle Allah’a dayanarak mücadeleye devam et ki ‘Bittim!’ dediğin yerde Allah yetişecek, yepyeni kapılar açacaktır. Zafer Allah’ındır, O’nun takdirindedir.” dediler.

Suriye Devrimi, Kur’an ayetleri ışığında muzaffer olmanın yollarını ve sünnetullah çerçevesinde Hakk Teâlâ’nın yardımına ulaşmanın mümkün olduğunu göstermiştir. Suriyeli devrimcilerin kazandığı zafer bir tesadüf değildi. Mücahidler hem sebepler âleminin şartlarına uygun olarak ellerinden geleni yaptı hem de Rablerine karşı kulluk görevlerini yerine getirdiler. Neticede de zafere ulaştılar.

Suriyeli mücahidler, zaferle sonuçlanan son operasyonda birlik ve beraberlik içinde hareket ettiler. İrili ufaklı birçok direnişçi grup, son operasyonda güçlerini birleştirdi. Bu mücadele türedî değil, özgündür; Suriye’nin bağrından neşet etmiştir. Esed rejimi ve beraberindeki gruplar ise kökü dışarıda ya da küresel emperyalizme hizmet eden zalimlerdi.

Sayıları sınırlı ve teçhizatları zayıf olan mücahidlerin kısa sürede Suriye’yi özgürleştirmesi üzerine birçok spekülasyon yapılmıştır. Bu zaferin altında ne bir bit yeniği vardır ne İsrail ve Amerika’nın gizli planı ne de Türkiye’nin bir oyunu. Oysa Allah’ın planı göz ardı edilmiştir. Hem adı geçen ülkelerin beyanları hem de zafer sonrası süreçler, durumun böyle olmadığını göstermektedir. Bu tür spekülasyonlar, genellikle amaçlı yapılmaktadır; tıpkı Afganistan’da mücahidlerin kazandığı zaferden sonra veya Mısır’da Mursi’nin iktidara gelmesinin akabinde yapıldığı gibi.

Kur’an-ı Hâkim, müminlerin her daim muzaffer olacağını veya elde ettikleri iktidarın kalıcı olacağını garanti etmez. Doğru yollarla elde tutulmaz ve doğru yönetim usulü benimsenmezse müminlerin iktidarı elden gidebilir. Adaletle hükmetmek, hikmetle yönetmek, insanların hürriyet haklarına saygı göstermek ve kamu haklarını gözetmek gibi temel yönetim ilkelerine uyulmazsa Suriye’deki mevcut yönetim de kalıcı olamayacaktır.

Devrim Sonrası Sürece Dair Genel Değerlendirme

8 Aralık 2024: Suriye’de zalim Baas rejiminin devrilmesiyle başlayan süreç, yeni yönetimin iç ve dış politikada benimsediği yönelimleri, meşruiyet arayışını ve karşılaştığı meydan okumaları ortaya koymuştur.

Yeni Yönetim ve Meşruiyet İnşası: Ahmed eş-Şara önderliğinde kurulan yeni yönetim, savaşın yol açtığı siyasal, toplumsal ve kurumsal tahribatı onarmayı hedefleyen kapsamlı bir meşruiyet inşa süreci başlatmıştır. Üniter devlet yapısının yeniden tesisi, toplumsal kapsayıcılığı önceleyen politikalar, ulusal diyalog konferansı, af yasası, meclis seçimleri ve geçici anayasa bu stratejinin temel dayanaklarıdır.

Kapsayıcılık ve Eşitlik: Etnik, dinî ve mezhebî azınlıklara yönelik söylem ve eylemler, kurumsal temsiliyette çeşitlilik, atamalarda denge politikaları ve geçici anayasa aracılığıyla eşit vatandaşlık ilkesi, bu vizyonun somut göstergeleridir.

Ulusal Diyalog Konferansı: Şubat 2025’te düzenlenen konferans yeni yönetimin meşruiyet inşa sürecinin kritik dönüm noktalarından biridir. Katılımcı temsiliyet ve alınan kararların kurucu niteliği, hükümetin halkın rızasına dayalı bir yönetim mimarisi oluşturma kapasitesini göstermektedir.

Çoğulcu Hükümet ve Seçimler: 29 Mart 2025’te kurulan hükümet ve 14 Haziran 2025’teki Halk Meclisi seçimleri, otoriter ve dikta bir rejim yerine halkın rızasına dayalı bir siyasal düzen inşa etmeye çalışıldığını ve geniş toplumsal mutabakat arayışının hedeflendiğini göstermektedir.

Uluslararası İlişkiler: Devrimin birinci yılında süreç, büyük fırsatların yanı sıra sert jeopolitik riskler barındırmaktadır. İsrail ve İran hariç, Rusya ve Çin dâhil birçok ülkenin Şam yönetimiyle diplomatik temas kurma girişimleri, dönüşümün uluslararası karşılığını göstermektedir.

Ekonomik ve Sosyal Yapı: Ahmed eş-Şara yönetimi, çökmüş ekonomi, zayıflamış devlet kapasitesi ve paramparça olmuş sosyo-politik doku gibi yapısal sorunları devralmıştır. Bunlar dış desteği zorunlu kılan faktörlerdir.

Dış Politika ve Diplomasi: Dinamik diplomasi ile geçmişle kesin bir kopuş sağlanmış; Suriye, kısa bir sürede bölgesel ortaklıklar ve küresel güçlerle diyalog kuran bir ülkeye dönüşmüştür. Yatırım teşvikleri, uluslararası destek, reform ve bölgesel barış taahhütleri verilmiştir.

Türkiye ile Dayanışma: Devrim öncesi gerek insani ve askerî destek gerekse Suriyelilerin Türkiye’ye göçünde gösterilen kardeşlik iki toplum arasında kalpleri yakınlaştırmıştır. Devrim sonrası süreçte Türkiye ile çok boyutlu ve derin iş birliği kurulmuş, savunma ve güvenlik alanları öne çıkmıştır. Şara’nın üç kez Türkiye’yi ziyaret etmesi, ortaklık arayışını göstermektedir.

ABD ile İlişkiler: ABD, Ahmed Şara yönetimini uluslararası meşruiyet testinden geçirirken siyasal destek sunma görüntüsü vermektedir. Bununla birlikte Şam yönetimini bölgesel denklemde bir ortak olarak konumlandırma eğilimi ve Suriye’nin mali ve stratejik açıdan kendisine daha fazla bağımlı hale gelmesi niyeti gözlerden kaçmamalıdır.

İç Güvenlik: Eski rejim milislerinin dağınık ve kontrolsüz yapısı, devrimin akabindeki süreçte Suriye’de en ciddi iç güvenlik tehdidi olarak öne çıkmıştır. Ancak Şam yönetimi, bu tehdidi genel af uygulamaları, uzlaşı merkezleri ve kapsamlı askerî operasyonlar yoluyla büyük ölçüde kontrol altına almayı başarmıştır. Yine de bu milis grupların olası dış destekle özellikle sahil bölgelerinde yeniden örgütlenme ihtimali, uzun vadeli bir güvenlik riski olarak varlığını korumaktadır.

Uyuşturucu ve Silah Kaçakçılığı: Şam yönetiminin uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile mücadelesi, Batı’da Lübnan, Güney’de Ürdün ve Doğu’da Irak sınırında yoğunlaşmıştır.

Güvenlik Sorunları ve İsrail: Ahmed Şara’nın devraldığı güvenlikle ilgili en kritik sorunların başında Golan Tepeleri ve Hermon Dağı’ndaki İsrail işgali ile kuzey bölgelerde SDG’nin siyasi-askerî statüsünün çözülememesi gelmektedir. İsrail ordusunun Kuneytra’dan Süveyda’ya ve Hermon Dağı’na kadar uzanan hattaki askerî varlığını sürdürmesi, Güney Suriye’nin hassasiyetini artırmaktadır. Kuzeyde ise SDG dosyası, Ankara-Washington-İmralı üçgeninin belirleyici olduğu karmaşık bir güvenlik müzakeresine dönüşmüş durumdadır. Dolayısıyla, Esed sonrası dönemde Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik en ciddi dış tehdit İsrail’den gelmektedir. Askerî işgaller, düzenli hava saldırıları ve Dürzi azınlığa hamilik ve onları kışkırtmak suretiyle İsrail, Şam yönetimini zayıflatmayı hedeflemektedir. Siyonistler, Suriye’nin zayıf, parçalanmış ve merkezî otoriteden yoksun bir yapıda kalmasını stratejik bir öncelik olarak benimsemiştir. Ayrıca İsrail’in Suriye’nin güneydoğusunda “silahsızlandırılmış geniş bir bölge” oluşturma çabası, Şam açısından hem toprak bütünlüğünü hem de siyasal egemenliği zorlayan bir gelişmedir.

SDG ile Müzakereler: Şam yönetimi, SDG’nin silahsızlanması ve merkezî yapıya entegrasyonu için siyasi müzakereleri tercih etmiştir. İmzalanan mutabakatlara rağmen SDG, özerk yapısını koruma ısrarını sürdürerek müzakereleri bilinçli şekilde tıkamaktadır. Bu durum, Şam–SDG uzlaşısının geleceği konusunda ciddi belirsizlikler doğurmakta ve ülkenin hem siyasi birliği hem de güvenliği açısından risk oluşturmaktadır.

DAİŞ Tehdidi: Rejimin devrilmesinin ardından yeni bir strateji benimseyen DAİŞ, Suriye’deki dinî ve mezhepsel azınlıkları hedef alarak toplumsal fay hatlarını harekete geçirmeyi ve ülkedeki yabancı savaşçıları saflarına çekerek yavaş ve istikrarlı adımlarla operasyonel kapasitesini artırmayı amaçlamaktadır.

Toplumsal Beklentiler ve Yeniden İnşa: Suriye halkı, ülkedeki rejim değişikliğini tarihsel bir fırsat görmekte ve yeni yönetime büyük oranda güvenmektedir. Ancak bu umudun kırılgan bir psikolojik zemin üzerinde olduğu da gözden kaçmamalıdır. Suriye halkının uzun yıllar sonra baskısız bir siyasal ortama kavuşması çok önemli bir kazanım olmakla birlikte, devrim siyasal mekanizmanın hazırlıksızlığını da açığa çıkarmıştır.

En acil beklentilerden biri, ağır aksak ilerleyen ekonomik, sosyal ve kültürel yeniden inşa sürecinin hızlı biçimde başlatılmasıdır. Ülkeye göç sonrası dönmeyen ciddi bir kitlenin varlığı ve toplumun hâlâ üçte birinin göç etmeyi düşünmesi, mevcut iyimserliğin sürdürülmesini zorlaştırmaktadır. Bu durumun başlıca nedenleri ekonomik belirsizlik ve güvenlik risklerinin tam olarak ortadan kaldırılamamış olmasıdır. Dolayısıyla mevcut iyimserliğin sürdürülebilmesi ve yeni yönetimin orta ve uzun vadede meşruiyetini koruyabilmesi için, özellikle ekonomi ve kamu hizmetleri alanlarında hızlı ve somut iyileşmeler sağlanmalıdır.

Siyasi atmosfer umut verici olsa da toplumsal ruh hâli umut ve kaygı arasında seyretmektedir. Bu tablo, geçiş sürecinde sosyal istikrar, kapsayıcı yönetim ve ekonomik toparlanmanın birlikte ilerlemesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, 1982’den bu yana farklı dalgalarla ülkeyi terk eden eğitimli nüfusun yeniden inşa sürecine entegre edilmesi, kritik bir potansiyel olarak görülmektedir.

Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni Suriye, savaş sonrası dönemde temkinli bir iyimserlikle umut verici bir başlangıç yapmıştır. Ülke, ulusal birlik, siyasal meşruiyet ve bölgesel uyum temelinde yeniden inşa edilebilir bir potansiyel göstermektedir.

İslami Kadroların Rolü ve Öncelikler

Suriye’de İslami kimliği esas alan kadrolar, 14 yıllık mücadelenin sonucunda Allah rızasını gözeterek zafer kazanmış ve bugün devrimlerine sahip çıkmaktadırlar. Müslümanların değerlerine ve mücadelelerine önem vermeyen seküler zihinler veya emperyal paradigmalar, Suriye’yi inşa sürecinde gerek siyasi gerek insan hakları gerekse eğitim ve din gibi birçok alanda kendi gündemlerini dayatmaktadır. Bunca mücadele, Suriye’yi Batılı ve seküler değerlere göre inşa etmek için verilmemiştir. Suriye’de Müslümanlar, ülkelerini kendi ilkeleri, değerleri ve metotlarıyla yeniden inşa edeceklerdir.

Suriyeli Müslümanların önceliği, devrimi adil bir yönetimle ayakta tutmaktır; intikam değil, şefkat ve adaleti öncelemektedirler. Bu kadroların inşa adımlarının desteklenmesi için her türlü çaba sarf edilmelidir. Gazze’ye yönelik haklı yoğun gündemimiz nedeniyle Suriye meselesi zaman zaman arka planda kalmıştır. Özellikle Türkiyeli Müslümanlar nezdinde olmak üzere küresel anlamda tekrar gündemleştirilmesi önemlidir.

Suriye’nin köklü bir İslam külliyatı ve birikimi mevcuttur. Devrim sonrası İslami hareket, eğitim, tebliğ ve davet çalışmalarını canlı bir şekilde sürdürmektedir. Ülkenin her yanı İslami yapıda değildir ve farklı inanç ile etnik gruplara hiçbir baskı veya zorlama yapılmamaktadır. Sivil toplumlar ve İslami yapılanmalar, bu çalışmalara her türlü malzeme, materyal ve kaynak desteğini artırmalıdır. Ekonomisini hâlâ toparlayamayan ülkeye ayni ve nakdi yardım organizasyonları devam etmelidir; özellikle eğitim ve yetim kurumlarına destek artırılmalıdır. Ayrıca sağlık ve psikososyal destek çalışmalarında organize olunmalı, yerel sivil toplum hareketlerinin yapılanması sağlanmalı, mevcut olanlar güçlendirilmeli ve güçlü partnerlik ilişkileriyle iş birlikleri tesis edilmelidir.

Devrim sürecinde ülkemizle oluşturulan kardeşlik duvarının tahkim edilmesi için gönül köprüleri kurulmalı ve Kur’an’ın isar ayetleri çerçevesinde fedakârlıklar yapılmalıdır.

Lütfi Çiftci Arşivi