İsrail, Sovyetler’in Yıkılış Dönemini mi Yaşıyor?
Haksöz Dergisi Sayı: 410

Yirmi yıl önce, Rus asıllı Amerikalı antropolog Alexei Yurchak, Sovyetler Birliği’nin son yirmi yılına damgasını vuran absürt ve akıl almaz durumunu tanımlamak için “hipernormalleşme” terimini ortaya attı.

Bahsi geçen o dönemde hem vatandaşlar hem de yetkililer Sovyet sisteminin işlevsiz olduğunu ve artık gerçekliği yansıtmadığını biliyordu ve bilmelerine rağmen herkes sanki hiçbir sorun yokmuş gibi davranmaya devam ediyordu.

Berlin Duvarı’nın yıkılacağını ya da güçlü sandıkları Sovyetler Birliği’nin 15 bağımsız devlete parçalanacağını, 1990’larda ise Rusya’nın, buğdayını, ABD’den ithal etmek zorunda kalacağını pek az kişi tahmin edebilirdi. Geriye dönüp baktığımızda, bu sistemin ne kadar bozuk olduğunu görmek ve Yurchak’ın “hipernormalleşmiş” olarak tanımladığı yapının ne kadar mantıktan uzak ve sürdürülemez olduğunu anlamak kolay.

Şöyle bir tabloyu gözümüzün önüne getirelim: İsrail ordusunun Gazze’de 15 sağlık çalışanı ve kurtarma görevlisini öldürdüğü bildirildi. Bu anlardan biri kameraya kaydedildi ve bu kayıt, İsrail ordusunun durum hakkındaki resmî açıklamasını çürüttü. Tüm dünya şimdi bu durumu konuşmaya, soruşturmaya başladı. Ancak İsrail’de bu olay neredeyse hiç yankı bulmadı. Ne bir kamuoyu muhasebesi yapıldı ne de -rehinelerin aileleri dışında- ahlaki bir sorgulama yapıldı ki onların, sevdiklerinin yaşamı için mücadele etmeye devam ederken Gazze’de iki milyon Filistinlinin felaket boyutundaki acılarını görmezden geldiklerini belirtmek gerek.

Kurtarma görevlilerinin distopik filmleri andırır bir şekilde, izahsız ve tamamen keyfî bir şekilde öldürülmüş olması ve İsrail topluluğunun bu olay başka bir gezegende yaşanmış gibi hayatına devam etmesi, gerçekten akıl almaz derecede dehşet verici. Tek bir İsrailli siyasetçi bu olaya ilişkin bir soru yöneltmedi ya da eleştiride bulunmadı. Bu delilik ortamında, İsrail toplumu sanki gerçekle tüm bağını koparmış bir bilişsel çelişki hali içinde görünüyor.

Devlet Kurumlarını Devre Dışı Bırakma

Geçtiğimiz yılın sonlarına doğru, Uluslararası Af Örgütünün İsrail şubesi, Gazze’deki soykırımla ilgili örgütün kendi hazırladığı raporu kabul etmeyi reddetti. Oysaki bu şube Gazze’deki dehşet olaylara ve bunları meşrulaştıran kamu söylemine doğrudan tanıklık eden yapıydı.

İsrail’in yürüttüğü savaş, Gazze’de 50.800’den fazla insanın ölümüne yol açtı ve kitlesel bir açlığa sebep oldu. İsrailin bu şiddeti “hipernormalleşmiş” bir şekilde kabullenmesi, ülkenin gitgide daha da absürt bir hal almasına eşlik ediyor. Öyle ki başbakan bizzat devletin kurumsal yapılarını parçalamaya girişmiş durumda.

Son Macaristan ziyaretinde, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Budapeşte Devlet Üniversitesi tarafından fahri doktora ile ödüllendirildi. Görünüşe göre, bir soykırımdan sorumlu olmak ve Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından aranan biri olmak, akademik ödül almak için yeterli bir nitelik. Daha da şaşırtıcı olanı ise memur yetiştirmeyi amaçlayan bir kurumda Netanyahu’nun kamu hizmetini doğrudan hedef alması ve babasının “derin devletin gücü” hakkındaki uyarısını gündeme getirmesiydi.

Bu terimin, demokratik denetim dışında faaliyet gösteren general ve üst düzey bürokratların gizli ağlarını tanımlamak için 1990’lar Türkiye’sinde ortaya çıktığı düşünülüyor. Ancak Netanyahu da çok iyi biliyor ki İsrail’de derin devlet yok çünkü buna ihtiyaçları yok.

İsrail’in ana üç kurumunu ele alalım: ordu, polis ve Yüksek Mahkeme.

Ordu, 7 Ekim 2023’teki başarısızlıklarının ardından büyük bir sarsıntı geçiriyor; birçok komutan ya istifa etti ya da görevden alındı. Polis hizmetleri, aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in etkisiyle dağılma sürecine girmiş durumda; istihbarat teşkilatı Shin Bet ise “Kahanistler tarafından sızma” iddialarını soruşturuyor.

Yüksek Mahkeme ise genellikle solcu ya da liberal bir ajandayı teşvik etmekle suçlanıyor; ancak aslında İsrail’i uluslararası alanda korumaya odaklanmış durumda. Kimlik meseleleriyle karşı karşıya kaldığında -Filistinli vatandaşlar üzerinde Yahudi üstünlüğünü pekiştiren tartışmalı ulus devlet yasası gibi- mahkeme, eksiksiz yasal tasdik sağlıyor. Bu mahkemenin aynı zamanda işgal altındaki Batı Şeria’da yerleşimcilerin toprak gaspını da meşrulaştıran mahkeme olduğunu belirtelim.

Normal demokrasilerin aksine, İsrail'de güvenlik figürleri sadece takdir edilmekle kalmaz; aynı zamanda doğrudan profesyonel bir şekilde siyasete yönlendirilir. Moşe Dayan’dan Yitzhak Rabin, Ariel Şaron, Şaul Mofaz, Benny Gantz ve daha birçok isimde olduğu gibi, güvenlik geçmişinin iktidara açılan kestirme bir yol olduğu açık.

Aynı zamanda, Netanyahu bürokratik kontrolü eleştirirken, eşi ve oğlu, yasal yetkileri olmamasına rağmen üst düzey devlet atamalarına müdahale etmekle suçlanıyor. Her ikisi de nüfusun bazı kesimleri tarafından idol haline getirilirken, diğerleri tarafından nefret edilen figürler haline gelmiş durumda.

İsrail’in Güç Takıntısı

İsrail’in içsel çöküşü bir yana, Netanyahu tehlikeli bölgesel hedeflerini sürdürmeye devam ediyor. Beyaz Saray’a yaptığı son ziyaretten döner dönmez, ABD ile İran arasındaki müzakerelerde belirli şartlar sağlanmazsa Washington’a İran’a saldırı seçeneğini düşünmesini önerdiği bildirildi. Aynı zamanda, Suriyelilerin kendi gelecekleri üzerinde hiçbir söz hakkı yokmuş gibi Suriye’de gerçekleştirilecek ve İsrail’in stratejik çıkarlarına hizmet edecek parçalanmayı teşvik ediyor.

Netanyahu, Arap dünyası ve uluslararası toplum bu fikri küresel istikrar için tehlikeli bir tehdit olarak reddetmesine rağmen, hâlâ Gazze’nin zorunlu tahliyesine dair konuşmalar yapmayı sürdürüyor.

Tüm bunlara rağmen, İsrail otoyollarında hâlâ ABD Başkanı Donald Trump ile Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın dev reklam panoları görülüyor. Üzerlerinde şu slogan yazılı: “İsrail, Suudi Arabistan ile normalleşmeye hazır.”

Ancak Netanyahu ve birçok İsraillinin inanmaya çalıştığının aksine, İsrail bir bölgesel hegemon olamaz. Bunun sebebi askerî gücünün yetersizliği değil; tam tersine, ABD ve Batı desteğiyle ciddi bir askerî güce sahip. Fakat yalnızca askerî gücüne yaslanıyor; diplomasi ve kültürel etki gibi yumuşak güç unsurlarını ise tamamen göz ardı ediyor.

Dünyadaki nükleer güçler, sert güçlerini yumuşak güçle dengelemeye çalışır; çünkü tankların ve yaptırımların her şeyi kontrol edemeyeceğini gayet iyi bilirler. Kültür, toplumsal değişim, iklim ve insanlar bunların da küresel ilişkileri şekillendiren unsurlar olduğunun farkındalardır.

İsrail’in sahip olmak istediği topraklar ve kontrol etmeye çalıştığı milyonlarca Suriyeli, Lübnanlı ve Filistinli açısından demografi ve coğrafya da İsrail’in lehine değildir.

İsrail’in yalnızca güç kullanımına dayalı stratejisi, şimdiden çöküş belirtileri göstermeye başladı. Rehineler meselesi etrafında şekillenen farklı toplumsal gruplar arasındaki siyasi gerilim, orduyu da etkilemeye başladı. Yedek askerler arasında yaygın bir tükenmişlik yaşanıyor. Savaşın askerler üzerindeki uzun vadeli psikolojik etkileri gerçek; toplumsal bedeli ise henüz ortaya çıkmaya başlıyor.

İsrail’de şu anda olan hiçbir şey normal değil. Bu deliliğin süresiz şekilde devam edebileceği fikri yalnızca absürt değil; aynı zamanda tehlikeli.

Sonuç olarak Netanyahu’nun bu pervasız bölgesel maceracılığının, sadece Ortadoğu’yu istikrarsızlaştırmakla kalmadığı ayrıca İsrail toplumunu da içten içe parçaladığı açık.

Middle East Eye / 9 Nisan 2025 / Çeviren: Sevranur Ayar

Abid Ebu Şehade Arşivi