Mehmet Garip Tanyıldızı / Akşam
12 Eylül'ün karakteri
Her darbenin bir karakteri vardır.
Öte yandan Türkiye'deki askeri darbelerin, toplumu uygarlaştırma misyonu gibi ortak bir karaktere sahip olduğunu da söylemek mümkün.
12 Eylül bu noktada diğer bütün darbelerden ayrışan bir karaktere sahip.
Diğer darbelerin aksine, 12 Eylül darbeyi gerçekleştirenlerin yoğun ve belirgin bir ideolojik karakteri yoktu. Sanki darbeciler, bu "uygarlaştırma" misyonundan vazgeçmiş; vatandaştan salt itaat isteyen bir yapıya bürünmüştü.
Atatürk milliyetçiliği olarak ifade edilen ideolojik söylem de aslında ideal bir vatandaş-devlet ilişkisi arzusunun yansımasıydı.
12 Eylül bu bakımdan renksiz ve kokusuzdu.
Bu nedenle daha ziyade yaşattığı acılar üzerinden konuşuldu. Belirgin bir ideolojik karakterden yoksun oluşu, darbenin genellikle absürt uygulamaları üzerinden eleştirilmesine neden oldu.
Yıldönümlerinde bile 12 Eylül'ün "utanç vesikası" olmasının ötesinde, darbenin karakteri, ideolojisi ve yapısı üzerine çok fazla şey söylenmiyor.
Solun "12 Eylül, sağın ve siyasal İslam'ın önünü açtı" iddiası da ciddi bir analizden çok, formel değerlendirmelere dayanan ve propagandist amaçlar taşıyan bir yaklaşım olarak kalıyor.
Bununla birlikte 12 Eylül'ün önemli bir karakteri vardır.
Nasıl 27 Mayıs rejim açısından kurucu bir nitelik taşıyorsa, 12 Eylül de rejimi yeniden yapılandırmayı ve siyasal kültürü yeniden kurmayı hedefleyen bir darbeydi.
Türkiye'nin modernleşme tarihinin temel özelliklerinden biri olan devlet-toplum çatışmasının en kaba biçimiyle vücut bulduğu 12 Eylül, yaşattığı acıların dışında da travmatik sonuçlar doğurdu.
Kendilerini devletin sahibi olarak gören zümrenin, toplumsal ve siyasal zemini vasatlaştırarak mevcut statükoyu tahkim etme girişimi önemli ve etkili neticeler verdi.
12 Eylül, bir yön arayışı içinde olan Türkiye'nin yönsüzlüğe mahkûm olmasına, vasatlığın ve yönsüzlüğün bir norm haline gelmesine yol açtı.
Buna mukabil 12 Eylül, 28 Şubat'la birlikte jakoben elit ittifakının birincil ortağı olan askeriyenin toplumu kurma ve dönüştürme projesinin iflasını faş etti.
Son çeyrek asırda askeri vesayet önce geriletildi, sonra da ortadan kaldırıldı.
Ancak bazı etkileri sönümlenmiş bazı etkileri varlığını sürdüren bu travmadan kurtuluş süreci Türkiye'ye epey zaman kaybettirdi.
Bugün artık mesele toplumun kendi eliyle, iradesiyle neyi kuracağıdır.

